Acıları kuşaklar boyu çekilmiş, insanlık tarihinin en karanlık dönemi olan, büyük bedeller ödenerek aşılmış ve üstüne ciltler yazılmış “faşizm” madem ki yeniden siyasetin diline dolandı, Vikipedi’den kısa bir alıntı aktarmakta yarar var.

“İtalya’da Mussolini tarafından oluşturulan, otoriter devlet üzerine kurulu bir radikal milliyetçi siyasi ideolojidir. Mussolini'nin kurucusu olduğu Ulusal Faşist Parti’nin iktidara gelmesinin ardından, faşizm; birçok milliyetçi ideolojiye örnek oldu. Falanjizm gibi akımlarla beraber faşizm iyice güçlenen bir ideoloji olmuştur. (Falanjizm, ruhban sınıfına dayanan bir hareket.) 

*Faşizmde toplumsal yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir tek ideoloji bağlayıcı olarak ilan edilir. Gerek devlet gerekse de iktidarın dünya görüşüne göre ve lider ilkesine göre örgütlenir ve belirlenir. 

*Basın ve yayın kuruluşları mevcut ideolojiye göre yayınlar yapmaya zorlanır. Hâkim görüşe zıt düşünceler ve muhalif seslerin çıkması çeşitli baskı unsurlarıyla önlenir. 

*Aykırı yayın yapanlar sansürlenir, kapatılır veya başka türlü yollarla engellenmeye çalışılır. Böylece hâkim düşüncenin karşısına farklı düşüncelerin çıkmasının önüne geçilmiş olunur ve tek tip düşünce, toplumda baskın hale getirilir. Faşizmin boyutu, bu koşulların ne kadarının somut olarak uygulamaya geçirildiğiyle doğru orantılıdır.

*Bu ilkeye göre toplumsal yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir tek ideoloji bağlayıcı olarak ilan edilir. Gerek devlet gerekse de yönetim dünya görüşüne göre ve lider ilkesine göre örgütlenir ve belirlenir. 

*Aynı şekilde işletmelerde de patron ve işçi arasında işletme yöneticisinin iktidarına dayalı bir ilişki kabul edilir.

*Faşizmde milliyetçilik ve vatanseverlik ön plandadır ve temel ideolojidir. 

*Hukuk işlevselleştirilir.

*Rejim karşıtlarının ve aşağı görülen halk gruplarının idam edilmeleri ve/veya öldürülmeleri haklı görülür ve bir devlet politikası olarak yürütülür.

*Bir ulusa, kültüre ya da ‘ırka’ üye insanların toplumun geri kalanı üzerinde üstün oldukları iddiası vardır. 

*Aynı zamanda bir kişi diğer herkesten ve topluluktan daha isabetli kararları alabilir durumdadır.

*Otoriter iktidar biçimleri ve sıklıkla totaliter bir sistem.”

Faşizmin temel ilkelerine bir göz atıp, hangi siyaset tarzına denk geldiğine kendileri karar versin diye, gençlere nacizane bir öneri olarak kabul edebilirsiniz.

GÜLİSTAN 131 GÜNDÜR BULUNAMADI 

Genç bir kadın 5 aya yakındır bulunamıyor. Her sokağın, her caddenin adım adım izlendiği Dersim gibi bir kentte Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku buhar olup uçtu sanki. 

Makul, mantıklı, ikna edici geliyor mu? 

Bunca zamandır Gülistan’dan hiçbir iz bulunamamasının nedeni, çözülmesi zor bir vaka olmasından değil birincisi; soruşturmanın ısrarla “intihar” teziyle yürütülmesi ikincisi; Gülistan’ın köprüdeki görüntüsü. 

“İntihar” iddiasına mercek tutarak başlayalım.

Savcılığın intihar tezine en güçlü dayanak, Uzunçayır Baraj Gölü Dinar Köprüsü’nde bulunan notlarla, isminin yazılı olduğu reçete. Ama notlardaki el yazısının Gülistan’a ait olmadığı ortaya çıktı. Yurtta bulunduğu söylenen intihar notunun ise arkadaşları tarafından verilen ifadede şaka amacıyla yazılmış, çok eski tarihli olduğu belirtildi. 

Gülistan’ın 12.30’da kapandığı belirtilen telefonu ve o saatlerde köprüde olması da intihar tezine sarılmayı kolaylaştırdı. Ancak, ailenin avukatı Ali Çimen’in verdiği bilgiye göre “Dosyada ifade veren iki kişi, Gülistan’ın 16.44’de şehre doğru yürüdüğünü gördüklerini” söylüyor. 

O tarihten bu yana barajda arama yapan ekipler, iki kişiye ait cenaze çıkardı ama Gülistan’dan iz bulamamalarına rağmen, aramayı sınırlı tutmaya devam ediyorlar. 

Bunun üzerine ailesi ve Gülistan Doku İçin Adalet Komisyonu’ndaki arkadaşları barajın boşaltılmasını talep eden bir kampanya yaptı. Aileye valilik tarafından söz verilmiş olmasına rağmen henüz uygulamaya geçirilmedi.

Gülistan’ın intihar etmediği, başına kötü bir şey geldiği şüphesi ise erkek arkadaşı Zaynal Abakarov ve ailesi ile yaşadığı sorunlar. En başta da Zaynal’ın herkesin içinde Gülistan’a şiddet uyguladığına ilişkin tanıklıklar.

Örneğin;

Gülistan kaybolmasından bir gün önce, Zaynal’ın evine gidiyor. Orada sert bir kavga yaşanıyor. Komşuları polisi arıyor. İfadelerinde de Gülistan’ın çok korkmuş göründüğünü ve zorla arabaya bindirildiğini söylüyorlar. Ama aile verdikleri ifadede bunu gizliyor.

Gülistan’ın en son görüldüğü kişi Zaynal. Zaynal’ın o gün 16.00-19.00 saatleri arasında nerede olduğu nu polis ortaya çıkaramamış bunca zaman! 

Oysa Gülistan’ın arkadaşı G’ye saat 17.00’de Zaynal’dan “Bunu, o kendi kendine getirdi” mesajı geliyor. G, polise ihbar ediyor ama Zaynal gözaltına alınmıyor. 

Şüpheli Zaynal’ın verdiği ifadeler de çelişkili. O gün saat 15.00’de spor salonunda olduğunu söylüyor ama spor salonu sahibi ifadesinde Zaynal’ın sadece yarım saat salonda kaldığını belirtiyor. 

Zaynal’ın babası polis ne tesadüf ki aynı gün izinli. Babasının da o gün nerede olduğu, ne yaptığı belli değil. Üstelik soruşturma babanın görev yaptığı asayiş şube tarafından yürütülüyor.

Apar topar evlerini Alanya’ya taşıyan, bir iddiaya göre yurt dışına kaçtıkları söylenen Zaynal Abarakov’a hâlâ yurt dışı yasağı konmuş değil. Son ifadesi de Alanya’da alınmış.

Bunca ciddi çelişki ve kuşkuya rağmen, Zaynal’ın ne telefonuna el konmuş, ne HTS kaydı alınmış. Zaynal’ın o gün Gülistan’la saat kaçta, ne konuştuğu bile araştırılmamış. 

Şimdi arkadaşlarının oluşturduğu Adalet Komisyonu ve avukatları, Gülistan’ın atladığı iddia edilen köprüdeki görüntülerinin iyileştirilmesi talebinin yerine getirilmesini bekliyor. TÜBİTAK ve İstanbul Adliyesi’ne kayıtlı özel bir firmaya gönderilen kayıtlar ve Zaynal’la görüşmedeki dudak okuma incelemesi tamamlanırsa belki “intihar” iddiasından cinayete evrilir soruşturma. Tabi Zaynal çoktan yurt dışına uçmadıysa!

İşte böyle… Ülkede suç işleme özgürlüğü de adalete ulaşma ayrıcalığı da güç odaklarına yakınlıkla orantılı. 

Yoksa ya siz kaybolup giderseniz ya da failler. 

Gülistan gibi, Nadira Kadirova gibi, Hurmuz ve Şimoni Diril gibi…