Türkiye’de birkaç gündür erken seçim meselesi tartışılıyor.

Gerçekleşir mi, gerçekleşmez mi, bilemiyorum ama bu konunun sağduyulu bir biçimde tartışılması gerekiyor.

AKP-MHP bloğunun erken seçimden bir çıkarı olduğunu zannetmiyorum, bu nedenden erken seçim ihtimalini sıfır değil ama düşük görüyorum.

İktidar bloğunun, Cumhur ittifakı da diyebilirsiniz, erken seçime yakın durmasının tek bir gerekçesi olabilir, bu gerekçe de zamanında yapılacak bir seçimin toplumsal koşullarının bugünkünden bile kötü olabileceğinin öngörülmesi, bu istikamette ciddi analizlere dayalı tahminlerin çok güçlü olması.

Tabii ki, bir ihtimal daha var, siyasi tırmanma ve toplumsal gerginliğin ulaştığı nokta seçimlerin uzun bir süre buzluğa kaldırılmasına da neden olabilir; Erdoğan siyasi çizgisi bir dönem Anayasanın da buzluğa kaldırıldığını ifade etmişti, yani bu buzluk işi pek yabancıları değil.

İktidarın erken seçim kararı çok riskli, öngörülerini çok sağlam yapmaları şart.

Ama, muhalefet için aynı şeyi söylemek kolay değil.

Kanımca, Türkiye, Venezuela’dan sonra dünyanın en kötü yönetilen ülkesi, sonuçlar da ortada.

Dolayısıyla muhalefet en yüksek tonlarda erken seçim talep etmek zorunda; bu doğrultuda seslerin cılız çıkmasını anlamak pek mümkün değil.

Belki bu cılız sesin gerekçesi zamanla toplumsal, ekonomik yıkımın daha da büyüyeceği ve muhtemel seçim sonuçlarının çok daha netleşeceği beklentisi.

Ancak, bu beklenti çok riskli olabilir çünkü zamanla sonuçların daha konsolide olmasını beklerken ortada seçim yapılacak bir siyasal ortamın kalmama ihtimali de mevcut.

Benim kişisel kanım bir erken seçimin artık zorunlu hale geldiği istikametinde.

Bir, iki temel gerekçem var ama şunu da belirtmek zorundayım, benim gerekçelerim normal bir ülke için geçerli gerekçeler, artık ülke normal olmaktan çoktan çıktı diyorsanız, ki büyük ölçüde haklı olabilirsiniz, benim de söyleyecek fazla sözüm kalmaz.

Birinci gerekçem bugün itibariyle ülkenin yönetim tarzının yarattığı gerginliğin taşınamaz hale gelmiş olması.

Bu durumda seçmene gitmek ve iradesinin tecellisini beklemek en iyi çözüm.

Kayyım atama politikası ile ülkenin önemli bir bölümünde Anayasanın demokrasi (sandık sonuçları) ilkesi askıya alınmış durumda.

Hukuk devleti anayasal ilkesi ise adeta tümüyle buzluğa konmuş durumda; hukuk dendiğinde bir kesim küfür gibi anlıyor artık.

Saçma sapan gerekçelerle televizyonlar kapatılıyor.

Polis baro başkanlarını darp edebiliyor.

Hapishaneler gazeteci, yazar, sivil toplumcu dolu.

Siyasi iktidarın hoşuna gitmeyen kararların altına imza atan yargıçlar HSK marifetiyle sağa sola gönderiliyorlar.

Üniversiteler tamamen bitmiş durumda.

KHK rezaleti sürüyor.

Dış politika hamleleri bataklıkta çırpınma hamleleri gibi.

AB perspektifimiz sıfırlandı.

Yanlış iktisat politikalarının bir biçimde sistemi kilitlemesini önleyen bütçe disiplini de artık sizlere ömür. 

Bu listeyi çok uzatmak mümkün.

Bunlar tek başına bir erken seçimden medet ummak için yeterli.

Bir de çok matematiksel bir gerekçe var.

31 Mart ve 23 Haziran 2019 yerel seçimleri Türkiye’nin siyasi dengelerinin tümüyle değiştiğini gösteriyor, Millet ittifakının kazandığı belediyelerin ülkede üretilen toplam katma değer içinde payı yüzde yetmişi aştı.

Sadece yerel seçimlerin sonuçları bile bir erken seçimin meşru bir yönetim için gerekli olduğunun kanıtı.

İktidar bloğu zamanında yapılacak seçimlerin kendi şansını arttıracağı beklentisi ile, ilk bakışta normal gibi gözükebilir, bu meşruiyet dışı sürecin devamına izin verirse Türkiye çok ama çok büyük zararlarla karşı karşıya kalacaktır.

Bugün karşı karşıya olduğu zararlardan bile büyük. 

Seçimsiz bir orta vadeyi de hep hesaba katmak gerekebilir artık.