784 bin Km2'lik zindana güneş doğması için...

Türkiye nüfusunun 22 yılda 1,3 misli artmasına karşılık, aynı sürede demir parmaklıklar arkasındaki yurttaşların sayısı tam 5,4 misli artmış bulunuyor.

Bundan yedi yıl önce, 24 Haziran 2018 seçimi öncesi, Artı Gerçek'te yayımlanan yazıma Neşet Ertaş'ın o ünlü dizeleriyle girerek sormuştum: Bu 784 Bin Km2'lik zindana güneş doğacak mı?

Hapishanelere güneş doğmuyor

Geçiyor bu ömrüm de günüm dolmuyor

Eşim dostum hiç yanıma gelmiyor

Yok mu hapishane beni arayan

Bu zindanda ölecem ben gardiyan

12 Mart darbesini izleyen yıllardı… Cunta'ya karşı yurt dışında örgütlediğimiz Demokratik Direniş'in bir etkinliği için İsveç'te, heykeltraş dostumuz İlhan Koman'ın konut edindiği teknede, Selda'nın çığlık çığlığa söylediği bu türküyü kasetten dinlerken gözlerimiz nasıl dolmuş, boğazımıza nasıl bir şeyler tıkanmıştı.

Dünya çapındaki sanatçımız İlhan Koman 1986'dan beri, 39 yıldır, halk türkülerinin büyük ustası Neşet Ertaş 2012'den beri, 13 yıldır hayatta değil.

O yazıyı yazmamın nedeni, 2018 seçimine birkaç gün kala, HDP'nin mahpus cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş'ın Edirne zindanındaki hücresinde kaydedilip miting meydanlarında

yankılanan o yürekli haykırışıydı:

"Peki, kimiz biz? Kürt’üz-Türk’üz, kadınız-erkeğiz, Aleviyiz-Sünniyiz, ama önce insanız. Birbirimize yoktur üstünlüğümüz. Sadece zulme karşıdır öfkemiz. Serez’in esnaf çarşısında Şeyh Bedrettin’dir adımız. Pir Sultan’dır bir yanımız. İşkence tezgahlarında Hallac-ı Mansur olduk. İbrahim’dik. Mazlum’duk biz. Darağacına yürürken başımız dikti. Deniz’dik. Hüseyin’dik. Yusuf’tuk. Sait’ti adımız, Dağkapı meydanında. Bolu Beyi’ne boyun eğseydik, Köroğlu’na çıkmazdı adımız. Mahir olmazdık, cesaret timsali. Kuyuda Yusuf’tuk, Kerbela’da Hüseyin. Sürgünde Ahmet Kaya, zindanda Yılmaz Güney’di namımız."

Üzerinden nerdeyse yedi yıl geçti... Kürt ulusunun yiğit evladı, tüm ezilen halklarımızın savunucusu Selahattin Demirtaş hâlâ Edirne zindanında... Tıpkı HDP'nin eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, İmralı tecridindeki Abdullah Öcalan, Gezi mahkumları Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden, Çiğdem Mater Utku ve de ülkenin dört bir yanına dağılmış zindanlardaki binlerce insan hakları savunucusu, gazeteci, yazar, muhalif parti yöneticisi gibi...

Hayır... Bu 784 Bin Km2'lik zindana güneşin doğacağı falan yok, ta ki gelecek cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde bu 23 yıllık islamo-faşist iktidar alaşağı edilinceye kadar...

ERDOĞAN'IN GEÇMİŞE FERSAH FERSAH FARK ATAN ZİNDANCILIĞI

Bir sayısal anımsatma... AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye'deki hükümlü sayısı 34 bin 808, tutuklu sayısı 24 bin 621 iken, 1 Temmuz 2024 verilerine göre 295 bin 64'ü hükümlü, 47 bin 462’si tutuklu olmak üzere toplam 342 bin 526 kişi cezaevlerinde kalıyor.

Türkiye'nin nüfusunun 2002'de 65 milyon iken 2024'te 85 milyon'a ulaştığı göz önünde tutulursa, 22 yılda nüfusun 1,3 misli artmasına karşılık, aynı sürede demir parmaklıklar arkasındaki yurttaşların sayısı tam 5,4 misli artmış bulunuyor.

Üstelik cezaevlerinin mevcut kapasitesi sadece 295 bin 328 olduğu için, toplam nüfusu 342 bin 526 olan hükümlü ya da tutukluların önemli bir bölümü mevcut zindanlarda gayri insani koşullarda gün sayıyor.

Birgün Gazetesi geçen günkü sayısında, zindan yetersizliğini gidermek için 2025 yılında, aralarında Uşak, Bartın, Siirt ve Niğde olmak üzere 11 kentte yeni cezaevlerinin inşasına başlanacağını bildiriyor.

Güzelim ülkemizin yazgısıdır… 1925 Takriri Sükunu'ndan bugüne kadar tam 100 yıldır, kısa süren konjonktürel aflar dışında Türkiye hep iktidarı elde tutan asker, sivil ya da asker-sivil karması iktidarların hapishanesi olageldi.

Benim kuşağım daha Atatürk hayattayken alçakça komplolara kurban edilen büyük ozanımız Nazım Hikmet'e, çok partili döneme geçildikten sonra da tüm solculara nasıl zindan azabı çektirildiğinin canlı tanığıdır.

"Hürriyet, demokrasi!" nutuklarıyla iktidara gelen DP'nin, Atatürkçü 27 Mayıs cuntasının, iktidarda AP ile birlikte ikinci baharını yaşayan İnönü'nün, ardından ABD desteğiyle siyaset sahnesine sürülen Demirel'in, 1971 ve 1980 darbelerini yapan paşaların solu ve Kürt direnişini siyaset sahnesinden silmek için hapishaneleri ne denli kullandıklarını da hiç unutmadık.

Ama, yukarıda verdiğim sayılarda da görüldüğü gibi, Tayyip'in 21 yüzyıldaki zindancılığı hepsine fersah fersah fark atar... Öyle ki, kent kent, kasaba kasaba kurulmuş hapishaneler de artık yetmiyor, Türk-İslam despotizmi altında, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve NATO'nun asli üyesi, Avrupa Birliği'nin de aday üyesi Türkiye çoktan 784 Bin Kilometrekare'lik bir hapishaneye dönüşmüş durumda.

1160 KİLOMETRELİK SINIR DUVARI ÖTESİ DEVLET TERÖRÜ

Bu hapishaneye, Kürt direnişini önleme bahanesiyle güney doğu ve doğu sınırlarında 1160 kilometre uzunluğunda beton duvar çekme, bir de 1234 kilometre uzunluğunda devriye yolu döşeme gözü dönmüşlüğü ise bizzat Recep Tayyip Erdoğan'a ait...

Kürt illerinde yıllardır uyguladığı insanlık dışı baskılar, seçilmiş Kürtleri zindana attırarak yerlerine kapıkulu kayyumlar ataması yetmiyor, güney sınırını utanç duvarıyla kilitledikten sonra Suriye ve Irak'ın kuzeyinde kurduğu askeri üslerle, Türkiye'den havalandırdığı drone'lar ve savaş uçaklarıyla ve de ırkçı-dinci takımından derlediği kiralık silahtarla bu iki ülkedeki Kürt varlığına karşı saldırılarının ardı arkası kesilmiyor.

Daha iki gün önce, sadece Tayyip-Devlet iktidarı için değil, onun yalakalığını yapan büyük medya için de yüzkarası bir nankörlük örneğine tanık olduk.

Bundan tam 10 yıl önce, 26 Ocak 2015'te, Suriye Kürtlerinin başını çektiği Halk Savunma Birlikleri (YPG), yıllarca sadece Suriye halkına değil, Avrupa, Amerika ve Asya halklarına korku dolu günler yaşatan, kelle uçurucu IŞİD çetelerine karşı Kobanê'de 133 gün süren direnişini zaferle sonuçlandırmış, bu kara belanın tüm Suriye'ye egemen olmasını, giderek de komşu ülkelere sızmasını da önlemişti.

YPG komutanlığı o zafer günündeki açıklamasında "Bu zafer Rojava devriminin kazanımı, demokratik Suriye'nin kazanımı, insanlığın kazanımı ve özgürlük çizgisinin zalim ve karanlık IŞİD'e karşı kazanımıdır. Kobanê'de yürütülen savaş sadece YPG ile IŞİD arasında bir mücadele değildi. Bu, insanlık ile vahşet, özgürlük ile zulüm ve insanlığın ortak değerleri ile insanlık düşmanları arasında bir savaş olmuştur. Bu savaşı kazanan haklılık, özgürlük ruhu, halkların ve insanlığın özgür iradesidir" diyordu.

Bu zaferin üzerinden 10 yıl geçtikten sonra, Erdoğan ve ortaklarının, bu gerçeği hiçe sayıp, daha düne kadar Türkiye dahil tüm Batı ülkelerinin kara listelerinde yer almışken Esat'ı devirip iktidar olunca "el bebek gül bebek" sayılan islamcı iktidarı da yedeğine alarak Kuzey Doğu Suriye'deki Kürt özerk yönetimini yok etmek için her türlü kirli manevraya baş vurması, bu iktidar ve destekçileri için yüz karasıdır.

MHP lideri Devlet Bahçeli'nin başlattığı, DEM yönetiminin İmralı'da PKK lideri Abdullah Öcalan ve Meclis'te temsil edilen partilerle görüşerek sürdürdüğü yeni "açılım" sürecinde, mevcut iktidar iki konuda net şekilde geri adım atmadıkça, demokrasiden ve özgürlükten yana güçleri tatmin edecek bir sonuca ulaşılması mümkün değildir.

Bu koşulların birincisi, yıllardır tecritte tutulan Öcalan ile birlikte, zindanlardaki Kürt liderlerinin, Gezi direnişi mahkumlarının ve siyasal tercihleri nedeniyle Türkiye'nin dört köşesindeki zindanlarda özgürlüklerinden yoksun kılınanların derhal serbest bırakılmasıdır.

İkinci koşul ise, Türk silahlı kuvvetlerinin 1160 Kilometre uzunluğundaki sınır duvarının güneyindeki Irak ve Suriye topraklarından geri çekilmesi, askeri uçaklarla ve drone'larla yapılan imha saldırılarına son verilmesi, Suriye'nin kuzey doğusundaki Kürt özerk varlığının dönüş olmayacak şekilde tanınması, yeni oluşan Suriye yönetiminde eşit haklarla yer almasına engel olunmamasıdır.

Dahası, dünyanın tüm kıtalarına dağılmış Kürt diasporası ile 1915 soykırımından beri oluşmuş Ermeni, Asuri ve Grek diaasporalarını temsil eden kurumların "düşman" unsurlar olarak nitelenmesinden vaz geçilmesi, Türkiye'nin bir barış ve kardeşlik ülkesine dönüşmesi için onların da görüşleri ve önerilerinin mutlaka dikkate alınmasıdır.

Evet, 784 Bin Km2'lik zindana güneş doğması için başka çare de yoktur...