Salı günü grup toplantısında olayı bütün çıplaklığı ile açıklayacağını söylemişti. Yeni/önemli bilgi varsa açıklanır, neden bekledi ki Salı gününe kadar? Pazarlık mı sürüyordu? Açıklamasının ilk bölümünde gelişmeleri çok ayrıntılı bir şekilde, saat hatta dakika vererek anlattı. Riyad’ın resmi açıklamalarını tekzip ederek cinayetin planlı olduğunu söyledi, dışarıdan gelen 15 kişilik ekibin de merkezden görevli olarak gönderildiğini ima etti. Kral Hazretlerine hürmetlerini gönderdi. Veliaht Prens’ten kasıtlı olarak hiç söz etmedi. Bilmediğimiz yeni bir şey açıklamadı miting gibi cereyan eden Meclis grubu toplantısında. Cinayetin neden Türkiye’de gerçekleştirildiği sorusuna yine değinmedi. Ses ve görüntü kayıtlarından da hiç sözetmedi. Daha önce Türk-Suudi ortak araştırmasına onay veren Cumhurbaşkanı, bu sefer uluslararası bağımsız bir soruşturma talep etti. Son olarak da, hem hukuken hem pratik olarak mümkün olmayan bir öneri yaptı: Sanıklar Türkiye’de yargılansın! Don’t die my donkey don’t die!

Erdoğan, ülkesini gazeteci hapisanesine çevirip, hukuk devletini sürekli olarak çiğnerken, bütün muhaliflerini cezaevine gönderdiği için uluslararası kamuoyunda diktatör olarak damgalanıyordu. Erdoğan’ın politikaları nedeniyle ülkede ayrıca ekonomik kriz başlıyordu. Şimdiyse Khaşogi cinayetini kullanarak "kilit adam’’, "gerçekleri açıklayan siyaset adamı ’’, "gazetecileri koruyan Cumhurbaşkanı’’ hatta "Sünni dünyanın güçlü lideri’’ giysilerine bürünmek amacında. Riyad’a şantaj yaparak, Washington’a destek vererek imajını parlatmak istiyor. Pek kolay bir iş değil…

Konuyu şimdiye kadar en yakından izleyip okurlarına aktaran Khaşogi’nin köşe yazarlığı yaptığı Washington Post gazetesi, Meclis’deki bu konuşmanın ardından yayınladığı gazetenin görüşünü aktaran başyazıda, "Erdoğan’ın Khaşogi hakkında söylemedikleri, söylediklerinden daha önemli olabilir’’ başlığı kullanıldı. Gazete, yazıda "Erdoğan ‘çıplak gerçeği’ açıklayacağına dair söz vermişti. Ama biz hala cevapları bekliyoruz’’ diyerek konuşmadan tatmin olmadığını ilan etti. Washington Post, Erdoğan’ın cinayet hakkında bilgi vermektense "siyasi kazanç sağlamak amacıyla cinayeti kullandığını’’ yazdı.

Erdoğan’ın açıklamalarını ABD Başkanı Trump, "Sert’’, İngiltere Dışişleri Bakanı Hunt ise "Kaygı verici’’ olarak niteledi. Amaç pek hasıl olmamışa benziyor.

Bu siyasi cinayetin kuşkusuz bir çok boyutu, çok fazla unsuru var. Daha önce bunların bir kısmına değinmiştim.(Bkz.)

Bir gazetecinin Istanbul’da vahşice öldürülmesinden, bir şekilde yararlanıp çıkar sağlamaya, siyasi denge oyunları kurmaya, oynamaya çalışan bir lider konumuna düşüyor Erdoğan. İlginçtir, Khaşogi’nin tanıdığı olan AKP yöneticisi Yasin Aktay dışında, Erdoğan’dan başka hiçbir yetkili cinayet hakkında Türk medyasına, kamuoyuna bir açıklama yapmıyor. Aktay, Suudilerin üzerine fazla gidilmemesini istemişti, Erdoğan da hala Riyad’dan gelebilecek olumlu bir işaret bekliyor.

Yabancı medya çoğu zaman "Soruşturmaya yakın bir Türk yetkilisinin verdiği bilgiye göre’’ ibaresi ile Türk resmi makamlarının global medyayı nasıl kullandığını yazıyor. Türkiye’yi ve Türk medyasını tanıyan yabancı uzmanlar ise, somut bir istatistiği hatırlatarak "Aman dikkat edin, dünyada en çok yalan haber Türkiye’de yayınlanıyor’’ diyerek, bu resmi açıklamalara, aslında her zaman olması gerektiği gibi temkinli yaklaşılmasını salık veriyor.

Cumhurbaşkanının Salı günkü konuşmasında, evet, söylediklerinden çok söylemedikleri/söyleyemedikleri önemli:

  • Maktülün 4. Levent’deki Başkonsolosluk binasına girene kadarki programı ile Riyad’dan gelen ekip mensuplarının Türkiye’ye giriş çıkış saatleri dakikası dakikasına verilirken, Türk adli makamlarının soruşturmayı ne zaman açtıkları konusunda gün bile verilmedi.
  • Danışmanları bilgilendirmemiş herhalde, kendisi de Lozan Anlaşmasından BM İnsan Hakları Bildirgesine kadar her uluslararası belgeyi yenilemek (Kendi amaçlarına uygun hale getirmek, diyelim) istediği için konsoloslukların statüsünü belirleyen 1963 tarihli Viyana Sözleşmesini de yenilemek gerektiğini söyledi. Ve sanki bu Sözleşme, İstanbul Başsavcılığının soruşturma yapmasını engelliyormuş imasında bulundu. Oysa ki Sözleşmenin 41., 42., 43. ve 44. maddelerinde (Bkz) ev sahibi devletin adli makamlarının ağır suç vakalarındaki yetkileri çok sarih bir şekilde belirtilmiş. Savcılık çok büyük bir ihtimalle Saray’ın talebi üzerine zamanında soruşturmaya başlamadı, Başkonsolosluğun Arap görevlilerinin ifadesini bile almadı. Ayrıca Saray, cinayeti Riyad’la ortak bir komisyonun soruşturmasını kabul etti. Polis katil ele ele… Sonra da olayın tanıklarından Başkonsolos’un elini kolunu sallayarak Türkiye’yi terketmesine izin verdi.
  • Sadece bu tutumlar bile, siyasi iktidarın amacının cinayeti aydınlatmak olmadığını açığa çıkartıyor. Türk resmi makamlarının açıklamalarından net bir şekilde amaçlarını anlıyoruz: Riyad’ı sıkıştırıp maddi ve siyasi çıkar sağlamak, Riyad ile Washington arasındaki konumdan yararlanıp her iki başkente de göz kırpmak.
  • Ses ve görüntü kayıtları ise başlı başına bir muamma. Bugüne kadar "Bu kayıtları dinledim, gördüm’’ diyen kimse çıkmadı yerli ve yabancı medyada. CNN İnternational’daki bir haberde, söz konusu kayıtların CİA tarafından görülüp dinlendiğine dair bir bilgi var.
  • İstanbul’un göbeğinde meydana gelen cinayet hakkında biz bilgilerin neredeyse yüzde 95’ini yabancı medyadan alabiliyoruz. Mesela Khaşogi’nin cesedinin ya da ceset parçalarının Başkonsolos’un rezidansının bahçesinde bulunduğu haberini Salı günü önce İngiliz SKY televizyonu verdi ardından İsrail’den Haaretz gazetesi. İstanbul Emniyeti ise bu haberi tekzip etti. "Yerli işbirlikçi’’ tezi şimdilik de olsa böylece gündemde kaldı.
  • Istanbul olayın merkezi. CİA Başkanı bile işini gücünü bırakıp Türkiye’ye geliyor. Ama 2018’de İsmet İnönü eleştirileriyle dikkat çeken iktidar yanlısı medyada bir tane olsun muhabir çalışması bir haber yok! Resmi yetkililer, arada bir Erdoğan medyasına da bazı bilgiler veriyor. Onlar da denetlemeden, incelemeden yayınlıyor hemen.
  • BİA haber sitesi Türkiye’de son 3 yılda 5 yabancı gazetecinin öldürüldüğünü hatırlattı. (Bkz.) Gazeteci ya da herhangi bir meslekten yerli ya da yabancı bir kişinin cinayete kurban gitmesinden "Ben nasıl nemalanırım acaba?’’ diye düşünen ve hareket eden bir iktidar var ise, o ülkede daha çok cinayet işlenir!