Marxistler, anarşistlerin örgütü ve örgütlenmeyi reddettiğini ileri sürer. Bu, elbette bir tevatürdür. Anarşistler örgütlenmeyi değil, hiyerarşik-merkeziyetçi örgütlenmeyi reddederler. Bununla birlikte, Marxistlerin söylediklerinde de bir gerçek payı vardır. Anarşistler, örgütlenmeyi reddetmeseler de, örgütlenmede pek başarılı değillerdir. Bunun üzerinde ayrıca durulmalıdır, yazının esas konusu bu değil.

Geçen hafta, sosyal medya, DAF adıyla (önce Devrimci Anarşist Faaliyet, sonra Devrimci Anarşist Federasyon) yaklaşık 10 yıldır faaliyet gösteren örgütün içinden bir grup gencin açıklamalarıyla çalkalandı. İnsanlar, ilk başta “bu kadar da olmaz” diyerek okuduklarına inanamadılar ya da inanmak istemediler. Fakat DAF’ın “savunma” mahiyetinde yaptığı kısa açıklama, en kuşkucu olanları bile ikna etti. Evet, ne yazık ki, bir grup anarşist gencin açıklamaları doğruydu. Bütün anarşistler ve özgürlükçü insanlar büyük bir üzüntüye gark oldu. Burada bunların ayrıntılarına girmek istemiyorum. Sosyal medyada olayların çoğu var ve pandoranın kutusu açıldığı için yenileri de gelmeye devam edecek, öyle anlaşılıyor. Örgütün “sahibi” havalarındaki bir-karı koca ve onların çevresindeki birkaç yardakçı, korkunç bir despotluk kurmuşlar örgütün içinde: Dayak, tehdit, korkutma, kız-erkek ilişkisinin yasaklanması, içkili “toplantılar” düzenleyip gençleri yerlerde sürüklemek, bıçaklamak, işkencenin psikolojik ve fiziki her türü vb. vb. Anlatmakla bitmez.

Bu konu, insan hakları, antropoloji, psikoloji, sosyoloji ve elbette hukuk başta olmak üzere çok çeşitli yönlerden incelenmeyi hak ediyor. Ben bu yazıda, anarşizmin örgütlenme konusundaki temel zaafından ve bu zaafın yol açtığı örgütsel despotizmden söz edeceğim sadece.

İnsan ve insan eliyle kurulan bütün yapılar kusurludur. Hiçbir “ideal” birey ya da yapı bu kusurlardan azade olamaz. O zaman, bütün insan eliyle kurulmuş yapılarda kusurları en aza indirecek karşı önlemler alınması, karşı ağırlıklar yaratılması zorunludur. Burjuva hukukunu eleştirmeden önce ondan öğrenmesini bilmek gerekir. Burjuva hukukunda mahkeme kararları temyiz (Yargıtay) kararlarıyla dengelenmiştir örneğin. Temyizsiz bir yargılama despotizmi doğurur ve bizzat burjuvazinin haklarını da yok edebilir. Burjuvazi, çok hakkaniyetli olduğu için değil, kendisini kendi devleti karşısında korumaya almak için getirmiştir bu tür kurumları.

Anarşist örgütlenmenin zaafı, anarşizmin çok değerli bir ilkesi olan doğrudan demokrasinin anarşist örgütlenmeye yanlış bir şekilde ve dogmatikçe aktarılmasından kaynaklanmaktadır. Anarşistler, temsili demokrasiye karşı olduklarından, örgütsel alanda da “üyelik”, “yönetim kurulu”, “denetim kurulu”, “kongre” vb. türü temsili örgütsel organ ve kurumları reddederler. İşte olanlar bu noktadan sonra olur. İngiliz anarşistleri içinde yaygın bir kullanım olan “invisible management” (yani görünmez yönetim) böylece ortaya çıkar (gerçi Batı’da başka sigortalar bu sakıncalı durumu dengeler).

Görünmeyen bir yönetim, örgütün işletilmesini tekeline alır ve giderek zorba bir çeteye dönüşür. Bu klik her ne kadar “invisible management” ise de aslında zorbalığıyla fazlasıyla görünen bir yönetimdir. Bu yönetimden kimse hesap soramaz, çünkü görünürde yönetim değildir ama fiilen yönetimdir. Bir şoför derneğinde bile bir önceki kongrede seçilmiş yönetim, gelecek kongrede hesap vereceğini bildiği için fütursuzca davranmaya çekinir.

En azından üyelere hoş görünmeye çalışır. Oysa anarşist örgütlenmede sözde “doğrudan demokrasi” adına kongre vb. gibi organlar yoktur ya da yok edilmiştir. Dolayısıyla örgütün üyeleri ya da resmî üyelik olmadığından örgüte katılmış insanların fiili yöneticilerden hesap sorma olanakları, organları ve mekanizmaları da yoktur. Ne denetim kurulu vardır, ne genel kongre. Hatta görünürde bir yönetim olmadığından, anarşizmin ilkelerinden biri olan “yönetimde rotasyon” bile bir kenara atılmıştır. Anarşistlerin yasaya, tüzüğe karşıtlığı bumerang gibi dönüp kendilerini vurmuştur. Dolayısıyla, fiilen işleri yürüten çeteleşmiş grup, örgütün içindeki insanlara her türlü zorbalığı yapmakta serbesttir. Onlardan kimse hesap soramaz. Bırakın kongreyi, üye toplantısı bile yoktur.

“Üye toplantısı”na benzer toplantılar ise zorba şeflerin anarşist gençleri topluca korkutma, “hizaya getirme”, hatta DAF örneğinde görüldüğü gibi, dövme ve bıçaklama eylem ve gösterilerine dönüşmüştür. Gençler, dayak seanslarına bile sessizce katlanırlar. Devlete karşı isyan ederken örgüt zorbaları karşısında köleleşmişlerdir. Kısacası, örgüt denen şey, gençleri öğütme makinesi haline gelmiştir. Bu noktadan sonra artık yapılabilecek tek şey, büyük umutlarla sarılınan örgütü istemeden de olsa terk etmektir.

Bir-iki sene dişini sıkıp örgütte kalanlar örgütle birlikte ideallerini de geride bırakıp hayatın içinde yok olup giderler. Çok azı örgütte kalıp “kıdemli mertebesine” yükselir, şeflerin yardakçılığını yapar, örgütü savunma havalarında göğüslerini şefler çetesine siper ederler, bütün hempalar gibi “ama örgüt bizi besledi” derler, böylece örgütle birlikte çürüyüp giderler.

Fakat baştaki çete, ayrılıp giden gençleri hiç sorun etmez. Çünkü 16-20 yaş bandındaki ilk gençlik dönemlerini yaşayanlar tükenmeyen bir pınardır. Şefler çarklarını, akıp duran bu pınarın tepesine kurmuşlardır. Gelenler bir-iki sene örgütte kalıp hayal kırıklığı ile ayrıldıklarında yeniler gelmiştir ve çarkı döndürmeye devam etmektedirler. Baştaki klik de bunu çok iyi bilir. Bu yüzden gidenlerden hiç endişeye kapılmaz, “kalan sağlar bizimdir” der, hatta örgütte bir-iki yıl oyalananların çekip gitmesi belki de onların istediği bir şeydir. Çünkü örgütte bir-iki yıl gibi “uzun” bir süre kalanlar, örgütün içinde yaşadıklarıyla “kirlenmişler”dir ve “kirlerini” yeni gelenlere bulaştırmamaları despot klik tarafından daha tercih edilir bir şeydir. Örgütte mutlak bir sessizlik yaratan despotizm, gizli köşelerdeki fısıldaşmalardan çok çekinir. Bu yüzden, artık “büyüyüp” çekip gidenlerden memnun bile olurlar. Gözlerini yeni gelen “küçüklere” dikmişlerdir şimdi. Bu çark böyle dönüp durur.

Peki, anarşist ideallerle örgüte gelmiş gençler nasıl boyun eğer despot çetesine? Yaşları küçüktür ama yürekleri büyüktür. Devrimci idealleri için her şeyi göze almış ve katıldıkları örgütü ideallerinin tecessüm etmiş şekli olarak benimsemişlerdir. İnanılmaz gelecek ama Marxist örgütlerde bile böylesine bir örgüt tapıncı görülmemiştir. Dahası bu gençler, anarşist inançları nedeniyle her türlü toplumsal bağdan kopmayı kendilerine hedef edinmişlerdir. İdealleri ve dolayısıyla örgütleri için düzen içinde bir gelecekten, ailelerinden, okullarından, her şeyden vazgeçmişlerdir. Örgütü, ailelerinin, sevdiklerinin, arkadaşlarının yerine ikame etmişlerdir. İşte despotik örgüt şeflerinin hiç tereddüt etmeden istismar edebilecekleri gürül gürül akan bir kaynak. Örgüt küçüktür ama idealleri büyüktür. Gençler bu ideallerin tecessüm etmiş şeklidir adeta.

Dolayısıyla idealist gençle örgüt arasında semiyotik bir ilişki kurulmuştur. Genç, ruhunu örgütten aldığı manevi destekle ayakta tutmakta; örgüt, daha doğrusu örgütün dolaysız temsilcisi olan despotik klik ise gençlerin karşılıksız fedakârlığını alabildiğine sömürmektedir. Anlatılan örneklerde, gençlere kredi çektirilip borçlandırılmaları bunun en tipik ve açık örneklerinden biridir.

Genç ne kadar idealistse, kendini ne kadar karşılıksız vermeye koşullanmışsa, örgüt şefleri de o kadar sinik, o kadar hesapçıdır ve korku imparatorluğuna sırt dayamaya o kadar teşnedir. Genç, zorbalıkları görür, önce kondurmamaya, sonra da buna bazı izahlar getirmeye çalışır: Yani “daha deneyimli bu yoldaşlar eğer işleri böyle sıkı tutmaz ve liberalizme taviz verirlerse” örgüt dağılma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilecektir.

Genç, ömrünü adadığı örgütün “dağılması”ndansa bu tür zorbalıklara göz yummayı tercih eder önce. Fakat şiddet ve zorbalık dayanılmaz bir noktaya geldiğinde, bu sefer anarşizmden de, her şeyden de umut keserek ve hatta kendini suçlayarak örgütten ayrılıp gider. Son açıklamayı yapan gençlerin bu kısır döngüyü bozmaları bence zorbaların maskesini ve oyununu fena halde bozmuştur.

Bu mesele daha çok konuşulacak. Şimdilik bunları söylemiş olayım. Anarşistler, örgütlenme sorununu ciddiyetle ele almalı, organsız ve denetimsiz her türlü örgütlenmeyi reddetmeli, “burjuva temsiliyeti” gibi safsataları bir yana bırakıp denetime, denetim organlarına, genel kongrelere, oylamaya, görevden almaya, rotasyonlu yönetime, yani kimseye 3 aydan fazla yönetme yetkisi vermemeye, geçici olarak sorumluluk alanların, maliye başta olmak üzere tabandaki insanlara hesap vermesine, sözde değil, gerçekten hesap vermesine, toplanma ve eleştiri hakkına vb. dayanan yeni bir örgütlenme tarzı geliştirmelidirler. Örgütün girişine şu motto büyük harflerle kazınmalıdır: “Burada eleştiriyi bastırmak ve sürekli yöneticilik veya fiili şeflik yasaktır.”

Bugüne kadar bu konularda, örgüt içi demokrasi konusunda hep Marksist-Leninistler eleştirildi ve anarşizm de bundan epeyce nemalandı doğrusu. Artık anarşistlerin dönüp kendilerine bakmalarının zamanı geldi de geçiyor bile.

 

Gün Zileli

7 Kasım 2021

[email protected]

www.gunzileli.net