Temmuz ayında 38 cana kıyan büyük sel felaketinin özellikle Valon bölgesinde neden olduğu 2 Milyar Euro’luk yıkıntı ve hasar Belçika Devleti’ni dar gelirli vatandaşların günlük yaşamını daha da zorlaştıran yeni tasarruf tedbirleri almaya zorlarken, yoğun aşı kampanyası sayesinde hız kesmiş görünen Covid -19 yeniden saldırıya geçti.

Salgın kurbanlarının sayısı nüfusuna oranla en yüksek ülkelerden biri olan Belçika, Ekim ayında günlük vaka sayısının yeniden 4 bin’e, ölüm sayısının da 10’a yaklaşması nedeniyle tüm vatandaşların üçüncü kez aşılanması için kampanya başlatmak zorunda kaldı.

Yeni kampanya öncelikle yaşı hayli ileri olanları hedef seçtiği için geçtiğimiz cuma günü ben de üçüncü kez aşılanmak zorunda kaldım… Aşının neden olduğu geçici sarsıntıyı bilgisayar karşısında siteden siteye atlayarak hafifletmeye çalışırken hem Türkiye’den gelen haberler, hem de Belçika’da yaşanan iki gelişme nedeniyle daha da sarsıldım.

Recep Tayyip Erdoğan, cuma namazını kıldığı Üsküdar’daki bir caminin çıkışında basın mensuplarının sorularını yanıtlarken Suriye’nin genelinde PKK/YPG/PYD’nin cirit attığını, başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinin bunlara destek verdiğini ileri sürerek “Bütün bunlara karşı da mücadelemiz bundan sonraki süreçte çok daha farklı şekilde devam edecektir. Bu terör örgütlerine, Amerika’nın oradaki malum güçlerine karşı, rejim güçlerine karşı gerekli olan her türlü mücadeleyi vereceğiz. Bu konuda kararlıyız” diyordu.

Sadece Suriye’yi değil, tüm Ortadoğu coğrafyasını ve Batı ülkelerini tehdit eden İslamcı terör örgütünü kadın-erkek yiğitçe bir mücadeleyle haritadan silen Kürt örgütlerine karşı Erdoğan’ın hâlâ bu saldırgan ifadeleri kullanabilmesi, yaklaşan seçimlerde tepetaklak gideceğini çok iyi bildiği için gündemi değiştirip yeni bir imha savaşı başlatarak muhalefet partilerinin milliyetçi ve İslamcı unsurlarını da kendi yanına çekme hesabında olduğunu gösteriyor.

Anımsayalım… Bundan tam iki yıl önce, 9 Ekim 2019’da, aynı Erdoğan, Türk Ordusu ile “Suriye Milli Ordusu” etiketi altında topladığı İslamcı teröristleri seferber ederek Suriye Demokratik Güçleri’ne karşı bir kırım operasyonu başlatmıştı. Tüm dünyada büyük tepki uyandıran bu operasyona CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu “Dualarımız askerlerimizle… Allah evlatlarımızı muzaffer eylesin” diye destek verirken, İYİ Parti lideri Meral Akşener de, stadyumlarda bu saldırıyı kutlayan milli takım oyuncuları gibi asker selamına durarak "Türk Milleti ve ordusu, nice kahramanlık destanları yazmıştır, yazmaya da devam edecektir" diye kükremişti.

Erdoğan’ın yeni fütuhatçı çılgınlıkları karşısında Millet İttifakı partileri ve onların Tayyip rahle-i tedrisinden geçmiş yeni yetme müttefikleri nasıl davranır, tezkereler Meclis’e geldiğinde göreceğiz.

AVRUPA BİRLİĞİ İÇİNDE BÜYÜYEN ÇATLAKLAR

Türkiye’de bu endişe verici gelişmeler olurken, Avrupa başkenti Brüksel şu sırada, hem kıta genelinde Polonya’nın başını çektiği, Macaristan, Çekya ve Slovenya’nın da desteklediği “yerel hukukun Avrupa hukukuna üstünlüğü” isyanıyla baş etmeye uğraşıyor, hem de Belçika özelinde kasaplık hayvanların uyuşturularak boğazlanıp boğazlanamayacağı kavgasıyla sarsılıyor.

Daha önce ayrıntılı yazmıştım… AB-Türkiye ilişkilerinin yakın geleceği açısından çok önemli bir gelişme, Avrupa Birliği dönem başkanlığının 1 Temmuz 2021’den itibaren altı ay süreyle Slovenya’ya geçmesi olmuştu. Dönem başkanlığını Portekiz'den devralan Slovenya başbakanı Janez Jansa, yaptığı ilk konuşmada "Türkiye, Akdeniz'in en önemli aktörlerinden biri haline gelmektedir" diyerek Erdoğan rejimine karşı herhangi bir yaptırıma olanak tanımayacağını daha baştan belli etmişti.

Slovenya’nın dönem başkanlığını üstlenmesiyle Erdoğan, Avrupa Birliği içinde Macaristan ve Polonya’dan sonra yeni bir koçbaşına sahip olmuştu.

Tam da AB’nin 24 Haziran 2020 zirvesi öncesi, Macaristan parlamentosu LGBT karşıtı bir yasayı kabul edince 17 üye ülkenin liderleri Avrupa Birliği başkanlarına bir açık mektup göndererek LGBT karşıtı ayrımcılıkla mücadele çağrısında bulunmuştu. Ancak, 10 Orta Avrupa ülkesi bu çağrıya katılmayı reddetmiş, böylece AB içindeki kutuplaşma daha da keskinleşmiş bulunuyordu.

Buna paralel olarak aynı dönemde Avrupa Birliği üyesi 14 ülkeden 16 sağcı parti “federal bir blok” yerine “egemen üye devletlere dayalı bir birlik” çağrısı yapmış, Avrupa Parlamentosu içinde ikinci büyük siyasal grubu oluşturmak üzere seferber olmuş bulunuyordu… Bu hareketin başını Macaristan’dan Viktor Orban'ın Fidesz, Fransa’dan Marine Le Pen'in Ulusal Birlik, İtalya’dan Matteo Salvini'nin Lega, Polonya’dan Mateus Morawiecki’nin Hukuk ve Adalet partileri çekmekteydi… Çok geçmeden bu harekete AB’nin yeni dönem başkanı Janez Jansa’nın Slovenya Demokrat Partisi de katılacaktı.

Ülkesinde basın özgürlüğünü giderek daha yoğun şekilde ayaklar altına alan Slovenya başbakanı Janez Jansa, geçen hafta bir Avrupa Parlamentosu heyetinin "basın özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü" konusundaki endişeleri incelemek üzere Slovenya'yı ziyareti üzerine, Avrupa Birliği dönem başkanı olduğunu da hiçe sayarak, Avrupa Parlamentosu’na karşı açıkça saldırıya geçti.

Başbakan Janez Jansa Twitter’daki hesabında, insan hakları kuruluşlarına verdiği destek nedeniyle komplo teorisyenleri ve aşırı sağ tarafından "Doğu Avrupa'yı ele geçirmeye çalışmak”la itham edilen Macar asıllı George Soros'la AP milletvekillerinin birlikte yer aldığı bir fotoğraf yayınladı. Hollanda Başbakanı Mark Rutte'nin partisinden Sophie in't Veld’in de bulunduğu fotoğrafın altında "Soros'un Avrupa Parlamentosu'ndaki bilinen 226 kuklasından 13'ü" yazıyordu.

Bir hatırlatma… Türkiye’de de Tayyip Erdoğan, tıpkı Sloven mevkidaşı Jansa gibi, insan hakları savunucusu Osman Kavala’yı “Soros’un adamı” diye suçlayarak yıllardır zindanda yatırmaktadır.

Jansa bu saldırılarını eleştiren AB Konseyi Başkanı Charles Michel, Avrupa Parlamentosu Başkanı David Sassoli ve Hollanda Başbakanı Mark Rutte’ye de "Slovenya sömürge değildir” diyerek meydan okumakta gecikmedi.

Avrupa Birliği içindeki bir diğer önemli gelişme de, Polonya Anayasa Mahkemesi’nin, AB yasalarının ulusal anayasadan "mutlak üstünlüğü" ilkesinin Polonya Anayasası'na aykırı olduğu yönünde karar alması oldu.

Polonya yargısının bu kararına Avrupa Parlamentosu Başkanı David Sassoli, "Avrupa hukukunun önceliği sorgulanamaz. Bunu sorguya çekmek, birliğimizin kurucu ilkelerinden birine saldırmaktır" diye tepki gösterdi.

Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi Polonya ile aynı tutumu paylaşan Macaristan ve Çekya kararı olumlu karşıladılar. Çekya Cumhurbaşkanı Milos Zeman "Umut veren devrimci bir yargıyı selamlıyorum. Polonya her zaman cesur olmuştur" dedi.

Brüksel’de şimdi, 21-22 Ekim 2021 tarihlerinde üye ülkeler devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla yapılacak olan Avrupa Konseyi toplantısına Polonya adaletinin kararıyla Sloven Başbakanı Janez Jansa’nın tutumu karşısında nasıl bir tavır alınacağı damga vuracak.

BELÇİKA SOL VE YEŞİL PARTİLERİN YENİ SINAVI

Avrupa başkentinde geçtiğimiz günlerde büyük gerilim yaratan bir başka olay, daha önce Valon ve Flaman bölgelerinde uygulanmaya konmuş olan kasaplık hayvanların uyuşturulmadan kesilmesini yasaklayan kararın Brüksel Bölge Hükümeti’nin de gündemine gelmesi ve buna bazı Müslüman örgütlerinin sert şekilde tepki göstermesi oldu.

Valon ve Flaman bölgelerinde uygulanan yasağa karşı bazı Müslüman örgütleri Aralık 2017’de Belçika Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açmışlardı. Brüksel Bölge Hükümeti de, bu konuda bir karar almak için Anayasa Mahkemesi’nin hükmünü beklemeyi uygun görmüştü. Anayasa Mahkemesi de bu konuda Lüksemburg’taki Avrupa Adalet Divanı’nın görüşünü istemişti.

Avrupa Adalet Divanı 17 Aralık 2020’de hayvanları uyuşturma uygulamasının din özgürlüğü ile hayvanları koruma arasında "uygun bir denge" teşkil ettiğine hükmetmişti.

Belçika Anayasa Mahkemesi de, 1 Ekim 2021’de, Avrupa Adalet Divanı’nın kararını esas alarak Valon ve Flaman bölgelerinin hayvanların uyuşturulmadan kesilmesini yasaklayan kararlarını onaylamış bulunuyor.

Anayasa Mahkemesi’nin kararını olumlu bulan Belçika Hayvan hakları kurumu (GAIA) ve Laik Eylem Merkezi (CAL) Brüksel Bölge Hükümeti’nin de, Valon ve Flaman hükümetleri gibi, uyuşturmaksızın hayvan kesimini derhal yasaklaması çağrısında bulundular.

Ancak bunun üzerine Türk lobisinin etkin olduğu Belçika Diyanet Vakfı ile Belçika İslam Koordinasyon Kurulu, uyuşturularak kesilen hayvanların etinin Kuran’a göre “helal” sayılamayacağı, bu nedenle Müslümanlar tarafından yenemeyeceği savıyla Anayasa Mahkemesi’nin kararına aşağıdaki şekilde tepki gösterdiler:

"Anayasa Mahkemesi, bu kararıyla ne yazık ki tartışmanın merkezinden kaçan bir kısır döngü mantığı yürütmektedir. Özellikle de Flaman ve Valonya yasalarının Müslüman ve Musevilerin inançlarında bulunan gündelik bir dini uygulamasının 'özünü' doğrudan etkilediği gerçeğini görmezden gelmektedir. Hayvan uyuşturulduğu andan itibaren herhangi bir dini kesimden söz edilemez."

Bu konuda Müslüman örgütlere büyük destek Yahudi Örgütleri Koordinasyon Komitesi (CCOJ)’dan geldi.

Museviliğin kutsal kitabı Tevrat’a göre kasaplık hayvanın mutlaka uyuşturulmadan kesilmesi gerektiği, uyuşturularak kesilen hayvanların etinin “koşer” olamayacağı ve Yahudiler tarafından yenemeyeceği görüşündeki CCOJ, Anayasa Mahkemesi kararına karşı bu kez Strasburg’taki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dava açacağını açıkladı.

Anayasa Mahkemesi ‘nin hayvan kesimi konusundaki kararının açıklanması, Belçika İslam Koordinasyon Kurulu başkanının yönetiminde bulunan Heusden-Zolder’deki Sultan Ahmet Camii’nde aşırı faaliyetler gösterildiğine dair bir devlet güvenlik kurumu raporunun basına sızmasıyla aynı döneme denk gelmişti.

Belçika Diyanet Vakfı ve Belçika İslam Koordinasyon Kurulu yöneticileri tarafından yapılan bir başka açıklamada “Bunlar ancak, dini azınlıkların zulme uğradığı totaliter rejimlerde görebildiğimiz türden şeylerdir. Bu uygulamalar, gittikçe Müslüman avına dönüşerek bizlere talihsizce Avrupa tarihinin karanlık dönemlerini hatırlatıyor” deniliyordu.

Brüksel’de kasaplık hayvan kesimleri Anderlecht semtinde, girişinde iki boğa heykeli bulunan büyük bir mezbahada uyuşturmadan yapılıyor… Belçika Diyanet Vakfı ve Belçika İslam Koordinasyon Kurulu yöneticileri uyuşturmaksızın kesimin yasaklanması halinde Brüksel’de sayısı hayli yüksek olan Türkiye ve Fas gibi Müslüman ülkeler çıkışlı göçmenlerin artık o mezbahada kesilen hayvanların etini mekruh olduğu için satın almayacaklarını, ihtiyaçlarını başka ülkelerden ithal edilen “helal” etlerle karşılayacaklarını da duyurdular.

Verilen bilgilere göre, Valon ve Flaman bölgelerinden sonra Brüksel bölgesinde de böyle bir yasağın uygulamaya konulmasından sonra Müslümanların et ihtiyacını karşılamak üzere Fransa’nın Belçika sınırına yakın bölgelerinde “helal et” mezbahaları kurulmaya başlamış bulunuyor.

Söz konusu müslüman örgütleri, uyuşturmadan hayvan kesiminin yasaklanması durumunda, tüketici bulamama nedeniyle Anderlecht Mezbahası’nın kapısına kilit vurulacağı, yüzlerce çalışanının işsiz kalacağı, ayrıca Brüksel’de “helal” servis yapan yüzlerce kasap, lokanta ve gıda pazarının da kapanacağı savını da ileri sürerek Belçika hükümetini oluşturan partilere bu yasağı onaylamamaları için baskı yapıyorlar.

Bu nedenlerledir ki, bakan Clerfayt’ın yasaklama önerisi Brüksel Bölge Hükümeti’nin bu haftaki oturumunda ele alınmamış, bu konudaki görüşmeler önümüzdeki haftaya ertelenmiş bulunuyor.

Brüksel Bölge Hükümeti’ni oluşturan partilerden Clerfayt’ın da üyesi olduğu Brüksel partisi DEFI ile muhalefetteki liberal parti MR, Hristiyan partiler CD&V ve cdH, milliyetçi Flaman partisi N-VA, aşırı sağcı Vlaams Belang yasağın uygulanmasından yana görüş açıklarken, hükümette iki bakanı bulunan Sosyalist Parti (PS) ile üç bakanı bulunan Yeşiller (ECOLO-GROEN)’un ne tavır alacakları merakla bekleniyor.

Ancak, teorik olarak laik cephede bulunması gereken bu iki partinin, yıllardır Brüksel’de Müslüman seçmenlerden oy alma hesabı içinde İslamcı örgütlere her türlü ödünü verdikleri çok iyi bilindiği için, uyuşturmadan hayvan kesimi yasağının görüşülüp karara bağlanmasını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılan yeni davanın sonucunu bekleme bahanesiyle düyuna bıraktırmaları hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.