6.000 yılı aşkın tarihi boyunca rujda kullanılan garip maddeler

6.000 yılı aşkın tarihi boyunca rujda kullanılan garip maddeler
Geçmişten bu yana ruj yapımında deniz yosunundan kanatlı böceklere, kurşundan sentetik kimyasallara kadar çok sayıda tuhaf ve tehlikeli madde kullanılmış.

6.000 yılı aşkın tarihi boyunca ruj, deniz yosunundan kınkanatlı böceklere, modern sentetik kimyasallardan geyik yağına kadar garip ve kimi zaman oldukça tehlikeli malzemeler kullanılarak yapılmış. Geçtiğimiz yıllarda, makyaj çantalarının olmazsa olmazı bazı markaların ürünlerinde kurşuna rastlanması üreticilerin organik malzemelere yönelmesine yol açtı.
Kozmetikte böylesi malzemelerin kullanılması modern çağda hayatımıza giren bir geçeklik değil. Yapılan araştırmalar geçmişte çok daha tuhaf malzemelerin kullanıldığını ortaya koyuyor.

Perrin Margaryan'ın arkeofili'nde yer alan haberine göre, 6.000 yılı aşkın tarihi boyunca ruj, deniz yosunundan kınkanatlı böceklere, modern sentetik kimyasallardan geyik yağına kadar garip ve kimi zaman oldukça tehlikeli malzemeler kullanılarak yapılmış. Geçtiğimiz yıllarda, makyaj çantalarının olmazsa olmazı bazı markaların ürünlerinde kurşuna rastlanması üreticilerin organik malzemelere yönelmesine yol açtı.

Kozmetikte böylesi malzemelerin kullanılması modern çağda hayatımıza giren bir geçeklik değil. Yapılan araştırmalar geçmişte çok daha tuhaf malzemelerin kullanıldığını ortaya koyuyor.

Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kamu Sağlığı Fakültesi’nden araştırmacılar dikkat çekecek şekilde aydınlatılmış raflarda sergilenen 32 farklı ruj ve dudak parlatıcısını inceledi. İncelenen ürünlerde, kadmiyum, kromyum, alüminyum, manganez ve makyaj malzemesi imal edilen fabrikalar gibi iş yerlerinde sıklıkla bulunan diğer metallere rastlandı.

Environmental Health Perspectives dergisinde yayımlanan araştırma, bu metallerden bazılarının sağlığa zararlı düzeye ulaştığını gösteriyor.

Ruj genellikle gün içerisinde dudakların dille ıslatılması veya ısırılmasıyla parça parça sindiriliyor. Araştırmaya göre, ruj süren kadınlar bu yolla günde ortalama 24 miligram ruj tüketiyor. Ruj gün içinde tekrar tekrar sürüldüğünde ise bu miktar 87 miligrama çıkıyor.

Ruj yoluyla vücuda alınan günlük metal miktarını sağlık yönetmelikleriyle karşılaştırarak potansiyel risk tahmininde bulunan araştırmacılar, bazı ruj ve dudak parlatıcılarının ortalama kullanımının kromyuma, sık kullanımının ise alüminyum, kadmiyum ve manganeze "aşırı maruziyet"e yol açtığını bildiriyor.

Pillerde kullanılan kadmiyuma düşük oranda maruz kalmak yüksek ateş, titreme ve kas ağrısı gibi grip benzeri belirtiler oluşturabiliyor. En kötü durumlarda ise kardiyovasküler, solunum ve diğer sistemlere saldıran bu metalin kanserle bağlantılı olduğu düşünülüyor. Kromyum, mide ülseri ve akciğer kanseri ile ilişkilendirilen bir karsinojenken, alüminyum akciğerde toksik etki gösterebiliyor.

Uzun vadede yüksek dozda manganaze maruz kalmak sinir sisteminde problemlere yol açıyor. Kromyuma maruz kalmada ise zararsız bir seviye söz konusu olmadığından, iş gücü yönetmelikleri, sanayi çalışanlarının iş yerlerinde bu metale maruziyetlerinin sınırlandırılmasını şart koşuyor. Nefes alıp verirken havada var olan alüminyuma düşük düzeyde maruz kalıyoruz, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi onaylı antasitlerde ise zararsız düzeyde alüminyum bulunuyor.

Bizim bildiğimiz şekliyle ruj 1884’de, balmumu, hint yağı ve geyiğin don yağıyla yapılmış ve ipek kağıda sarılmış halde Paris’te karşımıza çıktı. O dönemde ruj genellikle karmin kullanılarak renklendiriliyordu. Bu boya, kaktüslerin üzerinde yaşayan koşineal adlı küçük böceklerin diğer böcekleri kendilerinden uzak tutmak için ürettikleri bir kimyasal olan karminik asit ve alüminyum içeriyordu.      

Böcekler ilk kez bu rujda kadınların dudaklarını renklendirmede kullanılmıyordu. Kleopatra’nın ev yapımı rujuna kırmızı rengi veren ezilmiş kınkanatlı böcek ve karıncaydı.

Tarihçiler dudak boyamanın ilk kez antik Mezopotamya’da başladığını düşünüyor. Buradaki kadınlar yarı değerli taşların ezilmesiyle elde edilen tozları nokta halinde dudaklarına konduruyordu, diğer bir deyişle dudaklarını ıslattıklarında vücutlarına günümüz kadınları gibi kimyasal değil değerli taş giriyordu. Antik Mısır’da ise ruj, deniz yosunu, iyodin ve kullananları hasta eden bitkisel kökenli yüksek derecede toksik bir kimyasal olan brom manitin karıştırılmasıyla yapılıyordu.

Geçmişten günümüze insanlığın boyalı güzelliğe olan talebi bizlere zararlı kimyasallardan ağır metallere kadar son derece toksik malzemeleri dahi kullanmayı göze aldırmış.
 

Öne Çıkanlar