Faizsiz ekonomi politikası önerisi -1: Enflasyon-işsizlik-faiz

Faizsiz ekonomi politikası önerisi -1:   Enflasyon-işsizlik-faiz
Yayınlanma:
A+ A-
Ana akım iktisadın ıskaladığı önemli mesele şu: Faizi artırmak yoluyla talebi baskılayarak enflasyonu düşürme fikri yanlış ve zayıftır. Tam aksine istihdamı ve maaşları yani gelirleri ve talebi artırıp üretimi artırarak birim maliyeti düşürmek gerekir.

Dr. İlhan Döğüş

Başlıktan İslami bir ekonomi önerisi çıkarımı yapılmasın. Meramım, faizi sabitleyerek faizi bir ekonomi politikası enstrümanı olmaktan çıkarmak; ekonomi politikasının merkezine para politikası yerine maliye politikasını ikame etmek.

Faiz, ana akım iktisatta rolü çok abartılan bir faktör. Son bir yılda dünyada birçok ülke enflasyonu düşürmek için faiz artırırken, Türkiye Erdoğan'ın “faiz sebep enflasyon netice tezi” çerçevesinde enflasyonu düşürmek için faiz indirdi. Her iki iddia da yanlışlanmış durumda.

Türkiye'deki ana akım iktisatçılar “bakın 1 yıl geçti siz faiz indirdiğinizden beri, ama hala enflasyon düşmedi” derken örnek verdikleri ülkelerde 1 yıldır faiz artırılmasına rağmen enflasyonun düşmeyip artması gerçeğini de göz ardı ediyorlar, kendi iddialarının yanlışlığının üzerini örtüyorlar. Bu bir entelektüel ahlak örneği değildir. Bunu sosyal medyada gündeme getirdikten sonra bazı ana akımcı iktisatçılar faiz artışının enflasyonu düşürmesi için 3-4 yıl gerektiğini iddia ettiler. Faiz indirerek enflasyonu düşürme iddiası için 1 yıl süre verirlerken, kendi iddiaları için istedikleri zaman süresi ise en az 3 yıl. Erdoğan hükümetinin enflasyonun çok yükseldiği Aralık 2021’in üzerinden 1 yıl geçmesi üzerine baz etkisiyle Aralık 2022’de ‘enflasyonun düşürdük’ diyecek olmasına haklı bir şekilde itiraz ederlerken, aynı baz etkisinin Fed için de geçerli olacağını söylemiyorlar; hatta ABD'de enflasyon baz etkisiyle hafif düşmeye başlayınca bunu Fed'in başarısı olarak pazarladılar.

Enflasyonu düşürmek için işsizliği artırmak yönündeki önerilerine yönelik sosyal medyada geliştirdiğimiz muhalefete karşı son dönemde “fakat enflasyon yüzünden daha çok işsizlik olacak” şeklinde bir iddia geliştirdiler. Ancak yüksek enflasyonun daha fazla işsizlik yaratması 2 faktöre bağlı: 1- özellikle küçük ölçekli firmaların artan girdi maliyetlerini fiyatlarına yansıtamamaları durumunda iflas etmeleri, 2- maaşların enflasyon kadar artmamasından dolayı alım gücünün düşmesine mukabil talebin kısılmasından dolayı işsizliğin artması. Çelişki odur ki, bunu söyleyenler ne maaşların enflasyon kadar artırılmasından yanalar (ki onların iddiasına göre maaş artışı enflasyon yaratır) ne de firmaların batmalarını engelleyecek mali politikalardan yanalar.

Faizi arttırarak enflasyonu düşürme iddiasının dayandığı temel varsayım, doğal işsizlik oranı ve doğal faiz oranı olduğu ve güncel faiz oranının bu doğal faiz oranının altında, güncel işsizlik oranının da doğal işsizlik oranının altında olduğu bir durumda ‘çıktı fazlası’nın yani aşırı talebin olduğu dolayısıyla da faizleri doğal faiz oranının üzerine çıkararak, işsizliği de doğal işsizlik oranının üzerine çıkararak ekonomiyi soğutup fiyatları düşürmek gerektiğini iddia ediyorlar. Fakat faiz oranı, kredi yoktan yaratıldığı için ve yoktan yaratılan bir şeyin de maliyeti ve dolayısıyla arz eğrisi olmadığı için piyasada tasarruf arzı ve kredi talebince belirlenmediğinden doğal bir faiz oranı yoktur.

İkincisi, emek arzının ve emek talebinin ücretleri tek başına belirlediği bir emek piyasası da yoktur. Emek piyasası mal ve hizmet piyasasının türevidir. Yani firmalar üretim kapasitelerinin artmakta olan talebi karşılamaya yetmeyeceğini düşündüklerinde işçi alırlar, talep düşeceği zaman üretimlerini kısmaları gerektiğini düşündüklerinde işçi çıkartırlar. Işçiler de birim saat ücretiyle boş zamanın faydasını karşılaştırıp kaç saat çalışacaklarına karar vermezler. Dolayısıyla doğal işsizlik oranı diye birşey de yoktur. Daha ilginç olan, buna dayanarak enflasyon hedeflemesini savunanlar doğal işsizlik oranını hesaplarken bu oranın işsizlikle beraber arttığını da gösteriyorlar. Yani ekonomiyi soğutup enflasyonu düşürmek için işsizliği arttırıyorlar, sonra “doğal işsizlik oranı bir daha arttı, hadi işsizliği daha da artıralım” diyorlar.

Şunu da vurgulamak gerek ki, güncel faiz oranının doğal faiz oranının ve güncel işsizlik oranın da doğal faiz oranının altında olduğu durumda ‘çıktı fazlası var’ diyorlar, sonra ‘çıktı fazlasının olduğuna nasıl kani oldunuz?’ diye sorunca da ‘çünkü işsizlik çok düşük, faiz çok düşük’ diyorlar. Bir diğer ifadeyle totoloji yapıyorlar. Benzetme yapılacak olursa, ‘market nerede?’ sorusuna ‘eczanenin sağında’, ‘eczane nerede?’ sorusuna ‘marketin solunda’ şeklinde cevap vermek gibi bir durum söz konusu.

ENFLASYON TALEP KAYNAKLI DEĞİL

Dayandıkları diğer varsayımlar ise enflasyonun talep kaynaklı olduğu ve yatırım ve tüketim harcamalarının faize duyarlılığının yüksek olduğu yönünde. Bu varsayımların da hiçbiri doğru değil. Genel olarak enflasyon, fakat özellikle bugünkü enflasyon, talep kaynaklı değil. Zira kapasite kullanım oranları 1970ler gibi %90 seviyesinde değil, hatta pandemi öncesinin de altında. Talebi düşürerek enflasyonu düşürme iddiası ise ekonomide sadece tek firma ve tek ürün olduğu şeklindeki geçersiz bir varsayıma dayanır. Daha önceki yazılarımda tartıştığım üzere, talebi düştüğünde fiyatlarını düşüren firmalar, sermaye-yoğun üretim yapan firmalardır ve stoklanabilen, yeniden üretilebilen dayanıklı tüketim malları üreten firmalardır.

Dayanıksız tüketim malları ve emek-yoğun üretim yapan firmalar ise talep düştüğünde üretim miktarlarını düşürürler fiyatlarını değil. Ancak işsizliğin ve dolayısıyla gelirlerin düşmesiyle hane halkının harcama kompozisyonunda gıda, barınma ve enerji gibi yeniden üretilemediği ve stoklanamadığı için talebi arttığında fiyatı arttırılan ürünlerin payı artar. O nedenle, işsizlik arttırılıp gelirler baskılandığında enflasyonun düşmesi için, bu dayanıklı tüketim mallarındaki fiyat düşüşünün dayanıksız tüketim mallarındaki fiyat artışının üzerinde olması lazım. Bu ise çok istisnai bir durumdur. Bir yıldır faiz arttıran ülkelerdeki düşmeyen enflasyonu böyle açıklayabiliriz.

Daha önemlisi özellikle Ukrayna Savaşı'nın ve öncesinde Korona krizinin sebep olduğu tedarik zincirindeki sorunlar hem girdi maliyetlerini arttırmış hem de üretimi kısmıştır. Üretimin daralması birim maliyetleri artıran bir faktördür. Firmalar ise ana akım iktisadın varsaydığı gibi marjinal maliyet ile marjinal hasılatın kesiştiği yerde değil, birim maliyetin üzerine kar payı koyarak fiyatlama yaparlar. Zaten faiz artışının tetiklemesiyle girilen resesyondan dolayı enerji ve diğer hammadde fiyatlarının düşmesine rağmen üretim daha çok kısıldığı için ve işsizliğin artışıyla talep gıda gibi ürünlere yöneldiği için enflasyon düşmedi, hatta arttı.

Ana akım iktisadın ıskaladığı önemli mesele şu: Üretim miktarı girdi maliyetlerinden daha çok artarsa birim maliyet düşer. Fakat üretim miktarındaki düşüş girdi maliyetlerindeki düşüşten daha çok olursa birim maliyet artar. Yani faizi artırmak yoluyla talebi baskılayarak enflasyonu düşürme fikrinin arka planı yanlış ve zayıftır. Yapılması gereken, tam aksine istihdamı ve maaşları yani gelirleri ve talebi artırıp üretimi artırarak birim maliyeti düşürmek ve bunu başarmak için de arz kısıtı sorunlarını halletmekti.

YARIN: Faiz ve bölüşüm

Öne Çıkanlar