Eski Anayasa Mahkemesi raportörü ve eski AKP milletvekili Osman Can’ın ‘Siyasi Parti Kapatma Davaları’ isimli yeni bir kitabı yayımlandı. Osman Can, Politikyol sitesinden Murat Aksoy’a yeni kitabını anlattı. Parti kapatma konusuyla doçentlik tezi sırasında ilgilenmeye başladığını söyleyen Anayasa hukukçusu Can, yeni kitabın motivasyonlarından birinin bu ilgi, diğerinin de parti kapatma konusunda düşüncelerinin değişmesi olduğunu belirtti:

“Ben siyasi partilerin kapatılmasının çok anlam ifade etmeyeceğini düşünüyordum. Ama bu düşüncem değişti. Demokrasinin kendini koruyabilmesi için siyasi partilerin kapatılabilmesi gerekebilir. Çünkü bir demokrasinin kendini koruması gerekiyor.”

‘İÇ DEMOKRASİSİ YOKSA, PARTİ DEMOKRASİ İÇİN BİR TEHDİTTİR’

Osman Can, parti kapatma konusundaki düşüncelerinin kapatmayı savunan ezberlerden farklı olduğunu vurguluyor ve bu farkı şöyle anlatıyor:

“Siyasi partiler bir yönüyle demokrasinin başlangıç noktası sayılır. Yani siyasi partiler, demokrasinin işleyiş temeli. Mevcut demokrasiler bir anlamda partiler demokrasisidir. Ki AYM de böyle bir ifadeyi kullanıyor. Ancak popülizmin yükselişi ile birlikte siyasi partilerin yapısına yeniden eğilmemiz gerektiğini düşünmeye başladım. Bunda Türkiye’de, dünyada yaşanan deneyimler kadar benim Venedik Komisyonu’ndaki gözlemlerim de etkili oldu.

Demokrasi dediğimiz şey evet siyasi partilerin varlığıyla anlamlı ama onun kadar önemli olan şey de söz konusu partilerin gerçekten siyasi parti olup olmadığı… Bu açıdan bakıldığında bir siyasi partiyi demokrasinin varlığı için anlamlı kılan şey, parti içi demokrasinin işleyip işlemediği… İşte böyle baktığımda farklı ülkelerdeki pek çok partinin demokrasinin işleyişini mümkün kılan yapıda olmadığını düşünmeye başladım.

Siyasi partiler çok iyi iddialarla ortaya çıksa bile, parti içi demokrasi işlemiyorsa, bizatihi demokrasi için tehdide dönüşebilirler, hatta dönüşmeleri kaçınılmaz diyebilirim. Bu açıdan parti içi demokrasi hem siyasi partilerin birer parti olması hem de demokrasinin işlemesi için ilk şart. Ve parti içi demokrasi yoksa veya işleyişinden bilinçli olarak kaçınılıyorsa, o partinin demokrasi ilkesiyle varoluşsal bir karşıtlık içinde olduğu kabul edilmeli ve kapatılabilmeli.”

‘DEMOKRASİ, DÜŞMANLARINA DEĞİL, SÖZDE DOSTLARINA YENİLİYOR’

Osman Can, demokrasinin kendini koruması gerektiği yaklaşımını da şöyle temellendiriyor: 

“Mücadeleci demokrasi düşüncesine farklı bir şekilde yaklaşmamız gerektiği düşüncesi uyandı bende. Eskiden demokratik devlet ile demokrasi düşmanı siyasi partiler çelişkisinden hareket edilirdi ve demokrasinin kendini koruması için demokrasi düşmanı partilerin kapatılması gereğini tartışırdın. Ancak demokrasinin günümüzde aldığı yenilgilerin sebebi, demokrasi düşmanı partilerden çok, demokrasi iddiasına sahip olmakla birlikte, parti içi demokrasiyi işletmediğinden hızla savrulan partiler olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bu kitap biraz da bu düşünsel arayışların bir sonucu…”

Kitabın ortaya çıkmasındaki bir faktöründe HDP’ye açılan kapatma davası olduğunu söyleyen Can, bu davanın kendisi için sürpriz olduğunu anlatıyor:

“Bu konjonktürde böyle bir dava beklemiyordum, en azından makul bir hukuki ve siyasi değerlendirme yaptığımda. Mesela 2014’de Kobani olayları sonrası olsa anlaşılabilir ya da 2015 hendek olayları vs. olsa bu davanın hukuki bağlantısını konuşabilirdik, hukuki değerlendirme yapabilirdik. Ama şimdi ortada hiçbir şey yokken HDP’ye kapatma dava açılması hukuki yönden ele almak pek mümkün değil. Bu gelişme üzerine, bu alandaki birikimimi, AYM raportörlüğü ve Venedik Komisyonu deneyimlerimi, bu alanda hem uluslararası hem de ulusal gelişmeleri toparlayarak bu kitabı yazdım. Kitabın hem siyasi hem de hukuki değerlendirmeler için bir kaynak ve referans olmasını arzu ediyorum.”

HDP’YE KAPATMA DAVASI ANLAMSIZ

Osman Can, Murat Aksoy’un “HDP’nin kapatılma davasını nasıl okumalıyız?” sorusunu ise şöyle yanıtlıyor:

“Şimdi yepyeni ve sürpriz bir durum var bizim karşımızda. Hani 2010 öncesi dönemin belli bazı parametreleri vardı. Rejimin temel tercihleri ile çatışan ya da onlara tehdit oluşturacak partilere izin verilmezdi ve hatlar belliydi. 2008-2009-2010’larda Anayasa Mahkemesi kararlarında demokratik perspektif hazırlık kazanmaya başladı.
Şimdiyi ilginç kılan ise bir partinin kapatılmasını başka bir partinin istemesi ve bunun üzerine kapatma davasının açılması.

2000 öncesi parti kapatmalarında politik bir kaygı vardı ama bu kaygıyı herkes okuyabiliyordu ve herkes de biliyordu ki rejimin sistemin sınırları bellidir. Öngörülebilir bir sınırı vardı. Şimdi ise bu sınır yok. Şimdi sınır ne, hassasiyet ne bilmiyoruz. Geldiğimiz noktada parametrenin ne olduğunu bilemiyoruz. Program deseniz değil, tüzük deseniz değil. Bölücülük falan dediğiniz, o da yok. Şiddet eylemleri deseniz yok. Eğer gerekçe oysa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 2014-2015’de neden bu davayı açmadı?

Özetle elinizde parti kapatmak için somut bir suç olgusu yok. Dahası HDP bugün demokrasinin inşası ortak paydasında buluşan muhalefet cephesinde. Muhalefette kilit parti adeta. Özetle eskiden parti kapatmalarında ideolojik parametrelere göre hareket eden ama öngörülebilir bir süreç vardır. Bugün ne olduğunu bilmiyoruz. İktidar bloğuna dahil bir partinin lideri HDP kapatılmalı diyor, hızla iddianame hazırlanıyor.”

HDP’NİN KAPATILACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUM

HDP’nin hukuki olarak kapatılmasını mümkün görmüyorum. AYM’deki oylamada 15 üyenin 10’nun kapatma yönünde oy kullanması gerekiyor. Ben AYM üyelerinden 10’unun gerçekten böyle bir iddianame ile partinin kapatılabileceği yönünde el kaldıracağını zannetmiyorum” diyen Osman Can, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Dahası inanmak istemiyorum ve çok da ihtimal vermiyorum işin doğrusu. Yani parti kapatmaya yetmeyecek. AYM her şeye rağmen özerkliğini koruyor yani Merkez Bankası’nın faiz konusunda olduğu gibi talimat almıyor. AYM üyelerine talimat verilemez, verilmek istense de AYM üyelerini buna zorlayacak bir mekanizma yok. AYM kararlarına baktığımızda her şeye rağmen özerkliğini korumaya çalıştığını çok net olarak görebiliyoruz. Tabi ne kadar devam eder onu da bilemeyiz. AYM çoğulculuğunu kaybettiği oranda, özerkliğini, en azından tarafsızlığını kaybeder. Dolayısıyla AYM’nin bu özerkliğinin hem desteklenmesi hem korunması sadece muhalefet açısından değil toplum açısından herkes açısından çok önemli. Sadece muhalefet değil, iktidar bloğunun da bu konunda hassas olması gerekiyor. Zira adalet herkese lazım.”