Hani “İnsanlar nerede doğacaklarına karar veremiyorlar” diye bir laf vardır ve bunun üzerine çözüm bulmak yerine herşey kaderciliğe bırakılır ya, sanki Türkiye’de aynı o çocuklar gibi 24 saat ağlaşsa yeridir. Bu başlıktan dolayı kimi okurların çok kızacağını biliyorum ama bana gerçekmiş gibi geliyor. Bu doğduğum ülkeyi sevip sevmemekle bağlantılı bişey değil, bulunduğu coğrafyayla bağlantılı. 

Allah melekleriyle geziye çıkmış, Fransa üzerindeler ama tanıyamamış ve meleklere sormuş “Burası neresi” diye. Melekler şaşırmış ve “Aman Allah’ım burayı siz yarattınız, Paris burası” deseler de, Allah “Allah Allah, Allah Allah” diye homurdanarak devam etmiş ve ne Roma’yı tanıyor, ne de New York’u. Herkes şaşkınlık içinde ilerlerken Türkiye üzerine gelince “Aha da burası Türkiye” demiş Allah. Melekler yine şaşırmış ve nasıl tanıdığını sormuş. O da “Koduğum gibi duruyor da, ondan tanıdım” demiş.

Şaka değil, göçebeliğin son yüz yılda bittiği, Şaman dininden İslamiyete geçen, bütün ilkel gelenek ve göreneklerinin yanında batılılaşmaya çalışan ve buna da şapka ve entariyle başlayan, Kur’an- Kerim’i inandıktan yüzyıllar sonra Türkçe okuyan (Oran çok düşük) ama inandığını söyleyen, kitap ve gazeteyle batıdan 300 yıl sonra tanışan bir toplumdan bahsediyorum.

Sadece bu da değil, Filistin’le İsrail, Irak’la İran, dünyayla Irak, Irak’la Kuveyt, Sovyetlerle Afganistan, ABD’yle Afganistan, 4 ülkedeki Kürt sorunu ve saysam sayfanın yetmeyeceği onlarca olay ve savaştan etkilenen bir ülke. Yetmemiş, bir de ilk kez sosyalizm tam dibinizde denenmiş, üstüne üstlük boğazlarınız var ve herkesin iştahını kabartan bir durumdasınız. Tarihe 2 yaprak sayfası bırakmışsınız, Osmanlı olarak emperyal ülke ve Mustafa Kemal Türkiye’siyle de Kurtuluş Savaşı’nı veren anti-emperyalist ülke. Yabancıları bilemem ama çocuklarınıza da hem emperyalist Osmanlı’yı, hem de anti-emperyalist Mustafa Kemal’i okutup, sevdirmişsiniz.

Çocuklar da, ülkeler de doğdukları yeri tayin edemezler ama Türkiye sanki doğduğu yeri, yani Orta Asya’yı terk etmenin cezasını çekiyor gibi yada cezalandırılmış sanki.

Kaç gündür uzmanımsı Tüp-Gaz-tecilerle, aka-bokademiyenleri dinliyorum, bunu da ezbere tartışıyorlar, gerçekten hepsi facebook’tan, Reebook’tan, yani her booktan anlıyor. Türkiye’nin Suriye’ye girmesini savunanlar, şimdi Putin’e bağırmaya başladılar ama işleri gerçekten book’tan, çünkü Putin reislerinin kankası, Türkiye’nin turist, buğday ve doğalgaz kaynağı. 

Ukrayna’da ilginç, damada motor satıyor, damat teknik servisi de Alamanya’dan alıp, üstüne elbise giydirip İHA, MİHA diye insan öldürmek amaçlı geri satıyor. Satmasa, onlar da buğday, turist ve diğer ilişkileri bitirecekleri gibi damada milli uçak için makine göndermeyecekler.

Bir de NATO’dasınız ama Avrasyacılarla siyaset yapıyorsunuz. NATO Sovyetler Birliği ve Komünizme karşı kurulmuştu. Sonra karşısına Varşova Paktı oluştu ama Sovyetler yıkılınca Varşova Paktı ihtiyaçsızlıktan kapatıldı, Rusya, “Ben de kapitalist ve emperyalist olacağım, doğal olarak size karşı pakta gereksinim yok” dedi, ancak herşey yıkılmasına karşın NATO devam ediyor ve kimse nedenini tartışmıyor.

Rusya “Sınırıma neden NATO getirdin” diye soruyor NATO’ya artık inanmasa da. Türkiye, “N’olmuş NATO sınırına geldiyse, bu yaptığın yanlış” diyor ama sınırında, Suriye’de Kürdistan kurulacak diye Rusya’dan, Putin’den yardım istiyor ve çoluk-çocuk, kadın-ihtiyar demeden öldürmeye devam ediyor aynı gerekçeyle.

Bence Kurtuluş Savaşı sonrası emperyalist ülkeler Türkiye’yi konumlandırarak cezalandırmışlar. Gel de çık şimdi işin içinden, bıyık tarafı Ukrayna, Filistin, Suriye ve Kürtler, sakalda da ABD, AB ve diğerleri.