Cezaevlerinde tutuklulara yönelik hak ihlalleri yaşandığı ve işkence uygulandığı haberleri artmaya başladı.

Son olarak 3 Ekim’de bu yana Kırıkkale F Tipi Kapalı Cezaevi'nden en az 100 tutuklu, zorla başka cezaevlerine sevk edildi; götürüldükleri cezaevlerinde çıplak aramaya maruz kaldı, buna karşı çıkan tutuklular darp edildi.

4 Ekim’de Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan 1’i hasta 4 tutuklu, önce gardiyanlar tarafından darp edildi, daha sonra çıplak aramaya maruz kaldı.

7 Ekim’de Şakran T Tipi ve Kadın Kapalı cezaevlerinde gece yarısı yapılan baskınla tutukluların koğuşları arasına adli tutuklular yerleştirilmek istendi. Karşı koyan kadın tutukluların ışıksız bir depoya konulduğu öğrenildi.

Aynı gün Urfa 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi'nde koğuşlara baskın yapan 'robocop' giyimli gardiyanlar, onlarca tutukluyu toplu işkenceden geçirerek, lağım akıntısı olan odalara koydu.

9 Ekim’de ise Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutukluların kaldığı koğuşlara baskın yapılarak defterlerine el konuldu.

Cezaevlerinde işkenceyle artan hak ihlalleri devam ederken, dün Ceza İnfaz Kurumları Yıllık Değerlendirme Toplantısı’nda konuşan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ise “Suçu ne olursa olsun, cezaevinde herkesin insan onuruna yakışır muamele görme hakkına sahip olduğunu asla hatırdan çıkarmayın” açıklamasını yaptı.

Urfa 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi'nde yaşanan toplu işkence olayından sonra cezaevini ziyaret ederek tutuklularla görüşen avukat Hidayet Enmek, yaşanan hak ihlallerini ve bakan Gül'ün açıklamasını değerlendirdi.  

Tutukluların 9 Ekim Cumartesi günü aileleriyle yaptığı haftalık telefon görüşmesinde, 7 Ekim’de maruz kaldıkları hukuksuzluk ve saldırıları aktardıklarını hatırlatan avukat Enmek, aynı gün Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) ve İnsan Hakları Derneği’nden (İHD) oluşan bir heyetin cezaevine giderek tutuklularla görüşme gerçekleştirdiğini belirti.

Müvekkillerinin “hükümlü” olmasından kaynaklı hafta sonu görüşlerine gidemediklerini ifade eden Enmek, Pazartesi görüş gerçekleştirdiklerini, yaşananları tüm yönleriyle öğrenebildiklerini sözlerine ekledi.  

'3 MÜDÜRÜN TALİMATIYLA TUTUKLU VE HÜKÜMLÜLERE SALDIRI BAŞLAMIŞ'

Urfa 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi'nde görevli 3 müdürün de tutuklulara yönelik saldırılarda yer aldığını vurgulayan Enmek, yaşananları şöyle aktardı:

“Müdürler ve onlarca gardiyan müvekkillerimizin bulunduğu koğuşlara gidiyor. Gittiklerinde robokop giyimli, maske takılı ve tanınmayacak durumdalar. Tutuklulara ‘koğuşları terk edin, değiştiriyoruz’ denilmiş. Müvekkillerimiz nedeni sorduğunda ‘Adalet Bakanlığı genelgesi var, bu doğrultuda değiştireceğiz’ denilmiş. Müvekkiller ‘genelgeyi görmek istiyoruz’ demeleri üzerine 3 müdür talimat vererek, tutuklu ve hükümlülere saldırı başlamış. Koğuşlar zorla değiştirilmiş, müvekkillerimizin eşyalarını dahi almasına izin verilmemiş. Saldırıya maruz kalan kişi sayısı yaklaşık 80. Birçok kişi yaralı, revire gitme talepleri kabul edilmemiş.”  

'LAĞIM SULARI İÇERİ AKIYOR'

Tutukluların işkenceyle götürüldüğü yeni odalara dair edindiği bilgileri aktaran Enmek, “Koğuşlarda camlar kırık, tüm gece soğuk havaya maruz kalıyorlar. Lağım suları içeri akıyor. Musluklar yerinden sökülmüş. Kokudan duralamayacak bir vaziyette. Müvekkillerimiz çöp olarak kullanılan bir odaya götürülmüş. Eski koğuşlarında bulunan eşyaları yoğun ısrarların ardından alınmasına izin verilmiş” diye konuştu. 

'YÜZDE 90 ENGELLİ TUTUKLU DARP EDİLMİŞ'

İşkenceye maruz kalan tutuklulardan sadece 10’unun revire götürüldüğünü belirten Enmek, darp edilen tutuklulara dair şu bilgileri paylaştı:

Avukat Hidayet Enmek...

“Götürülenler arasında kolu, eli kesik olan, çeşitli bölgelerinden engelli olan tutuklular var. Revire götürülen Abdülkadir Kaya, burnundan darp edilmiş, kanamış. Kendisine bir darp raporu tutulduğu aktarılmış, ancak tutulup tutulmadığı bilinmemekte. Bir diğer darp edilen Muhammed Kaya, boğazından darp edilmiş, boğazında bir yırtılma meydana gelmiş. Mehmet Beşaltı, kasıklarından darp edilmiş. Zeynel Çayır, kolundan engelli bir insan, koğuştan çıkarılırken, iki kolu bükülmüş ve yerinden çıkmış, revire ısrarlar sonucu götürülmüş. Emin Güler’in yüzde 90 engelli raporu var, ancak darp edilmiş. Mehmet Beşir Dal’ın yüzde 45 engelli raporu var, bir eli kesik, ancak darp edilmiş. Revire götürülmeyen Bayram Demirhan’ın vücudunun birçok yerinde morluklar hala duruyor.”

'KEMAL PİR VE MAZLUM DOĞAN'IN RUHUYLA DİRENECEKLERİNİ BELİRTTİLER'

Koğuş değişikliğinin bakanlık kararına dayandırıldığını, tutukluların belgeyi görme hakkının yok sayıldığını dile getiren Enmek, saldırıların provokasyon amaçlı olduğunu söyledi.

Tutukluların 7 Ekim öncesinde “keyfi uygulamalar” ile saldırıya zemin oluşturulduğunu söylediğini aktaran Enmek, “7 Ekim’den önce müvekkillerimizin gazete, kitap okuması ve radyo dinlemesi keyfi olarak yasaklandı. Birçok haklarının kısıtlandı. Hükümlü ve tutukluların kanunlar ile koruma altına alınan hakları var, müvekkillerimiz bu haklarının zorla ellerinden alınmaya çalışıldığını belirti. Müvekkillerimiz ‘Saldırıların devam etmesi durumunda Kemal Pir ve Mazlum  Doğan’ın ruhuyla’ direneceklerini belirtiler” diye konuştu.

'HER TUTUKLU VE HÜKÜMLÜNÜN HAKLARI VAR'

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün Ceza İnfaz Kurumları Yıllık Değerlendirme Toplantısı’nda sarf ettiği sözleri hatırlatan Enmek, devamında şunları söyledi:

“Bakanın verdiği mesajlar anlamlıydı ve hukuki karşılığı da var. Ancak bu açıklamadan önce bakanlığın adı kullanılarak müvekkillerimize işkence yapıldı. Bu uygulamalar bakanın sözlerinin anlamını yitiriyor. Adalet Bakanı kendisinin sözlerini boşa çıkaran cezaevi müdürlüklerine karşı bir an önce soruşturma başlatmalı. Her tutuklu ve hükümlünün hakları var. Bütün Türkiye kamuoyu hakları engellenen tutuklu ve hükümlüler ile dayanışma içinde olmalı.” 

Tutukluların maruz kaldıkları karşısında sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunduğunu söyleyen Enmek, “İlgililer hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmak üzere dilekçelerini idareye iletmişler. Dilekçelerin savcılığa ulaşıp ulaşmadığı konusunda kaygıları vardır. Yine müvekkillerimiz bu baskıya karşı birçok kuruluşa mektup kaleme almıştır. Bu kuruluşlar arasında İHD, ÖHD, Meclis İnsan Hakları Komisyonu, İl Valilik İnsan Hakları Komisyonu. Ayrıca CHP, HDP, TİP ve TTB’ye hafta içi mektup kaleme alacaklarını belirttiler” dedi. 

‘BARIŞ SÜRECİNİN BİTMESİYLE URFA İŞKENCE MERKEZİNE DÖNÜŞTÜ’

Tutuklulara yönelik hukuk dışı uygulamaların 30 Ekim 2014 tarihli Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) karar altına alınan ve 24 Temmuz 2015'te devreye konulan “Çöktürme Planı”nın bir parçası olduğu kaygısını dile getiren Enmek, uygulamanın Urfa’da devreye konulmasını ise şu sözlerle açıkladı:

“Urfa’da geçmişte benzer kimi olaylar yaşandı. Barış süreci diye bir süreç yaşandı ve Ceylanpınar'da öldürülen iki polisin ardından bittiği açıklandı. Aynı dönemde Suruç’ta Kobanê’ye yardım götürmek isteyen 33 genç katledildi. Barış sürecinin bitmesiyle Urfa bir işkence merkezine dönüştürüldü. Urfa, Rojava'ya dönük saldırılarda bir üs olarak kullanıldı. Urfa, HDP’nin kapatılmasına gerekçe olarak gösterilen Kobanê Davası’nın başlama yeri. Bunun gibi birçok uygulama var Urfa'da. Cezaevinde yaşananların emrini de diğer olaylar da olduğu gibi ‘derin bir yapının’ verdiği aşikar. Bu organizasyon bir elden yönetiliyor. 7 Ekim’de yaşananlar bir denemeydi. Kamuoyunun tepkisi test edilmeye çalışılıyor. Buradan çıkacak sonuçlarla başka yerlerde saldırılar yapılacağı kanaatindeyim. Kamuoyu bu saldırıları hafife almamalı, verecekleri tepki başka saldırılarında önünü alacaktır.” (MA)