Ali ÇATAKÇIN


AKP-MHP rejimi her gün Kürdistan’ın bir bölgesini bombalıyor, İHA’larla Şengal, Bradost, Sere Qani, Kobani v.b. alanlarda katliam yapıyor.

Erdoğan’ın Öcalan ve Demirtaş üzerinden başlattığı mesnetsiz iddia, bu saldırı ve katliamlardan fazla rağbet gördü. Hemen herkes yorum ve değerlendirmelerde bulundu, bulunmaya da devam ediyor.

Ortaya atılan bu saçmasına iyi niyetle bakanlar için, “Devletle İmralı arasında bir pazarlığın sürdüğü,’’ barış görüşmelerinin kesilmesinde, Demirtaş’ın, “Seni Başkan yapmayacağız’’ şeklindeki çıkışının yol açtığı ve Öcalan’ın bu durumdan rahatsız olduğu yorumları yapıyor.

Bir başka  kesimse, “Öcalan elbette Demirtaş’a hesap sorar, bu PKK’nin iç işleyişi gereği’’ biçiminde yorumlar yaparak bilere, ya da bilmeyerek Demirtaş’ın beş yıllık esaretine gerekçe yapılan Erdoğan’ın iftirasına zemin sunuyor. Nereden bakarsanız bir tutarsızlık.

Asıl sorulması gereken soru şu: Kürtlerin nasıl politika yaptıkları, hangi partinin hangi partiye, hangi liderin hangi lidere karşı olduğu propagandası neden bu kadar çok prim yapıyor?

Kürt sorunu ciddi ticari bir pazar, bir sektör. Bu sektörde iş yapanlar sağdan sola kadar, bir şekilde kazanıyor. Sektörde iş tutanların sayısı ve menşei de oldukça çeşitli. Uluslararası güçlerle uluslararası, bölge güçleriyle bölgesel olan ve demokrat, sosyal demokrat, liberal, sol sosyalist ve komünistlerle ‘devrimci’ karakter kazanan bir çeşitlilik görülüyor.

AKP-MHP rejiminin bu pazardaki kazanımı sadece ülkeyi talan etmekle bitmiyor. Daha ana rahmindeki ceninin hakkını yiyen bu haramzadeler, Kürt fobisiyle toplumu da yanına çekebiliyor. Yani işin kar oranı oldukça yüksek. Rejimin bu kadar karlı bir sahayı terk etmesi, hele hele kendiliğinden terk etmesi imkânsız.

ABD, Rusya, AB ve diğerleri Türkiye’nin bu yumuşak karnına basarak istediklerini elde ediyor. Elindeki Kürt kozunu ne harcamak istiyor, ne de ciddi bir şekilde çözmek istiyor. Bir nevi Demokles’in kılıcı gibi elinde tutuyorlar.

Kimi sol, sosyalist ve komünist kesimler Kürtlerin yanında görünerek Kürtlere karşı yumuşak bir ötekileştirme, değerlerini itibarsızlaştırma savaşı yürütüyor. Bu tavır onlara ne mi kazandırıyor? Rejimin gazabından, en az şimdilik, korunabiliyorlar. Yani öncelikli hedef olmuyorlar.

Demokrat, sosyal demokratlar ve liberaller Türkiye’de devletin üretimi olarak var oldular. Gerçek demokrat, sosyal demokrat ve liberaller ise hep resmî ideolojinin hedefi oldu. 

Resmi ideolojinin demokrat, sosyal demokrat ve liberallerinin Kürt karşıtlığı ve başka halkların inkarı üstünden gelişen “büyük Türk milleti”nin hassasiyet ve yüceliğine sahip çıkma duygusu, onları ırkçılarla ikiz kardeş haline getirdi. Türkiye de demokratlar ve sosyal demokratlar ideolojinin militanı oldular.

Bunu en iyi, AKP-MHP rejimine karşı kurulan bloğun Kürt politikasında görüyoruz. Bunları AKP-MHP rejiminden ayıran farkı bilen varsa, açıklasın.

Erdoğan’ın Kürtler arası nifak amaçlı, “Edirne’deki en büyük hesabı İmralı’dakine verecek” sözünü muhalefet, Öcalan adının anılmasını ceza gerekçesi sayarak Erdoğan’a saldırıyor. Yani Erdoğan’ın Kürtlere saldırısından, Kürtleri yok saymasından ve katletmesinden rahatsız değiller.

Kısacası bu sektörde iş yapan herkes kazancına zeval gelmemesi için, kendi yöntem ve ayarlarıyla Kürtlere saldırıyor. Çünkü bunu kendi yaşam ve kazanmalarının garantisi olarak görüyor.

Bu ülkede yüzyıldan beri bu deli saçmalıklarıyla gündem oluşturuluyor. Fakat bu saçmalıkların pazarı Kürtler olunca, herkes sus pus oluyor. 

Şimdiye kadar yaşanan tartışma ve eleştiriler, yaratılan yapay gündemi boşa çıkarmadan çok zemin sunuyor.

Sayın Duran Kalkan’ın, Rudaw’da, sayın Sarısözen’in Özgür Politika’da ve sayın Profesör. Ali Kemal Özcan’ın Rojawa Kürdistan’da çıkan yorum ve açıklamaları, Erdoğan’ın saçmalıklarına zemin sunacak karakterler taşıyor. 

Sayın Demirtaş parlamenter sistem ve Türk anayasasının siyasi partiler için çizdiği siyasi çerçeve içerisinde kurulmuş demokratik legal bir parti lideri. 

Erdoğan’a verdiği cevapta haklı olarak, "Siyasetçiler halka, partisine, parlamentoya, Bağımsız yargıya hesap verir. Sen benim için kaygılanmayı bırak da kendi vereceğin hesabı düşün" diyor.

PKK ile HDP’nin kitle tabanın aynı olması, iki partinin aynı ideolojik ve siyasi programın yürütücüsü olduğu anlamına gelmez.