Baroların, yakın siyasi tarihimizin önemli sayfalarından birine şimdiden kaydı düşülen Savunma Yürüyüşü birçok şeyi açığa çıkardı.

En başta rejimin hukuk tanımazlığını ve despotluğunu tescil etti.

Aynı zamanda bu muhteşem direnişi desteklemek bir yana, ‘tarafsız üçüncü şahıs pozisyonunda’ sessiz kalan ana muhalefetin perişan mı desek, yoksa hesaplı mı desek, durumunu iyice gözler önüne serdi…

Gerçi Ana Muhalefet Lideri Kılıçdaroğlu peşinen ilan etmişti.

“Yeni bir adalet yürüyüşü yapmayız. Şartlar buna müsait değil” demişti.

Üç yıl önce tek başına başlattığı ve öyle de bitireceğini sandığı ama sonunda milyonların kendiliğinden katılımıyla noktalanan o görkemli sivil direnişi unutturmak istercesine partisinin kesinlikle sokağa çıkmayacağını vurgulamıştı. 

Ona göre iktidar, kendilerini sokağa çıkmak için kışkırtıyordu. Ama Kılıçdaroğlu bu oyuna gelmeyeceklerini çeşitli vesilelerle tekrar etmişti.

CHP, demeç muhalefetini yeterli buluyor. Hâlâ işlediğini zannettiği ama çoktan tedavülden kalkan hukuk sisteminin artık kesinlikle keyfe bağlı yürüyen itiraz mekanizmalarından medet umuyor.

Özellikle de HDP ile Kürtlerle bir arada görünmemek, yan yana durmamak ya da böyle bir izlenim vermemek için büyük gayret harcıyor.

Buna rağmen CHP, HDP seçmeninin, Kürtlerin ve düzenin zararlı saydığı tüm muhaliflerin(!) 31 Mart ve 23 Haziran’da olduğu gibi CHP’nin başını çektiği Millet İttifakı’na seslerini fazlaca yükseltmeden oy vermesi beklentisi içinde. 

TERÖRLE ARAYA MESAFE KOYMA POLİTİKASI VE CHP

CHP, iktidar koalisyonunun, bilcümle devlet kurumunun ve devletçi ağzın, Saray’ın yayın organlarının tek sesli, ‘terör, terörle araya mesafe koymak, teröristlerle işbirliği vb.’ yollu kara propagandasının doğrultusunda yönünü, politikasını belirliyor.

Ülkede kıyamet kopuyor. Kürtler, HDP ve demokrasi ittifakı için uğraşan değişik muhalif kesimlere, emekçilere yönelik inanılmaz bir kıyım ve şiddet uygulanıyor.

Seçilmiş belediye başkanları görevden alınıp kayyımlar atanıyor. İki HDP milletvekilinin CHP’li bir milletvekili ile birlikte vekillikleri düşürülüyor.

Gazeteciler, yayıncılar, TV muhabirleri, yazarlar, bilim insanları ve insan hakları savunucularına yönelik görülmedik bir baskı ve zulüm uygulanıyor.
Ana muhalefet ne mi yapıyor?

Suç duyurusunda bulunuyor. “Bunlar doğru değil, yapmayın böyle şeyler” diyerek iktidara yükleniyor(!) Hatta bazı konularda Anayasa Mahkemesi’ne itirazlar bile yapıyor.

Dehşetli bir muhalefet faaliyeti sergilendiğini mutlaka görüyor olmalısınız(!)

Haklarını yemeyelim…

Parti içinde bireysel olarak etkili muhalefet çalışmaları yapan CHP’liler de var kuşkusuz.

Ama ana muhalefetin ana prensibi, “Aman sokağa çıkmayalım, aman terörle aramıza mesafe koyalım. Aman kimse bize terörist, devlet düşmanı yakıştırması yapmasın, aman daima kanuna, hukuka uygun davranalım. 

Aman ağzımıza HDP lafını dahi almayalım. ‘Terörle aramıza mesafe’ koyduğumuzu devletin her kademesine ve iktidara duyuracak şekilde her yerde yüksek sesle tekrarlayalım. 

Sokağa çıkmak bir yana sokaktaki normal kalabalıklardan dahi uzak duralım.”

İster beğenin ister beğenmeyin, bizim ana muhalefetin ana muhalefet ilkeleri bunlar.

Ülke ayağa kalkmış. Hak ihlali olan yerde birleşmekten, hakları ihlal edilen kesim ve kişilerle bir arada olmaktan, onlara anında destek sunmaktan ve yürümekten başka çare yok. 

Saray’ın korkusu, sokak muhalefetinin kitleselleşerek iktidarı tehdit edecek boyutta bir halk hareketine dönüşmesi ihtimali… CHP de adeta iktidarın bu korkularını paylaşıyor gibi davranıyor!

DEMEÇ MUHALEFETİ VE POLEMİK İKTİDARA YARIYOR

Erdoğan’ın ya da iktidar sözcülerinin polemiği kışkırtan provokatif açıklamalarına ve konuşmalarına verilen aynı dozda ya da daha sert açıklamaların hiçbir etkisi bulunmuyor. 

Demeç muhalefeti en fazla iktidarın işine yarıyor. 

CHP, bu anlamda adeta iktidara çalışan bir aparat durumunda.

Sorun sadece muhalefetin yetersizliği de değil. 

Ana muhalefet, muhalefet yapmadığı için bir anlamda muhalefet yapacak kesimlerin de önünü kesiyor.

Neyse ki, buna rağmen muhalefet yapan, hakları için direnenler var.

Mesela geçtiğimiz hafta HDP ve bileşenlerinin Darbelere Karşı Demokrasi Yürüyüşü vardı. Son kayyım uygulamalarına, vekillerin milletvekilliklerinin düşürülmesine ve genel olarak HDP’ye, Kürtlere yönelik baskılar ve uygulanan devlet şiddetine karşı bir protesto eylemiydi.

Bir kolu Hakkari’den, diğer kolu Edirne’den başlayan sembolik anlamda yürüyüşlerle birlikte, toplumun değişik kesimleriyle, sivil toplum temsilcileriyle, esnafla, emekçi kesimle bir araya gelerek meseleleri konuşma ve dayanışma amaçlı barışçı bir eylemdi.

İktidar koalisyonu, devletin bütün olanaklarını ve güçlerini kullanarak bu eylemi engellemeye çalıştı. Her türlü yasa dışı uygulamaya ve şiddete başvuruldu. 
Bütün amaç, HDP’lilerle halkın değişik kesimlerinin bir araya gelmesini önlemekti...

HDP yöneticileri ve milletvekilleri kolluk güçleri tarafından darp edildi. Çok sayıda eylemci gözaltına alındı. İtilip kakıldı. İşkenceye maruz kaldı.

CHP’nin liderinden ve yönetim kademesinden ses seda çıkmadı. Böylesine önemli bir eylem görmezden gelindi.

Buna rağmen CHP’nin bazı yerel örgüt üyeleri, değişik bölgelerde, parti yönetiminin kararlarını hiçe sayarak eylemlere katıldılar. Onca baskı ve polis şiddetine rağmen yürüyüş çok başarılı oldu.

HDP’li yönetici ve vekiller bir yolunu bulup halkla temas ettiler, onların sorunlarını ve önerilerini dinlediler. 

İktidar koalisyonunun baskıları netice vermedi. 

BAROLARIN YÜRÜYÜŞÜ VE CHP’NİN YAKLAŞIMI

Arkasından bu eylemin de verdiği cesaretle bu sefer avukatlar iktidarın barolara ilişkin bölme ve baroları ele geçirme planlarına karşı sokağa çıktılar ve Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya doğru yürüyüşe geçtiler.

Bütün baroların desteklediği bu eylem, bir sokak hareketi değildi kuşkusuz ama sokakta cereyan eden bir eylem olarak çok etkileyici oldu. AKP’nin memurları olarak valiler ve polislerin çabaları sonuç vermedi. Baro yöneticileri ve avukatlar, ‘Savunma Yürüyüşü’ olarak bütün engellemelere rağmen Ankara’ya girmeyi başardılar. 

CHP’nin lideri Kılıçdaroğlu Meclis konuşmasında bu anlamlı eyleme destek verdiklerini beyan etmekle yetindi. 

Yürüyüşe katılan 56 baronun temsilcileri Ankara kapılarında polis tarafından çevrildiğinde yanlarında ana muhalefetin liderini değil, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i buldular.

Kılıçdaroğlu’nu bir yardımcısı temsil etti. Ankara Belediye Başkanı da baroların yanındaydı.

Kılıçdaroğlu ise Meclis konuşmasında ‘Savunma Yürüyüşü’ne sözel destek beyan etse de fiilen katılmaktan kaçındı. 

HDP’den uzak durmanın gerekçesini CHP’lilerin çoğu devlet ve iktidar söylemine uyarak, “Önce terörle arasına mesafe koysun” diye açıklıyor. 

Şimdi sormak gerekmez mi: Peki, avukatlardan neden uzak durdunuz? 
Onların nasıl bir mesafe sorunu var sizce? 

Demek ki neymiş: CHP’nin bugüne dek arkasına saklandığı terör gerekçesi boş bir bahaneymiş. 

Bu gerçeği HDP’ye yakın duranların çoğu zaten biliyordu. Muhtemelen CHP’ye oy veren demokrat muhalifler de “Savunma Yürüyüşü’nden uzak duran liderlerine soracaklardır. 

“Sayın Kılıçdaroğlu, sizi asıl korkutan şey muhalefetin büyümesi olmasın!”