'Ziryab dergisi bir çağrıdır'



Artı Gerçek

'Ehmedê Xanî, Melayê Cizîrî, Feqiyê Teyran ya da Leonardo da Vinci’ye ilham olmuş El Cezerî’ye birçok kişi için bir müze, bir sanat eseri, bir anıt yapılmış mı ki sıra Kürt Ziryab’a gelsin?'


Jînda ZEKİOĞLU


ARTI GERÇEK - “El padre del flamenco uno Kurdo!” bir İspanyol deyişi olan bu cümle şöyle diyor; “Flamenko’nun babası bir Kürt’tür.” Devam ediyor; “Se Ilama Ziryab” , “Ve o da Ziryab’tır…

Endülüs Devleti’nin Cordoba’sında, şiirden, müzikten, sanattan, bitkilerden, tarihten, modadan anlayan bir adam, 822 yılında Avrupa’nın ilk müzik okulunu açtı. Emevi hükümdarının da desteğiyle müzik okulunu diğer şehirlere taşıyan Ziryab, o zamana kadar dört telli olan gitara beşinci teli takarak, gitara bugünkü klasik şeklini vermesi ile nam saldı. Tambur yani sazı Avrupa’ya ilk kez o getirdi.

Peki, 1200 yıl önce, bugünkü İspanya sınırları içinde yaşayan bu adam kimdi? 

Asıl adı Ebü’l-Hasen Alî ibn Nafî, 789 yılında Musul’un bir köyünde doğdu. Abbasi Halifesi’nin sarayında çalışan babasının sayesinde şan dersleri aldı. Bağdat’tan hayatta kalabilmek için kaçtı. Suriye, Filistin, Mısır, Tunus’u sürgün dolaştı. Endülüs’ün Emevi Sultanı II. Abdurrahman’ın elçilerinin dikkatini çeken bu genç entelektüel Cordoba’ya davet edildi. Emevi hükümdarı, Cordoba’yı, tıpkı Şam gibi, Bağdat gibi bir sanat ve medeniyet merkezi yapmayı arzuluyordu ve Ziryab bunun için biçilmiş kaftandı. 
Sonrasını biliyorsunuz zaten, müziği ve entelektüel birikimi ile kısa zamanda Avrupa’nın tanınan simalarından biri oldu. 

Yıllar boyu Farsi yahut Arap olma ihtimaline dayanan tarih yazımıyla Ziryab’ın Kürt kimliğinin üstü örtüldü. Kürtçe besteleri görmezden gelindi. Kürtçe konuşmasına, yazmasına pek ehemmiyet verilmedi. 

857 yılında, 68 yaşındayken hayata veda eden Ziryab geride bıraktığı 10 çocuğuna eserlerini ve müzik okulunu korumalarını vasiyet etti. 

Yıllar sonra, Kürt müziğini yayıncılığa döken bir dergi fikri ile Ziryab yeniden yaşatılmaya çalışılıyor. Dergiye ismini veren bu anlayış, müziğin asimilasyona, yok sayılmaya, başkaldırıya karşı duruşunu kimi zaman Cordoba’dan yükselen bir flamenko mısrasında kimi zaman Diyarbekir’den duyulan bir kılamda bulunabileceğini de bizlere gösteriyor. 

Ziryab dergisinin genel yayın yönetmeni müzisyen Gökçe Selim ile, Kürt müziğini ve müziğin siyaset içindeki yerini konuştuk…

- Öncelikle tebrik ediyorum. Kürt müziğinin en büyük eksiği belki de müzik yayıncılığının olmayışıydı. Nasıl başladı bu girişim?

Teşekkür ediyorum, Aslında Kürt müziğinin kurumsal anlamda büyük eksiklikleri var. Dergi de bunlardan biriydi. Tabi ki bildiğiniz gibi bunun belli başlı bildik temel sebepleri de var, bunu şimdilik bir tarafa bırakarak şunu söyleyeyim; müziğe ve genel anlamda sanata dair eksiklikler ve sorunlar müzisyenlerin kendi aralarında konuştuğu en temel konular olmuştur hep. Bu sadece Kürt müzisyenler için değil, diğer toplumların müzisyenleri ve sanatçıları için de geçerli bir durum. Fakat Kürt müzisyenler açısından bu konular çok daha derin bir tartışma şeklinde yürütülüyor ve maalesef bunun herhangi bir platformu yok. Dergi fikri de biraz bu sorunlar üzerinden gelişti diyebilirim.

İBB Şehir Tiyatrolarında çalışıyordum 8. yılımı doldurmuştum ki bir KHK ile işten atıldım. İşsiz kalınca Kürt müziğinin sahne bulmakta zorlandığı, festival ve organizasyonların yapılamadığı bir dönemde, bir grup müzisyen arkadaşla bir araya gelerek bir tartışma süreci başlattık. Ziryab Dergisi bu sürecin sonucunda bir fikir olarak doğdu ve devamında hayat buldu.

“SANATIN TOPLUM ÜZERİNDEKİ BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜNDEN FAYDANLANMAMIZ GEREK”

- Derginin Kürtçe yayınlanması bir yandan Kürtçe yayıncılığa da fayda sağlayacak. Ziryab nasıl bir boşluğu dolduracak sizce? 

Herkes tarafından böyle bir derginin ihtiyaç olduğu fikri sabit iken, nasıl bir boşluk dolduracağı ya da doldurabileceği aslında bizim için de bir merak konusu. İleriki süreçlerde belki bunu değerlendirme şansı yakalarız. Bunun dışında dergide çıkan yazılar Kürtçe müzik literatürünün ve yayıncılığının gelişmesine küçük de olsa bir katkı sağlarsa, bundan mutluluk duyarım.

- Henüz iki sayısı yayınlandı. Müzisyenler ile söyleşiler yapıyorsunuz. Kürt müziğinin tarihine dalıyor, kimi zaman da genç yeteneklere yer veriyorsunuz. Müzisyenler tarafından nasıl karşılandı?  

Genelde çok olumlu yaklaşıldı diyebilirim. Böyle bir müzik dergisinin bir ihtiyaç olduğu birçok arkadaşımız tarafından dile getirildi. Bunun dışında aynı grupta yer aldığım müzisyen arkadaşlarımla 2000 yılında müziğe profesyonel anlamda ilk adım attığımız dönemde, böyle bir dergide yer almak psikolojik olarak bizi çok motive ederdi. Umarım ki müzik çalışmalarında bulunan bu işteki yeni arkadaşlarımız da bu hissiyatı taşırlar.

- Siz de dahil olmak üzere dergiye emek verenlerin büyük çoğunluğu aynı zamanda müzisyen. Bir yandan politik sebeplerle örselenen kimlikleriniz mevcut. Sanatçıların da sırf üretimleri nedeniyle yargılandıkları, tutsak edildikleri süreçler yaşandı ve devam ediyor. Derginin bu anlamda duruşunu politik buluyor musunuz? Mesaj kaygısı güdüyor mu Ziryab?

Bu soruya iki türlü cevap vermek istiyorum. Birincisi müzisyenlerin ya da genel olarak sanatçıların politik ve toplumsal kaygıları tabii ki vardır ve olmalıdır. İnsan yaşamını ilgilendiren en can alıcı konuların başında yer alan politikanın ya da siyasetin bir sanatçı ya da müzisyen açısından görmezden gelinmesi düşünülemez ama mesaj olayı tabii ki farklı bir durum. Çünkü sanat uğraşı içerisinde olanların yaptıkları şey mesaj niteliği taşısa bile, mesaj kaygısı içerisinde olunmaması gerektiğini düşünüyorum. 
Bir diğer açıdan baktığımızda; Kürt toplumu ve dinamikleri göz önüne alındığında bir parçalanmışlığı görebiliyoruz ne yazık ki, işte tam da bu noktada Kürt sanatçıların asıl işinin kolaya kaçıp ‘taraf tutmak’ yerine, yaklaşımlarının her zaman birleştirici olması gerektiğini, sanatın toplum üzerindeki birleştirici rolünün önemini gözden kaçırmamaları gerektiğini söyleyerek, başta söylediğimi inkar eden bir mesajı da vermek isterim.

“KÜRT MÜZİĞİNDE BLUES SOUNDLARI DUYULUYOR”

- Kürt müziği son dönemlerde daha çok rock ve kimi zaman jazz soundlarla duyulur oldu. Nasıl buluyorsunuz bu geçişleri? Kürt müziğinin geçirdiği bir evrim var. Bugünün müziği neyi anlatıyor? 

İçinde olduğumuz dönemi, 90’lı yıllara benzetebiliriz aslında. 90’lı yıllarda toplumsal mücadeleyle desteklenen ve aynı zamanda kurumsal bir perspektifle o dönemi sanatsal yönden karşılayan bir üretim ve duruş vardı. Geldiğimiz noktada ise daha özgün kendi ayakları üzerinde duran ve yine toplumsal mücadele ile beslenen bir sanatsal aktivite var. Yani bilinenin aksine eskiye nazaran dönemin ruhunu da yansıtan ciddi bir üretim söz konusu. Bunun dışında Kürt müziğinde modern zamanı ve şehir hayatını yansıtan öğeler çoğu zaman sizin de dile getirdiğiniz gibi rock ya da blues sounduyla karşımıza çıkıyor. Bunu evrimleşme olarak değil de dünya müziğini kendi motifleriyle anlamaya ve yakalamaya çalışan, umut veren yeni bir nesil olarak değerlendirebiliriz.

- İspanya, tıpkı Türkiye gibi çok göç alan ve çok dinli yaşamın ülkelerinden biri. Kendi içinde yarattığı ötekilerin, acının, tutkunun, yalnızlığın, itirazın, baş kaldırının müziğini ve dansını flamenko ile dinliyoruz. Ziryab'ın da flamenkoya, gitara klasik şeklini vermesinden ötürü olan katkısı İspanyol kaynaklarında sıkça geçer. Gitara katkısı, açtığı müzik okulu ile adını tarihe geçirmesi ve flamenkoya etkisi dünya müzik tarihi açısından çok değerli. Bunun görünürlüğünün bu kadar cılız olmasının ardındaki sebep nedir sizce? 

Aslında bu sorunun cevabı her yerde karşımıza çıkıyor. Kürt halkının makus talihi. Diğer bir değişle statüsüz halk gerçekliği. 

Tarih boyunca bu kadar üretebilen, yaşadığı coğrafya itibarı ile uygarlığın merkezi olarak kabul edilen ve hep ilklerin yaşandığı bir diyarda, Kürtler değer ve eser üreten bir geçmişe sahipken, bu kadar yok sayılmayı diğer türlü nasıl ifade edebiliriz ki?

Ehmedê Xanî, Melayê Cizîrî, Feqiyê Teyran ya da Leonardo da Vinci’ye ilham olmuş El Cezerî’ye kadar birçok kişi için bir müze, bir sanat eseri, bir anıt yapılmış mı ki sıra Kürt Ziryab’a gelsin?

“BİZ SANATÇILAR OLARAK YAŞANAN ÖLÜMLERE SEYİRCİ KALMAMALIYIZ”

- Önümüzdeki aylarda dergide neler okuyacağız?

Kürt müziği tarihi ve arşivi ile ilgili yazılar, çeşitli sanatçılarla röportajlar ve tanıtımlar yapacağız, aynı zamanda dünyaca bilinen gruplar ve sanatçılarla röportajlar yapmak istiyoruz. Bunun dışında bizim için çok önemli olan Kürt müziğinin ilk arşiv kayıtlarını -eğer bir aksilik çıkmazsa- CD olarak hikayeleri ile birlikte okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz

- Kürt müzisyenlere bir çağrınız olur mu? Size nasıl destek verebilirler?

Aslında Ziryab dergisi başlı başına bir çağrıdır. Duyarlı bütün arkadaşlarımızın bu platformu sahiplenmeye, dönüştürmeye ve birikimlerini bizimle paylaşmaya davet ediyoruz 

- Eklemek istediğiniz neler var?

Malum içinde bulunduğumuz ortam, yaşadığımız coğrafya devamlı bir politik gerilim içerisinde, Son dönemde gündemde olan açlık grevleri, Leyla güven ve yoldaşlarının durumu ve yine cezaevlerinde yaşanan tutsakların kendi yaşamına son verme eylemleri... Bu noktada bir müzisyen duyarlılığıyla da şunu söylemek isterim; bu süreçlere şahitlik etmek ve sorumlu yaklaşmamak ahlaki ve vicdani değildir. Daha fazla acıya ve ölümlere seyirci kalmamak gerekiyor. Bunun için özellikle de sanatçıların, bütün toplumsal kesimlerin, bu sürecin daha da trajik bir hal almasını engellemek için bir an önce bir şeyler yapması gerekiyor, yapmamız gerekiyor.