“Biz Marksizmi entelektüel gevezelik ve dünya devrimci hareketinin trafik polisliğini yapmak için okuyup öğrenmiyoruz. Biz dünyayı değiştirmek için, dünyanın Türkiye’sinde devrim yapmak için Marksizmi öğreniyoruz!” Mahir Çayan

Yazımı Halkların Demokratik Partisi üyesi olmadan evvel sosyalist partilerde görev yapmış bir siyasetçinin ruh haliyle yazacağım. Yazdıklarıma kızan, bozulan tepki veren olursa kusura bakmasın. Hissiyatımı ve kırgınlıklarımı gizleyecek değilim…

Başka yazılarımda da ifade ettim, Ermeni toplumunun herhangi bir siyasi çizginin içerisinde olması, özellikle de 80’lerden sonra sol çizgiyi savunması yok denecek kadar azdı. Bunun değişmesi ben yaşlarda birkaç gencin o yılların umudu olan  ÖDP ile ilişkisiyle başladı. O tarihlerde bugünün birçok siyasi yapılanması malumunuz ÖDP bünyesinde yer alıyordu.

Yaşı kemale ermiş dostlarımın bir tespitine katılırım: 'Çeşitli siyasi yapıların, 80 öncesi tarihle yüzleşmeden ÖDP’ye katılıp siyaset yapması gerçekçi değil ve bu çaba başarı getirmez' denirdi ve nitekim olmadı. Bu çaba benim gibi siyasete ilk kez giren bir genç için de hazindi. Bu kavgaların nedenini anlama ve önleme çabalarına dair yazılarım sonuçsuz kaldı. Birçok yapının birbirleriyle olan sorunları çözmeye yanaşmadığını gördük. Ben de 2008 yılında bir grup dostumla ilk partimden istifa ettim.

Kısa süren EDP (EŞİTLİK ve Demokrasi Partisi) deneyimim sonrası Halkların Demokratik Kongresi üzerinden Halkların Demokratik Partisi üyesi oldum

Her siyasi yapıda küçük ya da büyük görevler aldım. Bu yapılar içerisinde edindiğim tecrübeye göre net bir şekilde söyleyebilirim ki sol gruplar içinde siyaset yapmak HDP’ye göre çok konforlu. Bu cümlemden lütfen HDP dışındaki yapılara dair küçültücü bir yargıda bulunduğum anlaşılmasın. Fakat HDP’de politika yapmakla, hangi görevde olursanız olun, diğer siyasi yapılarda görev yapmak arasında gerçekten ciddi uçurumlar var.

HDP’de Merkez Yürütme’deki görevimin bittiği günlerde bir panele davet edildim. “68’liler ve İbrahim Kaypakkaya” üzerine ciddi bir şekilde organize edilmiş 2 gün süren bir paneldi. Benden istenen konuya Ermeni sosyalistler üzerinden yaklaşan bir sunumdu. Sunumumu buna göre hazırlamıştım fakat HDP adına katılacak olan sevgili Ertuğrul Kürkçü panele çok önemli bir sebepten dolayı katılamayacağını bildirdiği için HDP’li kimliğimle biraz HDP üzerine konuşmam rica edildi.

Konuşmamı iki bölüme ayırarak yapmaya çalışmıştım. İlk kısım Ermeni sosyalistler, ikinci kısım ise HDP’de soldan gelen bir birey olma ve kitlesel siyaset yapmak üzerineydi. Yaşadığım örnekler üzerinden anlatım yaptım.

Panelin çağrısını yapanların çoğu HDP’den veya HDP bileşenlerinden değildi. Bir yorumum ciddi tepki aldı. Bizler 80'lerden sonra HDP’ye gelene kadar kitlesel siyaset yapmayıunutmuşuz. Hangi sol yapı içinde olursa olsun içe dönük bir siyaset yaptık. Bu da bizlerin genişlemekten, kitleselleşmekten uzaklaştırıyor. Bir de özellikle Kürt siyasetine akıl vermekten vazgeçmek gerekir tespitim salondan tepki çekti. Fakat bugün yine olsa aynı sözü söylemeye devam ederim.

 Halkların Demokratik Kongerisi fikriyatıyla Türkiye solu 80’lerden sonra yeni bir döneme girdi. Yan yana olması mümkün olamayacağı düşünülen siyasi partiler, çevreler ve hatta bireyler bir fikriyatın çatısı altında devrimci bir duruşla yan yana gelip politika yapmaya çalışıyor. Hastalıklı hallerimiz ve eksiklerimize rağmen bu sürecin gelecekte çokça yazılıp konuşulacağına inanıyorum. Buna vesile olan Kürt siyaseti sadece sol yapılarla değil, Kürt yapılarla da arayışında kısmi olarak ilerleme sağladı. Bu arayış, her iki taraf için de seçim bazlı olmaktan öte bir anlayışla eksiklerine rağmen sürüyor.

Sevgili Eş Başkanlar Pervin Budan ve Mithat Sancar’ın 9 siyasi yapıya yaptığı çağrıyla TİP, SMF, EMEP, TÖP, Sol Parti, Halkevleri, EHP ve TKP temsilcileri, “Demokrasi İttifakı” gündemiyle bir araya geldi. Bu çağrıya SoL Parti toplantıya katılmayacağı cevabını verdi. (ÖDP’nin SoL Parti adını almış olmasına eski bir ÖDP üyesi olarak bu açıklamadan sonra daha çok sevindim.) Diğer yapılar yan yana gelerek birkaç maddede uzlaşarak açıklama yaptılar. Süreci sürdürme kararlarını deklare ettiler.

Açıkçası burada geçmişte HDP bileşeni olan veya ittifak yapan partilerin haricinde birlikte iş yapılacağına umudum yok ama ümit etmeye de devam ediyorum.

Her şeyden öte bu çağrının yapılmasına, HDP’lilerin siyasi yapılarla daimi arayışlarına ve yeni siyaset üretmek için 3. Yola, yani Demokratik İttifakını güçlendirme mücadelesine verdiği değere şapka çıkarmak gerekiyor.

HDP’nin çeşitli saldırılar ve olumsuz koşullar altında genişleme konusunda ısrar etmesi bir yandan da 'HDP bu coğrafyanın, Türkiye’nin partisi değil' diyenlere büyük bir cevap.

Kuruluş aşamasındaki fikriyatın ve yol haritasının özellikle HDP’yi kriminalize etme çabasından dolayı halklar ve inançlar boyutunda bu son süreçte eksik kaldığını söylemem doğru olacaktır.. 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin başarılı olmasında bu çalışmanın çok önemli bir payı olmuştu. Alevilere ulaşmanın, dindar çevrelere dokunmanın ve tabii az bırakılanlarla kurulan diyalogların başarıyı getirdiği unutulmamalı.

HDP’nin acil bir şekilde tabanda 3. Yolu oluşturarak halklara ve inançlara kurumlar ve bireyler nezdinde ulaşmalı, ilişkilerini artırmalı. Seçim öncesi bu genişleme adımlarını, özellikle HDK ve DTK ile yapılacak bir çalışmanın desteğiyle yapmasını elzem görüyorum. Bu süreçte gerçekten ulaşılması gereken kitlelere örgütlerden öte birey esaslı bir çalışmayla ulaşılacağı yadsınamaz bir gerçek.

Bu çabalar görüldükçe, muhtemelen seçim dönemi yaklaşırken HDP’ye ve demokrasi güçlerine baskılar artacaktır. Muhtemeldir ki parti kapatma işlemleri seçimler olmadan seçim yasası değişiklikleriyle birlikte nihayete erecek.

Bu ihtimale karşı bir önlem alındı mı bilmiyorum ama HDP içinde olan Kürt siyasetinin bu konudaki tecrübelerine güvenmek gerekir.

Görünen o ki ülke 2022’de de çok üzüntülü zamanlara ve sıkıntılara gebe. Bu süreçte reel muhalefeti örgütleyen HDP ve dostlarına destek vermeyi tarihi bir sınav olarak görüyorum.

Farklılıklardan ziyade anlaştığımız konular üzerinden kurulması gereken bir uzlaşmaya hepimizin ihtiyacı var. HDP ve demokrasi güçleriyle özellikle bu süreçte yan yana olmayı geleceği aydınlatmak olarak görüyorum…

Yazımın sonunda Ermenice şarkılara da hayat vermiş olan sanatçı Sezen Aksu'yu selamlıyorum. Sanatçı nasıl olunur duruşunu tekrar hatırlattı. İyi ki senin notalarınla ve sözlerinle tanıştık.

Nereye baksam acı
Kim yolcu kim hancı
Dur bakalım…
Beni öldüremezsin…

Ուր որ նայիմ ցաւ

Ով է ճամբորդը ով է իջեւանատէրը

  • Նայինք...

Զիս չես կրնար սպաննել

Sezen AKSU / Սէզէն Աքսու