Seçmenler kime, neden oy verir?

Seçilmek isteyen, oyunu almak istediği seçmenlere ne söylemeli?

Siyasal iletişimci Şeyda Taluk’un yeni çıkan kitabı ‘Seçim Nasıl Kazanılır?’ işte bu soruların yanıtını arıyor, hatta yanıtı veriyor da.

Siyasal kampanyanın tek hedefinin kazanmak olduğu malum. İyi bir kampanya stratejisinin esasının her şeyden önce kampanyanın gerçeğini anlamak, ardından da hedef koymayı becerebilmek olduğunu, stratejinin böyle belirlenebileceğini vurgulayan Taluk, 24 Haziran deneyiminde muhalif partilerin ciddi bir strateji kurmaktan çok uzak olduğuna tanık olduğumuzu anlatıyor.

Kitapta da sözü geçen, Türkiye’nin 2015 Genel Seçimleri üzerine yapılan bir araştırmaya göre, ülkemizde seçmen siyasi partilerce yapılan seçim kampanyası çalışmalarına genel olarak ilgili. Seçmenleriyle sürekli iletişim halinde olan siyasi partiler, ipi göğüslüyor: “Seçmenler, güncel sorunlarını diğer zamanlardan daha çok seçim dönemlerinde, siyasal partilerle paylaşmak istiyor ve yönetime katılmak için çaba gösteriyor. Bu karşılıklı iletişim, her iki tarafın da lehine işliyor. Bu sürecin, seçim sonuçlarını yüzde 5 ile 15 arasında etkilediği söyleniyor. Bazı seçimlerde duruma göre bu oran artıyor.”

Taluk’a göre, yapılması gereken ilk iş hedef kitleyi belirlemek. Siyasi partilerin ve adayların işi, temsil ettikleri değerler ile temsil ettikleri dünya görüşüne yakın insanları ve kararsızları bu yolculukta etrafında toplayıp mobilize etmek. Bu yüzden, hedef kitle belirlemek mesaj çalışmasından da öncelikli bir hale geliyor.

En büyük seçmen kitlesi ev kadınları

Seçim kazanmada veya kaybetmede kadınların rolü de yadsınacak gibi değil. Bu yönde dünyadan örnekler veriyor Taluk.

İsveç’te 9 Eylül 2018’de yapılan seçimlerde, milliyetçi-popülist İsveç Demokratları ciddi bir biçimde oylarını artırdı: “Sosyalist bir geleceğe sahip İsveç’te Nazi köklere sahip bir siyasi partinin yükselişinin ardında göçmen karşıtı politikanın yanı sıra kadın seçmenler var.”

İngiltere’de ise muhafazakâr Theresa May, kadın seçmenler tarafından en çok tercih edilen politikacı oldu. Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’in partisinin oylarını ikiye katladığı seçim başarısının ardında kadın oyları var. Hillary Clinton’u iktidara taşımayan yine kadın seçmenler.

Türkiye’de 55 milyon seçmenin yarısından fazlası kadın. “Bunun yanı sıra erkeklerden daha yoğun olarak gönüllü çalışmalarda yer alıyor ama aynı oranda seçim listelerine giremiyorlar” diyen Taluk’a göre, Türkiye’de seçmenler arasında en büyük kitleyi oluşturan ev kadınlarını kapsayan mesajlar veren ve kampanyalarına dahil eden siyasi partilerin şansı yüksek.

Peki kadın seçmenin duyarlı olduğu konular neler?

Araştırmalar, bu konuların başında ekonomik sorunların geldiğini gösteriyor. En büyük endişeleri mutfak bütçesini denkleştirmek ve çocuklarının geleceği. Eğitim ve sağlık peşi sıra geliyor. Taluk “Çocuklarına sunulan eğitim olanaklarıyla oldukça ilgililer ve dişinden tırnağından artırıp dershanelere gönderiyor, üniversite eğitimi alabilmesi için varlarını yoklarını ortaya koyuyorlar” diyor.

Türkiye’de örgütlü bir kadın seçmen grubu yok, ev kadınları seçmenler arasında en büyük kitleyi oluşturuyor. IPSOS’un seçim sonrasında yaptığı anket, Erdoğan'ın toplumsal kesimler içinde en güçlü desteği ev kadınlarından aldığını gösteriyor. Taluk, ev kadınlarını kapsayan mesajlar veren ve kampanyalarına dahil eden siyasi partilerin şansının daha yüksek olduğunu savunuyor: “Türkiye’de oy verme davranışı bakımından kadın seçmenler arasında çok önemli farklılıklar bulunmasına rağmen ev kadınlarının çoğunluğunun Ak Parti’den yana tavır aldığı görülüyor. Bunun arkasındaki en önemli nedenlerden biri, Ak Parti’nin güçlü yerel örgütlerinin bu kadınları evin dışına çıkararak sosyalleşmesini sağlaması. Bunun yanı sıra sosyal yardımların da etkisi var.”

Kapsayıcı iletişim dili önemli

Türkiye’de yaşlı ve yoksul ev kadınları ağırlıkla Ak Parti’ye oy verirken, genç kadın seçmenlerin ise erkeklerden daha yüksek oranda merkezin solundaki partilere oy verdiğini belirten Taluk, özellikle eğitimli ve çalışan genç kadınların büyük ölçüde CHP’yi desteklediğini söylüyor. Bu nedenle, siyasi partilerin öncelikle ‘hangi kadınları’ hedefleyeceğine karar vermesi ve buna dair çok titiz bir çalışma gerçekleştirmesi gerekiyor.

Uzun yıllar Türkiye’nin çeşitli illerinde eğitimler veren Taluk, iletişim dilinin önemini ise şöyle özetliyor: “Bu eğitimlerde kadınların diğer kadınlara ayırımcılık yaptığına, tepeden baktığına tanık oldum. Kapsayıcı olmak aynı zamanda kapsayıcı bir iletişim dilini de gerektirir. Hedeflediğiniz kadın gruplarıyla çalışırken, onların dilini de çok iyi anlamak, şefkat dili kurmak gerekir.”