Şu akıllara ziyan bir iddia var ya, Fransa Türkiye’yi kıskanıyor diye, bu iddiayı takdirlerinize bırakıyorum.

Ancak, takdirlerinize bırakamayacağım kadar doğru iddia Fransa eski Başbakanı François Fillon’un Türkiye’yi deliler gibi kıskandığıdır.

Neden diye sorarsanız anlatayım. 

François Fillon Fransa eski Başbakanı, 2017 Cumhurbaşkanlığı seçiminde de bir merkez sağ grubun adayı.

Ve Fillon Pazartesi günü (29 Haziran 2020) iki senesini içeride geçirmek zorunda olduğu beş sene hapse mahkûm oldu.

İlaveten on sene seçilme hakkını kaybetti, yaklaşık dört yüz bin avro da ceza ödeyecek. 

Neden mi?

François Fillon’un milletvekilliği ve başbakanlık yaptığı yıllarda eşi Penelope Fillon Fransız Parlamentosunda hiç çalışmadan, hatta hiç işe gitmeden kendisine verilen bir kadro üzerinden maaş almış.

Penelope Fillon o kadar rahat hareket etmiş ki, Meclis’te kapılardan geçmek için gerekli manyetik kartı bile çıkarmamış.

Bir de Fransa’nın ünlü, 1829’dan beri muntazaman yayınlanan aylık bir dergisinde, “Revue Des Deux Mondes”, yine biraz fiktif bir danışmanlık meselesi var Penelope Fillon’un.

Bu iki mesele nedeniyle Fransa eski Başbakanı, merkez sağın cumhurbaşkanlığı adayı François Fillon hapis yatacak, on sene seçimlerde aday olamayacak.

François Fillon’un Türkiye’yi nasıl kıskandığını tahmin edebiliyorum.

Bu yazıyı yazarken, Salı günü, ekranda CHP grup toplantısı var, Kılıçdaroğlu konuşuyor, emin olabilirsiniz yazıya daha önce başlamış idim, bir ilimizde bir AKP’linin kızının nasıl bir kadroya atandığını ama işe hiç gitmediğini hatta o ilde dahi yaşamadığını, Ankara’da oturduğunu anlatıyor.

Bu konuyu duymam tamamen tesadüf oldu.

Benzer olaylar Türkiye’de her aşamada her gün yaşanıyor.

Ancak, Türkiye’nin Fransa’dan farkı cezasızlık kültürü.

Bizim necip ülkemizde eşi ya da çocukları bankamatik memurluğu yaptığı için cezalandırılan, hapse giren bir yüksek düzey siyasetçi duydunuz mu?

Yoksa, böyle olaylar Türkiye’de hiç olmuyor mu?

İsmet Paşa aramızda olsaydı mutlaka “Hadi canım sen de” derdi. 

Sayın Erdoğan Fransa, Almanya gibi ülkeler için “Türkiye’yi kıskanıyorlar” diyor.

Erdoğan’ın bu iddiasını takdirlerinize bırakıyorum.

Ancak, eski Fransa Başbakanı François Fillon’un Türkiye’yi kıskandığına eminim.

Neden mi?

Aynı olay Türkiye’de yaşansa idi Fillon’un bu fiktif, hayali istihdam işi için ceza almayacağı kesin idi de onun için.

Daha önce de bu konuyu yazdım.

Fransa’nın ahlak anlayışı biraz farklı.

Eski Cumhurbaşkanı François Hollande’ın evlilik dışı doğan dört çocuğu var ve çocukların annesi de çok önemli bir siyasetçi, bakanlık yaptı, Cumhurbaşkanlığı adayı oldu Cumhurbaşkanlığını kıl payı kaçırdı.

Bu konu magazinde bazen konuşulur ama kimse bu durumu siyasete eleştiri konusu olarak getirmemiştir.

Ama, yine François Hollande Cumhurbaşkanı iken Cumhurbaşkanlığı konutunda beraber yaşadığı başka bir kadının sabahları bir polisi gönderip köşedeki fırından konut bütçesinden dört adet kruasan aldırtması (günlük beş avro bile tutmaz) büyük olay haline geldi.

Tıpkı eski Başbakan Fillon’un eşinin bankamatik görevi gibi.

Fransa’da ahlak kamu parasının kullanımı üzerinden tartışılıyor en ziyade.

Bizdeki ahlak tartışmaları ise malum.

Diyanet İşleri Başkanı makam aracı olarak çok lüks bir Mercedes’e binerken pandemiden cinsel tercihleri ortalamadan farklı bireyleri sorumlu (!!!) tutuyor.

Hangi ahlak anlayışı daha ahlakidir, takdirlerinize bırakılır.