Şubat ayında Taline Ter Minassian’ın “Kominternin Seyyar Militanları” adlı kitabından söz edeceğimi söylemiştim.

Şimdi sözü ele alıyorum. Taline, birkaç kuşak boyu ailevi araştırma, yazma geleneğinden gücünü alan bir araştırmacı. Aile hikâyesinin bir kısmını daha önce çıkan yazımda da okuyabilirsiniz. Bir taraftan büyük dedenin Muş mebusu, ünlü Gülizar’ın eşi Keğam Der Garabedyan olduğundan söz etmiştim. Öteki taraftan Büyük dede ise bir devrimci: Ruben Ter Minassian, ADF içinde Rus ve Osmanlı İmparatorluklarında faaliyet, elbette sonra Cenevre, 1913’de Muş’ta Ermeni Okulu müdürlüğü. Soykırım başlayınca 7 ay boyunca, Sason bölgesinde öz savunmaya önderlik yapma, Kürt aşiretleri ile bağ kurma çabası, 1917 Devriminden sonra Bolşevik Stepan Şaumyan ile bağ kurarak, Bakü Komününün oluşumuna katkı sunma. Ve Ruben Ter Minassian Ermenistan Cumhuriyetinin kurucularından biri olur, savunma bakanlığını üstlenir. Ve arkasından Cumhuriyetin Sovyet Cumhuriyetine dönüşmesinden sonra Filistin, Mısır ve Fransa’da devam eden bir yaşam. 7 ciltlik “Ermeni Bir Devrimcinin Hatırları” keşke çevrilse. Şu kitabı da ilgi çekici: “Kıtalararası Yollar Arasında Bir Ermenistan.”

Annesi Anahid gibi, Taline’in siyasi tarih çalışmaları, bir yandan da aile tarihi üzerine çalışmak gibi bir şey. Talin Ter Minassian’ın son derece ilginç olan bir başka kitabı: “Most Secret Agent of Empire: Reginald Teague-Jones. Master Spy of the Great Game. (İmparatorluğun En Gizli Ajanı: Reginald Teague-Jones. Büyük Oyun’un Usta Casusu, New York: Oxford University Press, 2014.) 

Lawrence ayarında bir casususun öyküsü bu. Keşke çevrilse. Reginald Teague-Jones, Bakü Komününün çöküşünü, Şaumyan ve diğer halk komiserlerinin kurşuna dizilmesini sağlayan ajandı.

Meksika Komünist Partisi kurucularından Hintli komünist M. N. Roy

Moskova, Sun Yat Sen Üniversitesi öğrencileri

Yesenin ünlü “26’lar Balladı”nı yazacaktı: “Kumla dolduramazsınız 26’ların mezarını / Elliiki el hâlâ toprağı kazıyarak yükseliyor yukarı.” Rupen Ter Misassian, o zaman EDF’nin sol kanadı sayılıyordu. 


Moskova Doğu Emekçileri Üniversitesi (KUTV) 

Fransız Devrimi gibi 1917 devrimi de silkelemişti dünyanın her köşesini. Eski düzen yine çatırdamıştı. Yeni devrimin militanları tüm kıtalara yayılmıştı. Kimi Çin’de, kimi Hindistan’da, kimi Vietnam’da, kimi Latin Amerika’da. Büyük şair Yesenin de büyük dans ustası İsodora Duncan ile düşmüştü ABD yollarına. Nazım’ın yolu da bu Çinlisi, Hintlisi ile Endonezyalısı, Vietnamlısı, Brezilyalısı vb. ile kesişmişti KUTV’da. Doğu Emekçileri Üniversitesi bizde de bir efsane olmuştu öğrencileriyle.

Ama bir yandan da Moskova, Çan Kay Şeklerle, Mim Kemaller ile Arap milliyetçilikleri ile iş pişirmekteydi. Farklı milliyetlerin çocukları enternasyonalizme kucaklarını açıp, yeni bir dünyanın oluşumuna destek verirken.

Bu kitap ile daha bir kavrıyorsunuz, Nasır biat etmeyen komünistleri çöldeki kamplara yollarken, Sovyetler ile nasıl bir reel politik yaşandığını. Ya da Irak veya Suriye Baas ile sıcak ilişkiler yaşanırken komünistlerin yaşadıklarını. Ya da Mustafa Suphilerin boğulmasından sonra, her birkaç yılda tevkifatlar devam ederken, “dostluk” ilişkilerinin nasıl devam ettiğini. Bir Mahabad Cumhuriyetinin nasıl ortada bırakıldığını, sağ kalan kurtarıcılarının nasıl Orta Asya Cumhuriyetlerinde misafir edildiğini.

Akademik kariyerinde Taline Ter Minassian’ın hocasının, daha 70’lerde Sovyetler Birliğinin çökeceğini öngören Hélène Carrère d'Encausse olması şaşırtıcı değil. O da Gürcü bir heimatlos idi. Ancak 21 yaşında Fransız yurttaşı olabilmişti. Minasianların Nansen pasaportu taşımaları gibi uzun süre. 

Zurabişvili idi aile adı Hélène Carrère d'Encausse’ün. Babası Kurucu Meclis üyesiydi. 1921’de Menşevik Gürcistan Cumhuriyetinin çökmesi sonrası ülkeyi terk etti. Bu arada kuzeni Salome Zurabişvili, şu anda Gürcistan’ın kadın devlet başkanı.

Kitabı tercüme eden Türkiye komünist hareketinin tarihinin yazımına çok önemli katkılar sunan araştırmacı Erden Akbulut kitabı şöyle değerlendiriyor: “Ermeni asıllı Fransız tarihçi Taline Ter Minassian, tarihin önemli bir kesitine, dünya coğrafyasının kritik bir bölgesine bakıyor. Yirminci yüzyılın ilk yarısı boyunca SSCB’nin dış politikasını değerlendiren Minassian, özellikle 1920’lerden Soğuk Savaş dönemine, bu ilk sosyalist ülkenin Ortadoğu, Akdeniz, Yakın Asya ve azınlıklar politikasına odaklanıyor.

Ortadoğu’daki komünist partilerin kuruluşunda azınlıkların rolü neydi? Sovyetler Birliği’nin çıkarları kurulan ilişkilerde ne derece belirleyici oldu, Komintern bu ilişkilerde nasıl bir rol oynadı? “Sıcak denizlere ilerlemek” bir efsane mi gerçek mi? Ermeniler, Azeriler ve diğer halklar Sovyetler Birliği’ne dahil olurken, Türkiye, İran, Lübnan, Mısır, Suriye gibi ülkelerle, Araplar, Kürtler ve Yahudilerle ne türden bir diplomasi yürütüldü? “Azınlıkların korunması ve araçsallaştırılması” gibi tartışmalar nasıl gelişti? Azınlıklara bir ulusal kurtuluş modeli sunan “milliyetler politikası”nda ve Sovyet diplomasisinin gücünde yıllar içerisinde ne gibi değişimler yaşandı?

Bir yanda bu türden sorular, diğer yanda da azınlıklar arasından gelip Sovyet ütopyasının “seyyar militanları” olarak görev üstlenen, kozmopolit ve başına buyruk o kahramanlar.”

Marksist yayıncılığın en kaliteli yayınevlerinden biri olmayı başaran Yordam Yayınları, bu kitabı yayımlamakla dünya solunun tarihinin kavranmasına önemli bir katkı sunuyor.