ARTI GERÇEK - Nazım Alpman'ın sunduğu Gün Başlıyor programına konuk olan Prof. Dr. Ahmet Saltık, Türkiye'de Coronavirus salgınını, güncel verileri ve salgınla mücadeleyi ARTI TV'ye değerlendirdi. Turkuaz tabloda verilen değerlerin gerçeği yansıtmadığını ifade eden Saltık, "İnsanın aklıyla böylesine dalga geçmek böylesine alay etmek, insanları aptal yerine koymak nasıl anlatılabilir Türkiye'deki iktidar açısından bilemiyorum. Bilerek ve isteyerek bütün etik ve moral değerleri ayaklar altına alarak halkı ve kamuoyunu aldatmayı sürdürüyorlar." ifadesinde bulundu.

Prof. Dr. Ahmet Saltık'ın değerlendirmesi şöyle oldu:

'AVRUPA'DA ESNEME GÖRÜLMEDİ'

"10 Martta başlayan salgınla Türkiye'de başlayan savaş iyi kötü sürdürüldü. Artıları ve eksileriyle bir yere kadar getirildi. Nisan ayında tepe yaptı, o dönemler sönümlenmesi için çok önerilerimiz oldu. Bunun temel yolu 14 gün kapatma yöntemi ama siyasal iktidar buna bir türlü yanaşmadı. Hafta sonları ikişey gün, 1 Mayıs, Ramazan Bayramı gibi dönemlerde karantina uygulandı. Daha sonra tam sönümlenmeden salgının ilk dalgasında Türkiye'de 'normalleşme' adında ölçüsüz, hesapsız, kitapsız, epidemiyoloji bilimi ile örtüşmeyen gevşemeler içine girdik. Oysa hiç bir Avrupa ülkesi bizim düzeyimizde bir gevşeme göstermedi. Örneğin Almanya'da önce 800 metre kareyi aşan kapalı mekanlar, büyük alışveriş merkezleri açıldı aşamalı bir biçimde. Ama orada günlük 500 vakanın altına inmişti. Bizimde hesabımız 1 Haziran'da ayı içerisinde günlük vaka sayılarını 500'ün altına indirmekti. 

'TOPLU TAŞIMA STRATEJİK'

Bu koşullarda toplu taşımaları görüyoruz, üzüm salkımı modeli gibi tehlikeli bir durum söz konusu, uygarca bir yaşam tarzı için bile uygun olmayan bir düzenleme söz konusu. İnsana reva görülen bu toplu taşımayı ben reddediyorum. İnsan haklarına ve insan onuruna aykırı buluyorum. Bu dönemde toplu taşıma sisteminin burada stratejik olduğunu düşünüyorum. 

'DEVLET VE YURTTAŞ EŞDEĞER SORUMLULUKTA'

İki tarafın da sorumluluğu var. Madolyonun iki yüzü gibi hem halka hem de kamu otoritesine düşen ciddi sorumluluklar var. Anayasanın 56. maddesinin ilk tümleci 'herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı' olduğunu belirtir. Devamında bu bağlamda alınacak önlemlerin, yurttaş ve devlet tarafından birlikte üstlenileceğini belirtir. Devlet ve yurttaşa eşdeğer bir sorululuk yüklenmiş oluyor. Dolayısıyla tersi düşünülemez zaten. Eğer halk üzerine düşen sorumululkları yapmazsa kamu otoritesi bir takım yaptırımlara yönelmek durumunda kalabilir. Kimi kısıtlamalar kimi cezalar getirebilir. Bulunduğumuz yerde hemen öncelikle toplumdaki belirtisiz taşıyıcıları erken teşhis koymaya dönük ne kadar taşıyıcıvarsa bunları tespit etmeye dönük önlemler alınmalı. Çünkü salgının taşıyıcısı bunlardır. 

'YOĞUN BAKIM ORANI DÜNYA ORTALAMASININ 10 KAT ÜSTÜNDE'

Bunlar ağır hastalanmadıkları ve zatüreye dönüşmedikleri müddetçe gelmemektedirler. Erken tanı konunamaktadır. Dolayısıyla her her 10 hastadan biri yoğun bakım gereksinimi içinde Türkiye'de şuanda. Buna karşılık ölüm oranları Türkiye'de yaklaşık yüzde 2 ile yüzde 2 buçuk arasında dalgalanıyor. Ama dünyada yüzde 6 dolayında. 18 milyon toplam vakadan 700 bin civarında ölüm yüzde 6'ya karşılık geliyor. Demekki biz dünya ortalamasının 10 kat üstünde yoğun bakım gereksinimi duyan hastaya sahibiz. 

'BİLEREK VE İSTEYEREK HALKI KANDIRIYORLAR'

Nasıl yapıyorsak, nasıl bir mucize ise bu kadar çok yoğun bakım gereksinimi duyan hastası olan ülkeyiz ama ölüm oranlarımızla dünyanın 3'te 1'i dolayında oluyoruz. İnsanın aklıyla böylesine dalga geçmek böylesine alay etmek, insanları aptal yerine koymak nasıl anlatılabilir Türkiye'deki iktidar açısından bilemiyorum. Bilerek ve isteyerek bütün etik ve moral değerleri ayaklar altına alarak halkı ve kamuoyunu aldatmayı sürdürüyorlar. 

'AĞIR HASTA LAFI SUBJEKTİFTİR'

Dahası Bilim Kurulu üyelerinin durumu çok kritik hale geldi. Turkuaz tablodaki yoğun bakımda yatan hasta sayıları ve entübe hasta sayıları kaldırılıp yerine zatüreli hastalar, ağır hastalar lafı getirildi. Ağır hastalar lafı subjektif bir söz öznel bir değerlendirme kime göre ağır kime göre değil. Ama bir insan yoğun bakımdadır ya da değildir. Nesnel olan budur burada bir algı yönetimi var.