Güvenilirliği kalmayan sınavlar, bilimselliği kalmayan üniversiteler



Artı Gerçek

Mezun olan her dört üniversiteliden biri işsiz ve mezun olduğu alanda iş bulanların oranı ise sadece %25.


Cemal ÇAĞLI*


Bir hafta önce Liselere Geçiş Sınavı (LGS) yapıldı; yapılan tüm uyarılar dikkate alınmayarak, gençlerimizin sağlıkları riske atılarak. Bütün bu olumsuzluklar yetmezmiş gibi sorulan soruların hem özensizliği hem de çoğu sorunun bilişsel süreçlere uygun olmamasıyla da çocuklarımızın morallerini bozdular.

Örneğin branşımla ilgili söylemek gerekirse; 20 matematik sorusundan en az 10 tanesi 12. sınıf öğrencilerinin çoğunun çözemeyeceği zorlukta. Bu zorluk, işlemin zorluğundan değil abartılı anlatılardan, net olmayan verilerden ve karmaşıklaştırılan cümlelerden kaynaklı.

Ayrıca öğrencilerin bilmesi gereken temel kural ve özelliklerin sistem tarafından verilmesi( üslü, köklü sayılarına yönelik özellikler, bir olayın olasılığına yönelik bilgi vs.) müfredatla çelişiyor ve öğrencileri derinlikli bilgiden uzaklaştırıyor. 

Bir hafta önceki eleştiriler yine geçerli ve alınan önlemler yine yetersiz, ortaya çıkacak olası riskler yine belliyken, 27-28 Haziran günlerinde yapılacak ‘Yükseköğretim Kurumları Sınavı’ (YKS) ile karşı karşıyayız. Bu sınava yaklaşık 2,5 milyon öğrenci girecek. Her öğrenciyi en az 4 ile çarparsak bu 10 milyon insan demektir. 

İlk gün 120 sorudan oluşan ‘Temel Yeterlilik Testi’ (TYT) uygulanacak. İkinci gün ise 160 sorudan oluşan Alan Yeterlilik Testi (AYT) uygulanacak. 

Büyük olasılıkla tıpkı LGS’de olduğu gibi bu sınavlarda da sorulacak soruların içeriği, dili, zorluk derecesi ve güvenirliği tartışılacak; yetersiz önlemlerin yol açacağı salgına yönelik görüntüler içimizi acıtacak…

2,5 milyona yakın genç, iyi bir üniversitede okuyup, geçerli bir meslek sahibi olup, insanca yaşayabileceği koşullarda iş bulmak için giriyor bu sınavlara; geleceksizlik ve çaresizlik duygularını yaşarken.

Ülke, tarihinin belki de en büyük krizini, üniversiteler ise akademik, demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı hatta yok edildiği bir dönemi yaşıyor. Ne bilimsel özerklik ne demokratik bir yönetim kaldı. Seçilmişler yönetmiyor, atanmışlar yönetiyor üniversiteleri. Dünyada ilk 500 üniversite içinde tek bir üniversitemiz bile yok.

Mezun olan her dört üniversiteliden biri işsiz ve mezun olduğu alanda iş bulanların oranı ise sadece %25.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ise siyasi iktidarın Türk–İslâm sentezci kadroları tarafından kuşatılmış durumda. Ortada bilime ve bilimselliğe dair yapılan ciddi araştırmalar yok; çünkü bu ve buna benzer kurumlarda gerçek bilim insanlarına yer yok. 

20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL ve çıkarılan KHK’ler ile hemen hemen tüm devlet üniversitelerinde bilimden, özerk üniversitelerden yana olan akademisyenler ihraç edilerek üniversiteler işlevsiz kılındı. 

Parası olanın okuyabildiği, iktidarın gözetim ve denetimindeki özel üniversiteler mantar gibi çoğaldı. Üniversite öğrencilerinin yurt, beslenme gibi temel ihtiyaçları özel şirketlere bırakıldı.

Yarınki sınavlara öğrenciler; bir yandan Korona virüs kaynaklı korku, sokakları iş arayan üniversite mezunlarının varlığının yol açtığı geleceksizlik ve ÖSYM’ye duyulan güvensizlik duygusuyla girecekler. 

Laik, demokratik, bilimsel, eşit kamusal eğitim hakkının bir gün yaşam biçimine dönüşeceği, özerk üniversitelerin yeniden kurulacağı günleri göreceğimiz umuduyla iyi şanslar diliyorum tüm öğrencilere.

 

*Eğitimci

BAĞLANTILI HABERLER