M4’ün güneyindeki el-Gap bölgesinde Suriye Ordusu ile cihatçı gruplar arasındaki çatışmalar, “cihatçı saldırıları geri püskürtme” şeklinde devam etti. Ancak 10 Mayıs günü cihatçılar, İdlib’den sızan takviye güçlerle Suriye ordusuna yönelik büyük çaplı bir saldı gerçekleştirdiler. Bu saldırıda Suriye ordusundan 26 askerinin öldüğü bildirildi.  Keza Hama hattında saldırıya geçen ve geri püskürtülen cihatçıların çok sayıda kayıp verdikleri biliniyor. Bütün bunlara bakınca sahadaki herkes bu ateşkesin ömrünün kısa olacağını konuşuyor. Yani İdlib gerilimi yeniden kapıda!

Öte yandan Ateşkes kapsamı dışında tutulan Heyet Tahrir-üş Şam (HTŞ) ve Türkistan İslam Partisi gibi el Kaidecilikleri uluslararası düzeyde tescillenen grupların öfkeleri TSK’ya yönelmiş durumdadır. Rusya ile M4 üzerindeki ortak devriye programına izin vermeme gerilimi, TSK ile çatışmaya kadar vardı.  Türkiye açısından Suriye’deki kriz bununla da sınırlı değil. Türkiye yanlısı grupların kendi aralarındaki çatışmaları da derinleşiyor. Uzun zamandır Ceyşül Şarkiye grubu ile Suriye Milli Ordusuna (SMO) bağlı gruplar arasında anlaşmazlıklar vardı ve zaman zaman çatışmalar yaşanıyordu. Son dönemde yaşanan en şiddetli çatışmalar Jerablus’ta meydana geldi. Ceyşül Şarkiye ile SMO askeri polisi arasında gece boyu devam eden çatışmalarda her iki taraftan en az 15 militanın öldüğü ve çok sayıda yaralı olduğu yazıldı. Bu gruplar arasındaki çatışma esas olarak Fırat’ın doğusunda başlamıştı ve sebebi de yağma ve alan hakimiyeti konusundaki anlaşmazlıklar…  Fakat saha kaynaklarına göre() son dönemdeki çatışmalar Jerablus’a kadar uzandı ve çatışmalara Kuzey Şahinleri, Hamza Tümeni, Süleyman Şah Tugayı, Sultan Murad Tümeni de dahil oldular. Bütün hizipler buralara militan takviyeleri yapmaya başladılar. Afrin’de de keza öyle.. Türkiye yanlısı grupların kendi aralarındaki paylaşım kavgası hep var. Yani AKP’nın evlat edindiği SMO unsurları her yerde “kardeş kavgasına” girmiş durumdalar ve ayıran da yok! Çünkü ateşkes ile birlikte İdlib geriliminden bir miktar nefes alan AKP, bu kez gerilimi Libya’ya taşımış ve şu an ilgisini tümüyle Libya’ya yöneltmiş durumdadır. Ancak bu yönelmeden dolayı AKP’nin İdlib’deki “kardeş kavgasıyla ilgilenmediği için bu çatışmalar derinleşmedi, çatışmaların bir sebebi de AKP’nin Libya’ya yoğunlaşmasıdır.  Çünkü yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre başından itibaren Libya’ya paralı asker gönderilmesine karşı çıkan grup, Ceyşul Şarkiye’dir. O yüzden SMO’ya bağlı diğer gruplar, Ceyşul Şarkiye militanlarını cezalandırmak için rant alanlarını daralttılar ve çatışma buradan çıktı… Fakat son zamanlarda diğer cihatçı gruplar da Libya’ya cihat yolcusu toplamakta artık gönüllü değiller. 

Libya’ya gitmeye gönüllü cihat yolcusu bulmak giderek zorlaşıyor

İlkin Libya’ya gönüllü savaşçılar taşındı. Gönüllü gitmek isteyenlerin isim yazdırmaları istendi, listeler oluşturuldu ve bu şekilde kafileler halinde Libya’ya savaşçı transferleri gerçekleşti. Çünkü bu “gönüllülük” için sunulan cazip taahhütler vardı. 2000 dolarlık maaş, Libya’dan Avrupa’ya göç garantisi, ölüm halinde aileye ömür boyu aylık bağlama vb. vaatler söz konusuydu. Fakat  bir süre sonra bunca cazip teklife rağmen Libya’ya gitmek isteyenlerin sayısı giderek azaldı. Çünkü gidenlere sadece bir kere maaş ödendiği ve Avrupa kapılarının şu an için hayal olduğu görüldü. Üstelik  giden savaşçılar çok fazla kayıp vermektedirler. 

 Bu yüzden “gönüllü” yolculuk programı yürümedi. Bundan sonra ilkin “ikna yöntemi” işletildi, en son da maaş tehdidiyle paralı asker toplanmaya başlandı. İlki için özel görevli “iknacılar” çalışmaya başladılar. Muhalif kaynak Step News’e göre() İdlib’deki cihatçıları Libya’ya göndermek için İdlib’de özel olarak çalışanlar var.  Bu şahıslar araç şoförü olup, ikna ettikleri her bir militan için 50 ila 75 dolar arasında ücret alıyorlar. Örneğin bu işi yapanlardan birisi, İdlib/Ariha’dan Ebu Jab diye bilinen biri...  

Ebu Jab gibi Libya’ya paralı asker toplamakla görevli olan bu taşıyıcılar, militanları ikna etmek için çeşitli vaatlerde bulunuyorlar. Fakat bu vaatlerin tamamı Türkiye adına sunuluyor. Çünkü bu militanlar İdlib’ten, TSK, SMO ve İstihbarat arasındaki tüm koordinasyonun gerçekleştiği yer olan Havar Kilis sınır kapısına taşıyorlar. Sunulan vaatlere gelince; yerinden edilmiş insanların bulunduğu kampları dolaşıyorlar, eli silah tutan tüm erkekleri Libya'ya gitmeye ve Türk yanlısı Trablus hükümetinin yanında Halife Hafter güçlerine karşı aylık 2000 dolarlık maaş karşılığında Libya yolcusu olmaya teşvik ediyorlar. Vaatler bunula da sınırlı değil. Yaralanan savaşçılara bir nevi “iş görmezlik ödeneği” olarak 35 bin dolar,  ölenlere de, ailelerine Türk vatandaşlığı ve 60 bin dolar tazminat taahhüt ediliyor. Başlangıçta bu yöntemle gönüllüler bulunuyordu,  çünkü Libya’ya gittiklerinde ilk maaşın peşinen ailelerine ödeneceği de vaat ediliyordu ki, bu oldukça ikna edici bir tekliftir. Ancak zamanla bu vaatlerin altının boş olduğu fark edilmiş olmalı ki, gönüllü Libya yolcusu bulmak giderek zorlaştı. 

Ya Libya’ya gidersiniz ya da maaş yok!  

Aynı kaynağa göre geçtiğimiz nisan ayında SMO’daki İkinci Lejyon (Feylak el-Sani)’a bağlı Süleyman Şah ve Sutan Murad Tugayları, Libya’ya gitmek isteyen savaşçıları durdurdu. Bunun iki sebebi vardı.  Birincisi, SMO gruplarının Libya’ya çok fazla savaşçı göndermesi sebebiyle Suriye sahasında gücünün tükenmeye başlaması, ikincisi de, bu savaşçıların Libya topraklarında ağır kayıplar vermesidir. Bu yüzden gidip Libya’da ölmemek için, hem de Suriye’deki güçlerinin tükenmemesi için Libya’ya savaşçı görderme taleplerine karşı direnmeye başladılar. Bunun üzerine TSK yanlısı SMO komutanlarına baskı yapılmaya başlandı. Ama en etkili olanı, maaş tehdididir. Aynı muhalif kaynağa göre grup komutanlarına iki seçenek sunuldu; ya kendi taburlarından paralı asker listeleri oluştururlar, ya da maaşlarının yarısı kalıcı olarak kesilecek!. “Ulusal Ordu" komutanları da kendilerini tek bir seçenekle karşı karşıya hissettiler, o da şu: Maaşlarının kesintiye uğramaması için her ay,  komutası altındaki militanlardan 20-25 kişilik gruplar oluşturup listeyi teslim etmek…. Örneğin geçtiğimiz ay maaş ödemesi yaklaştığında grup komutanları, maaşları kesilmesin diye hızlıca Libya’ya gönderilecek ekipleri oluşturdular. 

Yine muhalif kaynakların öne sürdükleri birkaç iddiadan bazıları şöyle: SMO’ya bağlı Levant Cephesinin  Libya'ya savaşçı göndermeyi reddetmesi nedeniyle ya dağıtılacağı ya da maaşların kesileceği iddia edildi. Fakat gruptan bir askeri yetkili, grubun dağıtılmadığını, maaşların da kesilmediğini, sadece ödeme süresi uzatılarak maaşların azaltıldığını söyledi. Yani maaşların aylık olarak ödenmesi yerine sadece günü uzatıldı ve ödemeler 30 gün yerine “her 50 günde bir” gerçekleşmeye başladı. 

Görüldüğü gibi Libya’ya doğru gönüllü cihat yolcusu pek kalmadı ve bu iş artık zorlamayla yürütülüyor. Öte yandan Libya’ya gidenler de çok fazla kayıplar veriyor. 11 Mayıs itibarıyla Libya’da ölen Suriyeli paralı askerlerin toplamına dair Libya ulusal ordu sözcüsünün açıkladığı sayı 279’dur. Ve buna hem ölüm hem esir düşme sayıları eklenmeye devam ediyor. Buna rağmen  hala listeler oluşturuluyor ve ısrarla Libya’ya cihatçı transferleri devam ediyor.

Libya’ya bu kadar cihatçı yığınak neden? 

AKP’nin tutunduğu son İhvancı kale olan Trablus hükümetine ve lideri Serrac’a akıtılan bu yoğun destek, Suriye politikasındaki “derin stratejinin” ilk yıllarını hatırlatıyor. Libya’dan Suriye’ye akın akın cihatçı militan geldi, geçiş güzergahı da Türkiye idi. Şimdi tersine cihat yolculuğu bu kez aleni olarak Türkiye’nin iktidar partisi eliyle yürütülüyor, çünkü gidenler artık bu iktidara bağlı bir ordunun üyeleridir. Pekii bu ısrarda nasıl bir fayda hesaplanıyor? Bırakın Serrac’ın Libya’ya egemen olmasını, şu anda Trablus’ta sıkışıp kaldığı %6’lık bir alanda tutunup tutunmayacağı tartışılıyor. Bunu AKP’liler de biliyor. Yani Libya Ulusal Ordusunu yenmek gibi bir olasılık yok ve belli ki zaten öyle bir hedef de yok. ÖyleyseLibya’ya neden bu kadar paralı asker yığınağı yapılıyor? 

Libyalı kaynaklar şu an için Suriyeli paralı asker sayısını 17 bin olarak veriyorlar ama kimi kaynaklar (), Türkiye’nin Libya’daki paralı asker sayısının yaklaşık 80 bine ulaşıncaya kadar durmayacağını ve şu anda Libya’ya gönderilmek üzere binlerce militanın kuzey Suriye’de eğitildiğini söylüyorlar. Şimdi tekrar soralım: Türkiye, bu denli yoğun sevkiyatlarla Libya’da neyi hedefliyor?  Muhtemel cevap şudur: Suriye’de yaptıklarının aynısını Libya’da tekrar ediyor!.. 

Ne olmuştu Suriye’de? İdlib, Türkiye’nin garantörlüğünde  adeta bir cihatçı üssü haline geldi ve AKP buradan kendisine bağlı bir ordu (Suriye Milli Ordusu) kurdu. Türkiye’nin buradaki hedefini, Lübnanlı analist Enis Nakkaş şöyle tarif etmişti: “Suriye’de kendine bir bölge çizen Türkiye, ‘elimde silahlı gücüm var’ diyecek ve bölgede kalıcı olma arayışına girecek!” Nakkaş bu tespiti 2018’in başında yapmıştı. Geldiğimiz noktaya baktığımızda, Nakkaş’ın bu söylemini haklı çıkaran gelişmelere tanıklık ettik, AKP’nin elinin altındaki bu orduya dayanarak Suriye ordusuna meydan okumaya başladığını ve hatta NATO’yu tekrar Suriye sahasına çağırarak 2013 sürecine geri dönmek istediğini gördük.

AKP’nin cihatçılar ittifakından oluşturduğu bu ordu, adı Suriye Milli Ordusu olsa da, şimdi “AKP’nin Libya ordusu” olma yolunda. Saha kaynaklarının yayımladıkları raporlara baktığımızda, gidişat bu yönde görünüyor. Şimdi baştaki soruya tekrar dönecek olursak, AKP’nin Suriye’den güç aktararak desteklediği Serrac’ın Libya’da alanını genişletme ya da hakimiyet kurma şansının çok zayıf olduğu bu denli açık iken, neden bu yığınakta ısrar ediliyor? Libya’da da “elimde silahlı gücüm var” mı diyecek ve tekrar müdahale etmesi için  NATO’yu mu çağıracak? Uzun zamandır bütün bunların ihtimal dahilinde olduğu tartışılıyor. Nitekim dün itibariyle NATO’dan bu yönde bir eğilim belirdi ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg(),  Trablus hükümetine destek vermeye hazır olduklarını söyledi. Çünkü “Ankara önemli bir müttefiktir ve hem Suriye’de hem de Libya’daki çabalarını NATO olarak destekliyorlar!..” Bu işaretin NATO’dan gelmesi, yine akla Filistinli yazar Abdülbari Atvan’ın() “Suriye ABD’nin Türkiye’ye tuzağıydı, şimdi buna  Libya da mı eklendi?” sorusu geliyor. Çünkü AB’den ve bölgeden çok sayıda ülke  AKP’nin Libya hamlesinin karşısında tutum alırken, Libya dosyasındaki bu ısrarcı tutumun ve özgüvenin mutlaka bir adresi vardı ve şimdi NATO Genel Sekreterinin bu çıkışıyla adres belirginleşmeye başladı. 

Ama eğer gerçekten ABD’nin programıyla hareket ediliyorsa, bu demektir ki, Türkiye için Libya’da yeni bir “İdlib bataklığı” var ufukta… Çünkü Suriye sahasında Kuneytra’dan Dera’ya, Deyrul Zor’dan Doğu Guta, Halep, Hama, Homs’a kadar  herkesin elinde bir silahlı güç vardı ve sürekli Suriye ordusuna “orada dur!” diyen ABD için bu cephelerin hepsi birer “kırmızı çizgi” idi.. Son olarak yine ABD için İdlib’de de çizgi “kırmızıydı”, ama  AKP’ye sunulan destek, Rusya’nın  Moskova protokolüne kadar sürdü ve bitti…  Şimdi adeta Afganistanlaşan İdlib’deki bu cihatçı yığınağın Türkiye’nin başına kaldığı gerçeği duruyor. Her ne kadar şu anda fetihçilik hayalleri için işlevli bir militan ordusu olsa da, bu potansiyelin Türkiye’ye nasıl döneceği konusunu herkesin oturup düşünmek zorunda kalacağı günler gelecek. Bunun dışında, şu anda Türkiye’nin ortakları olan emperyalist blok içindeki ülkelerin bu cihatçı orduyu Türkiye aleyhinde bir dosyaya dönüştürüp dönüştürmeyecekleri de tartışılıyor. 

Bölgede “oyun kurucu” olduğunu söyleyen AKP’nin Suriye’de attığı her adımda bütün gözler üzerindeydi, şimdi Libya’da da öyle.. Ama buna rağmen “derin stratejiler” geliştirmeye devam ediyor. Belli ki bu özgüvenin altında yatan şey, “görünmeyen” birilerinin desteğidir. Ama şimdilik bu “görünmeyen” desteğin ileride Türkiye aleyhinde “teröristleri destekliyor” dosyasıyla görünür olabileceği ihtimali her zaman vardır. Bundan 3 yıl önce Ürdünlü yazar İbrahim Alluş(), tam olarak böyle bir ihtimali dile getirdi ve şunları yazdı: “Erdoğan ne Suriye ne de Irak’ta tek başına oyun kuramaz. Ancak bir süre  kendi kartlarıyla oyun oynamasına  izin verilecek. Tekfircilerle ortaklaşma stratejileri geliştirmesine ve  terörü destekleyen politikalarına göz yumulacak, ta ki  bu çetelerle boğazına dek başarısızlığa gömülene kadar… İşte o zaman eğer itaat etmezse, her şey kendisine dönecek!”. Ve şu anda Suriye’deki “Milli Ordu” isimli senaryo, Libya sahnesine taşınıyor. Ama bütün dünya biliyor ki, Türkiye’nin kendine bağladığı bu “milli ordu”, El Kaideden “ılımlı unsur” yaratma efsanesinin yeni adıdır ve ileride Türkiye’ye kesilmesi ihtimal dahilinde olan ağır faturanın resmidir…  AKP’nin yeni “oyun kuruculuk serüveni” Libya’da devam ediyor, fatura bedelleri de ufukta duruyor…