Meclis Genel Kurulu’nda “Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”nin geneli üzerine konuşmalar tamamlandı. Teklifte yer alan birinci bölüme dairde milletvekilleri söz aldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grubu adına söz alan Milletvekili Zeynel Emre, “Türkiye'de hâkim ve savcılar özgürce görev yapamadığı sürece, liyakate göre göreve gelemedikleri sürece biz Türkiye'de hiçbir şeyi düzeltemeyiz” dedi. Mülakat sisteminin yarattığı sorunlara dikkat çeken Emre, “Gelin ya bu mülakatı kaldıralım ya da bunu denetime açalım, bir görülsün, izlensin bakalım bu insanlar, bu çocuklar nasıl eleniyor” dedi.

CEMAL KAŞIKÇI CİNAYETİ HATIRLATMASI

Cemal Kaşıkçı cinayetine dikkat çeken Emre, “Bir insan düşünün ya boğularak, kesilerek, parçalara ayrılarak, asitlerde eritilerek öldürülüyor; organize bir şekilde bir tim geliyor, bunu gerçekleştiriyor. Bugün görüyoruz ki bütün kabine, başta Sayın Erdoğan olmak üzere Selman'ın önünde bekliyorlar. Karşılama, akşam şerefine verilen eğlence, yemek, ondan sonra birlikte programlar yapmalar. İşte kul hakkı yemek ne derseniz? İşte kul hakkı yemek budur. Yargı yetkisini devredip masum bir insanın, öldürülen, katledilen bir insanın yargı düzeni içerisinde kanının yerde kalmasıdır, kamu düzeninin sağlanamamasıdır. Hangi menfaat olursa olsun, ne verirlerse versinler, hangi teklifle gelirse gelsin egemen bir devletin yöneticisi böyle davranamaz, buna hakkı yoktur” diye konuştu.

‘OYALAMA TAKTİĞ

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grubu adına söz alan Ebru Günay, iktidarın getirdiği bütün yargı paketlerinin sorunu çözmediğini aksine sorunları büyüttüğünü kaydetti. Şaibelerle dolu bir kanun teklifi ile karşı karşıya olduklarını aktaran Günay, “Söz konusu kanunla yargıda var olan sorunların daha da büyüyeceği ve daha da derinleşeceği çok açık bir şekilde aşikârdır ve ortadadır. Ülkenin içinde bulunduğu mevcut ekonomik ve politik koşullarda hukuk ve yargının sorunları ve bu sorunların çözüme kavuşturulması bazı kanunlarda değişiklik yapılmasıyla giderilebilir bir durumda değil, daha köklü, daha esaslı çözümlere ihtiyaç vardır. Palyatif çözüm anlayışıyla yapılan kanun görüşmeleri ve bu yöntemle yürütülen yasama faaliyetlerine reform demek mümkün mü? Elbette ki bunlar reform değil, bunlar tamamen kandırma ve oyalama taktikleri” ifadelerini kullandı.

‘KİME HİZMET EDECEĞİ AÇIK’

“Yasa yaparken, kanun getirirken esas olan şey toplumsal ihtiyaçların giderilmesidir” diyen Günay, “Oysaki daha önce de defalarca yaşadığımız şekilde bugün yine iktidar toplumun ihtiyacını gidermekten uzak, asıl sorunu çözmenin yanından bile geçmeyen, hatta sorunları daha da kronik hâle getirecek bir yasa teklifi getirmiştir ve daha doğrusu kendi ihtiyaçlarına göre bir kanun düzenlemesi yapmaya çalışmaktadır. Üstelik, yargı, kanun, kural, ilke tanımayan bir hükûmetin getirdiği paketlerin kime hizmet edeceği de çok açık ve aşikâr bir şekilde ortadadır. Türkiye'de güvenilir, bağımsız yargı sorunu bütün toplumsal sorunların başında geliyor, birçok toplumsal sorunun çözümünde bağımsız güvenilir bir yargıya ihtiyaç olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz” diye belirtti.

TORBA YASASI SİSTEMİ

Yargıda yapılacak en önemli değişimin yargıya talimat vermekten vazgeçmek olduğunu söyleyen Günay, şöyle konuştu:

“2010 yılından bu yana kadar sistematik olarak kullanılan torba yasa sistemi hukuk ilkelerine ve normlarına aykırı bir uygulamadır. Ülkede, özellikle torba yasalarla çözüm ve çare aramaktan bir an önce vazgeçilmelidir. Parlamentonun işlevsizleşmesi ve itibar kaybetmesini sağlamakta ve ülkeyi hukuk devleti olmaktan açıkça uzaklaştırmaktanız. Evrensel standartlardan ve adalet hedefinden kopan yargı sistemi, bugün bütün hak ve özgürlük alanlarında yaşanan yoğun ihlallerin ana kaynağı hâline gelmiştir. İktidarın yaptığı ise sürekli bir şeklide, adına Strateji Eylem Planı, Yargı Paketi adı verilen belgeler hazırlayarak kamuoyunda bir reform algısı yaratmaktır.

KOBANÊ DAVASI

2016 yılından bu yana on binlerce muhalif gözaltına alındı ve delilden yoksun dosyalarla tutuklandı. Yüzlerce siyasetçi, tamamen siyasi sebeplerle hâlen tutuklu. Kobanê kumpas davası ve partimize yönelik açılan kapatma davası da aynı şekilde yargının, taraflı ve bağımlı hâle gelmesinin sonucu ve açık kanıtıdır. Kobanê kumpas davasının hâkimi Bahtiyar Çolak mahkemeler boyunca her türlü hukuksuzlukla, her türlü hukuka aykırı tavırla birçok kez gündem edildi ve defalarca da hukuka aykırı ve ayrımcı tutumlarından kaynaklı HSK'ye şikâyet edilmesine rağmen hakkında tek bir işlem yapılmadı. Aynı hâkim Atadedeler çetesine üyelik iddiasıyla Atadedeler soruşturması kapsamında gözaltına alındı ve şu an ev hapsinde ve Kobani kumpas davası Bahtiyar Çolak'ın vermiş olduğu kararlar doğrultusunda hukuka aykırı bir şekilde bir kumpas yargılamayla yürütülmeye çalışılıyor. İşte, kumpas davaları yargının taraflı olduğunun ve iktidarın aparatı hâline dönüştüğünün en somut belgesi, en somut göstergesidir.

DİYARBAKIR’DA BİNDEN FAZLA KİŞİ TUTUKLANDI

Mahkemeler tutuklu muhalifleri serbest bırakmamak için AİHM kararlarına uymuyorlar. Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, infaz yakmalar ve taraflı Adli Tıp Kurumu kararlarına dayanarak hasta tutsakların tahliye edilmesinin engellenmesi, işkence vakalarının cezasız kalması, tutukluların işkenceyle katledilmeleri ve tüm hukuk dışı uygulamalar taraflı yargı sisteminin yarattığı sorunlardan sadece birkaç tanesidir. Sadece son bir yılda Diyarbakır'da binden fazla kişi gözaltına alındı ve çoğu tutuklandı. Adil yargılanma hakkı ortadan kaldırılmış durumda.

ŞENYAŞAR AİLESİ HALA ‘ADALET NÖBETİNDE’

Şenyaşar ailesi hâlâ ‘adalet nöbeti’nde ve adaletin sağlanması için atılan tek bir adım yok. Herkes, Türkiye'nin tamamı ve başta iktidar Emine Şenyaşar annenin çığlığını duymamakta ısrarlı, adalet talebine cevap vermemekte ısrarlı. Hasta ve infazı yakılan tutuklular için başlatılan ‘adalet nöbeti’ tam iki yüz gününü aştı ve bu ülkenin Adalet Bakanı ailelerin görüşme talebine cevap vermeye dahi tenezzül etmiyor. Gülistan Doku ise tam dokuz yüz bir gündür bulunamadı; ailesinin, kız kardeşinin ve kadın örgütlerinin hâlâ ısrarla Gülistan Doku'yu aramasına hiçbir cevap verilmiyor. İşte, ülkedeki adaletin ve yargının içerisinde olduğu tablonun kısa bir özeti. Daha geçen gün Pınar Gültekin'i katleden erkeğe haksız tahrik indirimi uygulandı. Kadınlar işkenceyle öldürülürken yargı faillere ödül gibi cezalar verdi.

DENİZ POYRAZ DAVASINDA BİR ARPA BOY YOL ALINMADI

Karanlık çeteler tarafından katledilen arkadaşımız Deniz Poyraz davasındaysa bir arpa boyu yol alınmış değil, katiller korunuyor ve sırtları sıvazlanmaya devam ediyor. İşte, bu cezasızlık politikasıdır ki bu katillere bu kadar cesaret veriyor. Sevgili Aysel Tuğluk yaşadığı ciddi sağlık sorunlarına rağmen hâlâ cezaevinde tutuluyor çünkü Adli Tıp Kurumu bağımsız ve tarafsız değil, yargının ceza verme aparatlarından başka birine dönüşmüş. Bize, halka zerre kadar yararı olmayan, aksine verdiği zararların sayıldıkça bitmeyeceği yargı yasa paketlerinden bahsetmeyin. Bu bir yargı paketi değil, bu tamamıyla iktidarın kendisi için hazırladığı bir paket.

HUKUKSUZ, HAKSIZ ATAMA DEMEKTİR

Bütün bu hukuksuzluklar yaşanırken iktidarın bu yasa teklifi yargının sorununu çözmekten çok kadrolaşmaktan, ideolojik yaklaşımla yeni çıkmazlar yaratmaktan, yargıyı tekelleştirmekten başka bir anlam taşımamaktadır. Ayrıca, ek mülakat getirilmesi teklifi de başlı başına bir sorundur. ‘Sözlü mülakat’ demek iktidarın kadrolaşması, hukuksuz, haksız atamalar yapması demektir. İşte, birkaç gün önce bunun yansımalarını görmüştük. Gezi davasında verilen kararlara şerh düşen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin üye hâkimi İstanbul'dan Tokat'a sürüldü ve Turhal hâkimliğine görevlendirildi. Kobani davasının iddianamesini hazırlayan ve kimler tarafından desteklendiği belli olmayan, tam anlamıyla iktidarın isteklerine göre davranan Savcı Ahmet Altun Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine atandı. İstanbul'da görev yaptığı dönemde Reza Zarrab'ı tahliye eden Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcı Vekili oldu; Cemal Kaşıkçı davasının Suudi Arabistan'a devrine ilişkin karara şerh düşen hâkim ise Kahramanmaraş hâkimliğine sürüldü.

ZİHNİYET DEĞİŞİKLİĞİ GEREKLİ

Gözaltına alınan Kürt gazetecilerle ilgili soruşturmayı yürüten Bismil Cumhuriyet Savcısı İzmir Cumhuriyet Savcılığına, tutuklama kararını veren hâkim ise Sakarya'ya tayin edildi. Tamamen siyasallaşan ve tarafsızlığını yitiren bu yargı sisteminde yapılacak maddi değişiklikler de bu yüzden iktidar dışında tek bir insana yarar sağlamayacaktır. Bu yönde bir zihniyet değişikliği ve kurumsal yapılanma gerçekleştirilemediği sürece mevcut yasalardaki değişiklikler ülkeyi bir adım öteye götürmeyecektir, yargı iktidarın bir aparatı olmaktan kurtulamayacaktır. Oysa demokratik bir Türkiye, bağımsız ve tarafsız bir yargıyla mümkündür.” (MA)