Merkez Bankası’nın faiz artırması sonrası dengeler değişti ve piyasa farklarından oluşan büyük kar fırsatları ortaya çıktı. Sıcak paracılar koşarak geldi. Piyasa payı yüksek, derinliği olan banka hisselerine değil kısa vadede yüksek karlar vadeden, payı düşük sığ hisselere yatırım yaptılar. Bir – iki ay içinde dolar bazında yüzde 30 karı cebe koydular. Faize gelen de kısa vadeli varlıklara yüzde 16 – 17 faizle yatırım yaptı, artı kur farkıyla yüzde 20’ye yakın kar etti. Abartı değil bunlar, hesaplayalım:

Merkez Bankası’nın politika faizini 8.25’ten 10.25’e çektiği 24 Eylül’den bu bugüne (30 Aralık) BİST 100 endeksi 1.144’ten 1.480’e çıktı. Artış yüzde 29.3 düzeyinde. Yuvarlak 30 diyelim.

25 Eylül’de 1 milyon dolarını, o günün kur’la TL’ye çeviren sıcak paracının 7.6 milyon TL’si vardı. Bu parayla borsada hisse senedi aldı. Ortalama BİST 100 endeksi artışı kadar kar ettiğini düşünürsek, 30 Aralık’ta parası 9.9 milyon TL oldu. Bununla tekrar dolara döndüğünde 1 milyon 343 bin doları oldu. Kazanç? 30’u borsadan, 4’ü kurdan toplamda yüzde 34!

Umulan, beklenen şey bu muydu?

Yabancıya yüzde 34 kar vermek! Bu, sanayici, esnaf, bankacı olsanız batıracak bir seviyedir. Türkiye, işte böyle merhametsiz tefecinin eline düşmüş müflis tüccar gibi davranıyor.

Yatırımcı sermaye bekleniyordu. En son duyduğumuz VW’nin şirketini kapattığıdır.

Fakat bütün bunların ötesinde, faiz artışının doğrudan sonucu olarak, mevduat – kredi faizleri de haliyle tırmanışa geçti. Bunun sonucu nedir? Ekonomiyi soğutmak… Yani üretimi ve tüketimi yavaşlatmak…

Peki soralım o zaman:  10 milyon işsizi olan bir ülke için yeni istihdam alanları açılmasını sınırlayan bir politika nasıl isabetli olabilir?

Görüyoruz ki Türkiye’nin çaresi, Erdoğan’ın teorisine uyup, enflasyonun altında faizle TL tasarrufçunun parasını eritmek olmadığı gibi kur çıkıyor diye panik faiz artışı da değildir.

****

2020 yılı ekonomide krizin derinleştiği bir yıl oldu. 2021 daha iyi olmayacak gibi görünüyor. Aksine siyasetteki gerginliğin tırmanışı, AKP’nin muhalefeti susturma, bastırma, dağıtma planının (son icraatı, tarikat derneklerine dokunulmayacağı teminatı verilirken muhalif derneklere kayyum atanmasının yolunu açan yasadır) işleri daha da kötü bir noktaya götürme olasılığı yüksektir. İktidar koalisyonu seçmen tabanında eridikçe panikliyor ve baskının şiddeti de artıyor. Önümüzdeki birkaç yıl Türkiye’nin kader yıllarıdır.

Şimdiye kadar ekonomi, esas itibariyle siyasetin dışında, kendi rakamları, göstergeleri içinde hareket eder bir görüntü çizdi. Ne anlama geldiği, hukuk nosyonu ile kavrayanlar için yıkım günüyken; AKP ve mahkemelerin, AYM kararını tanımadıklarını ilan ettiği gün de dövizciler, borsacılar, faizciler hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ettiler. AİHM'in Demirtaş kararının Türkiye’yi bağlamadığı açıklandığında, yani Türkiye’nin AB macerasının sonunu getirebilecek bir sürece girildiğinde de öyle yaptı piyasalar! Suriye’de rejim kuvvetlerinin görüldüğü her yerde vurulacağının açıklandığı, bir anlamda savaş ilan edildiği gün de piyasalar, “Türkiye savaşa mı giriyor” paniği yaşamadı, yollarına devam ettiler. Daha birkaç gün önce Libyalı General Hafter, Türk kuvvetlerine saldırılacağını; Milli Savunma Bakanlığı da aynı sertlikte cevap verileceğini açıkladığı gün de borsamız neşe içindeki yükselişini sürdürdü. (Körfez Savaşı döneminde, tezkere TBMM’de reddedildiğinde borsanın düştüğünü hatırlıyorum. Tezkere geçse yükselecekmiş!)

Ders bir: Bu, isterse muhalefetin susturulmasıyla, bastırılmasıyla sağlanmış olsun, yamyam piyasaların demokrasi talebi yoktur!

Ancak… Ancak, yeni bir konjonktüre giriyoruz. ‘Piyasalar’ın bundan sonra da böyle devam edebileceği artık şüphelidir. Eğer iktidar ittifakı bir politika değişikliğine gitmezse 2021 ve sonrasında siyaset katındaki gürültünün kulaklarına ulaşacağını tahmin ediyorum. 2021’de ekonomide işlerin daha iyi gitmeyeceği tahmininin bir dayanağı piyasalar için işte bu konforun ortadan kalkmasının büyük olasılık olmasıdır ([i])

Bu işin bir tarafı…

Diğer yandan ekonominin kendi göstergeleri de iyimser olmak için hiç bir neden koymuyor ortaya. Şu ana kadar politika faizini üç ay içinde 8.25’ten 17’ye çıkararak 2’ye katlamak dışında hiçbir önemli adım atılmadı.

Faiz adımı ne işe yaradı peki? Bakalım bir:

Kuru gevşetti. Dolar kuru 8.50’den 7.50 seviyelerinin altına çekildi. İyi tarafı bu. Bu kanaldan kur arttıkça ağırlaşan dış borç yüküne de olumlu etkisi olduğunu bu haneye yazalım. Yine, kur bu seviyelerde kalırsa, kuşkusuz 8.50 kura kıyasla ithalat üzerinden üretim maliyetlerine, oradan fiyatlara, oradan enflasyona etkisi de bir oranda sınırlanmış olacak.

Şimdi elimizdeki tabloyu görelim. Yıl başına kıyasla neredeyiz?

Bu tabloya göre hasarın büyüğü geride duruyor. Dolar kuru 2019 sonuna göre (5.98) göre hala yüzde 20 yukardadır. İşsizlik, enflasyon, faizler, devlet iç – dış borcu, cari açık, bütçe, Merkez Bankası rezervleri yönünden ağır tablo yerli yerinde duruyor. 180 milyar dolar kısa vadeli dış borca rağmen kasası eksidedir. Krizin kök nedenlerinden biri olan 422 milyar dolarlık dış borç yükü duruyor. Önümüzdeki yıl merkez bankası yıllar alacak rezerv biriktirme operasyonlarına başlayarak döviz piyasasında, Hazine ise faiz artışıyla frenlenen ekonomide, artı vergi kayıpları ile artan bütçe açığını finanse etmek için TL piyasasında alıcı olacak.

Faizlerin yükselişi kredi borcu olan şirketleri zorlayacak. Tüketici kredilerinde faiz değişikliği yapılamıyor ama ticari kredilerde taksimetre yukarı gidiyor. Bu da birçok şirketin mali yapısını bozarak 2021’i iflaslar yılına çevirme potansiyeli taşıyor. Bu kanaldan istihdam kayıpları yaşanacak. Vatandaşın güvensizliği yerinde duruyor. Gerçek kişilerin dolar mevduatında düşüş değil artış var. Sektörel güven endekslerinde yüzde 9 – yüzde 7 gibi çok sert düşüşler var.


([i]) Denilebilir ki, siyasette olup bitenler… İşte, hukukun ortadan kalkması vs. aslında ekonomiye etki etti. Yabancı sermaye çekildi, gelmedi. Ekonomi, siyasetteki gelişmelerden azade bir seyir izlemedi. Bu doğru değil. “Piyasalar” Türkiye’de demokrasinin, hukukun rafa kaldırılmasından hiç rahatsız olmadı. Ta ki şirketlere de baskı başlayıncaya kadar! Şirket kayırmaları ile “haksız rekabet” kaynaklı kayıplar yaşayıncaya kadar,  mülkiyet hakkı ile ilgili endişeler ortaya çıkıncaya kadar… Bankalara faiz, kredi dayağı atılıncaya kadar mutlu, mesut yaşadılar. Şimdi de hükümet, “hukuk reformu” derken, esas itibariyle onları yatıştırmaya, endişelerini gidermeye çalışıyor. Piyasaların, bütün kesimleriyle toplum için bir demokrasi ve hukuk talebi yok!