MEMET KILIÇ 


George Orwell 1948 yılında ünlü eseri 1984’ü yazdığında iletişim araçlarının bu kadar çeşitli olabileceğini belki tahmin edememiş olabilir, ancak otoriter zihniyetlerin halk üzerinde tam kontrol arzusunun bitmeyeceğini yaşadıklarıyla da öngörmüştü.

İletişim Başkanlığı adına Fahrettin Altun sosyal medyayı kontrol amaçlı bir yasal çalışma içerisinde olduklarını açıkladığında, Büyük Birader’in eski planlarını devreye sokma hedefli son bir atılım gerçekleştirdikleri benim için aşikardı.

Erdoğan 2011’de Facebook’tan rahatsızlığını dile getirmişti. 2014’te ise‚ 'Bu tıvıtır mıvıtır hepsinin kökünü kazıyacağız‘ diyerek, tam kontrol edemediği tüm özgürlük alanlarını bitirme kararlılığını dile getiriyordu.

Dünya ile kopuş anlamına gelecek bu büyük adımı atmadan önce, paralı besleme toroller aracılığı ile sosyal medyada korku saçma girişiminde bulundular. Ancak bu zeka işi olduğu için beceremediklerinden, şimdi tekrar şiddet moduna dönmeye kararlılar.

Yağmacı ve beceriksiz zihniyetin yol açtığı ekonomik çöküşü ‚taşıma su ile değirmen döndürmeye çalışarak‘ ertelemeye çalıştıkları bir dönemde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni tehdit etmeleri, içeride ‚nefet dilinin‘ dozunu artırmaları, dışarıda savaş arayışlarının devam etmesi, aklıma George Orwell’in 1984 (Büyük Birader’in Gözü Üstünde) eserini düşürdü.

Esere birlikte bakalım, siz karar verin:

Romandaki olaylar Okyanusya adlı bir ülkede geçiyor. Bu ülkeyi bir uzun veya büyük birader yönetiyor. Bu ülkede muhalifler bir günde buharlaştırılıp yok ediliyorlar, izleri siliniyor. KHK’lılar bu kitabı bu makalemi okuduktan sonra okusunlar, aksi takdirde depresyona girebilirler. Ancak merak etmesinler, bu yazının sonunda onlara bir ışık kapısı açacağım, okuyabilirler.

Roman’ın kahramanı “Winston‘ merdivenleri çıkarken her asansörün karşısında büyük bir poster olduğunu ve posterin altında, ‚Büyük Birader’in Gözü Üstünde” ("Big Brother is watching you“) yazdığını öğreniriz. Şimdi Uzun Birader’in de yapmaya çalıştığı bu değil mi? Sosyal medyada bir karikatür paylaşmışsın, dava açtım! 

Düşünce polisi her yerde herkesi gözetler ve bir geceyarısı Büyük Birader’e tam biat etmeyenleri tutuklar ve kaybederlerdi. Bu işlem için teknik bir terim ile ‚Buharlaştırma‘ diyorlardı. George Orwell bu kitabı yazdığında siyah transporterler henüz yoktu.

Orwell’in kurguladığı romanda üç bloklu bir dünya vardır: Okyanusya, Avrasya ve Doğu-Asya. Bu üç güç sürekli birbirleri ile savaş halinde gözükürler. Büyük Birader’in müttefikleri her hafta değişmekte ama o büyük bir manipulasyon ile sanki hep aynı devletler ile ittifak halindeymiş gibi halkı inandırmaktadır. Kardeşim Esat’ın kulakları çınlasın. S400 füzelerini NATO’nun samimi bir üyesi olarak temin etmiş de olabilir.

George Orwell’in ‚Hayvanlar Çiftliği‘ romanını da hatırlamak gerekir. Bu romanda hayvanlar isyan ederek insanları kovarlar ve adil ve eşit bir düzen kurma iddiasındadırlar. Domuzlar yönetimi ele alınca yandaşlar kendilerine çalışır. Domuzlar ‚hepimiz eşitiz, ama bazılarımız daha eşittir‘ diyerek, itibardan tasarruf etmezler. Roman işte…

Sürekli savaş hali yaratılarak kitleler manipule edilir ve muhalefet önlenir. Yani muhalifler de ‚milli ve yerli‘ olma gayretine girmek zorunda kalırlar diyebiliriz. Sürekli savaş atmosferi ile halk kindar, bağnaz ve kafasını kullanamaz hale getirilmiştir.

Okyanusya devlet televizyonu ‚devlet düşmanı‘ ilan ettiği Emmanuel Goldstein’a karşı nefret propagandası yapmaktadır. Onun partiye karşı bir örgüt ve cemaat kurduğunu söylemektedir. Televizyon bu düşmanlaştırılan figüre karşı nefreti her gün yenileyerek, hem halkta bir blok oluşturmakta, hem de halkın yoksulluğunu ve zor yaşam koşullarını unutturmaktadır.

Devletin dili zararlı kavramlardan ‚arındırılarak‘‚ onun yarine ‚Yeni Dil‘ (Neusprech – Newspeak) ikame edilmiştir. Ayrıca parti sürekli belli parolaları tekrarlayarak düşünceyi etkilemeye çalışmaktadır. Bu parolalar:

“Savaş Barıştır, Özgürlük Köleliktir, Cahillik Güçtür.”

Romanın devamında şöyle bir soru ile karşılaşırız: Acaba diğer ülkeler ile savaş, veya mücadele edildiği iddia edilen terörü parti kendisi mi kurguluyor? Ve bunu sürekli bir olağanüstü hal yaratmak ve baskıcı yönetimine meşruiyet yaratmak için mi yapıyor?

Parti tarihi de kendi istediği gibi değiştirme gayretindedir. Romanın ana kahramanı Winston Smith ‚Gerçekler Bakanığı’nda‘ çalışmaktadır (Fahrettin Altun gibi biri yani). Görevi tüm gün gazete haberlerini inceleyerek, onları partinin tarih anlayışına uydurmaktır. Winston her nekadar dışarıdan partili gibi görünse de, içten içe partinin totaliter sistemini reddetmekte ve gizlice bir günlük yazmaktadır. Bu günlüğünde gizli aşkı Julia’ya da yer vermektedir. Bu reşimde aşk da yasak. Evlilikler sadece çocuk yapma amaçlı. Acaba Büyük Birader halka kaç çocuk yapmaları konusunda bir tavsiyede de bulunmuş mudur? Ben kitabı okurken bu konuyu atladım mı acaba?

Winston Smith gizli çalışma yürüten diğer muhalifler ile kontağa geçerek, mücadele arkadaşları bulmaya çalışır. Ancak mücadele arkadaşı olarak bulduğunu sandığı O’Brien rejimin fanatik bir casusu çıkar. Winston tutuklanır ve ağır işkenceye mağruz kalır. Rejim onun direncini ağır işkence altında kırarak, sevgilisi Julia’yı elevermek mecburiyetinde bırakır. Birey olma bilincini kaybeder ve beyin yıkama programından sonra, Büyük Birader’i çok sevdiğine ve böylece artık özgür olduğuna inanır.

Yani demem o ki, bir simit veya yarım ekmek yiyerek de dış güçlere karşı mücadele edebileceğine inanmıştır artık.

Roman böyle umut kırıcı sonuçlansa da, şu iki faktöre baktığınızda çok umutlu ve dirençli olmak için bolca sebep var:

Bir, sadece bir kişi olan Smith’in direncini kırmak için rejim tüm olanaklarını uzun süre seferber etmek zorunda kalmıştır. Yani Smith’ler bir değil de daha fazla olrusa, rejim bunun ile başa çıkamaz.

İki, romanın yazıldığı dönemde Hitler faşizminden yeni çıkılmış, Stalin hala iktidardadır. Ama, Sultan Süleyman’a kalmadı dünya!

George Orwell bu dönemde yaşasaydı, belki de Büyük Birader yerine ‚Uzun Birader‘ diye yazacaktı romanını.

Diktatörlere boyun eğmeden mücadeleye devam! Gidiciler! 


Av. Memet Kılıç: Ankara ve Karlsruhe/Almanya Baroları Üyesi

17. Dönem Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili