İsa Uğur ERDOĞAN


ARTI GERÇEK- Cezaevlerinde açlık grevi ve ölüm orucu yapıldığı taktirde zorla müdahalenin önü açıldı. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik'e eklenen madde ile zorla müdahale kararı verildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yürürlüğe konulan yönetmelik 19 Aralık 2000'de katliamla sonuçlanan 'Hayata Dönüş Operasyonu'nun yönetmelik hali.

Tutuklu ve hükümlülerin zaman zaman hak başvurusunda bulunduğu şimdiye kadar yüzlerce insanın yaşamını yitirdiği ve binlerce insanın sağlıklarını kaybettiği açlık grevi ve ölüm oruçlarına devlet zorla müdahaleyi yasal sınırları aşarak yapabiliyordu. Yönetmeliğe eklenen yeni madde ile müdahalenin yasal şartları oluşturulmak isteniyor. Ancak zorla müdahale başta wernice- korsakof olmak üzere, sakatlık ve ölümlere yol açabiliyor.

2008 yılında bakanlar kurulu kararıyla yürürlüğe giren, 3687 Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kaldırıldı. Yerine  Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik getirildi. Yönetmelikte ölüm orucu ve açlık grevlerine ilişkin özel madde konuldu.

Söz konusu yönetmeliğin Sağlığın Korunması ve Tıbbi Müdahaleler bölümünde yer alan "Hükümlünün Kendisine verilen Yiyecek ve İçeçekleri Reddetmesi" başlığı altında, hükümlülere ilk önce cezaevi doktoru tarafından açlık grevi ve ölüm orucu ile birlikte oluşacak ruhsal ve bedensel sonuçlar hakkında bilgilendirme yapılacak deniliyor. Hükümlü eylemini bırakmaması halinde psiko-sosyal birim tarafından da görüştürüleceği, bunun da sonuç vermemesi üzerine beslenme programı yapılacağı belirtildi.

MÜDAHALEYİ DOKTOR YERİNE İDARE DE YAPABİLECEK

Ancak beslenmeyi reddeden mahkuma ikinci fıkrada, "Beslenmeyi reddederek açlık grevi veya ölüm orucundaki hükümlülerden tedbirlere ve çalışmalara rağmen hayati tehlikeye girdiği veya bilincinin bozulduğu cezaevi tabibi tarafından belirlenenler hakkında, isteklerine bakılmaksızın kurumda, olanak bulunmadığı taktirde derhal hastaneye kaldırılmak suretiyle muayene ve teşhise yönelik tıbbi araştırma, tedavi ve beslenme gibi tedbirler, sağlık ve hayatları için tehlike oluşturmamak şartıyla uygulanır" denildi.

Aynı başlığın dördüncü fıkrasında ise, "Bu tedbirler cezaevi doktorunun tavsiyesi ve yönetimi altında yapılır" şeklinde belirtilirken doktorun zamanında müdahale edememesi ve gecikmesi halinde ikinci fıkradaki şartlar aranmaz" denilerek müdahalede de cezaevi yönetimine yetki tanındı.

Yönetmelikte sadece hükümlülere vurgu yapılıp tutuklu ibaresinin geçmemesi de dikkat çekiyor.

FİNCANCI: BU YÖNETMELİK YOK HÜKMÜNDE

Zorla müdahaleyi sorduğumuz, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Ceza Hukuku Araştırmaları Derneği kurucusu Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, "Yönetmeliğin bütününde sorun var ama bu akıl alır gibi değil. Anayasadan, uluslararası sözleşmelerden bihaberler. Bu yönetmelik yok hükmünde" tepkisi verdi.

Fincancı, "Anayasa’nın 90. maddesi çok açıkça söylüyor ki, uluslararası sözleşmeler uyarınca iç hukuk düzenlenmelidir. Eğer düzenlenmiyorsa da uluslararası sözleşmeler geçerlidir. Avrupa Birliği Etik Sözleşmesi, hiç kimseye zorla müdahale yapılamayacağına dair çok açık bir şekilde, kişinin onayı olursa müdahale edebilirsiniz diyor. Dolayısıyla yasaya aykırı durumla karşı karşıyayız. Geçerliliği olmayan bir düzenleme yapılıyor. Uygulandığı taktirde de uygulayanlar hakkında yasaya aykırı işlemler yapmak nedeniyle soruşturma ve koğuşturma yapılması gerekir" dedi.

Doktorların maşa olarak kullanılmak istenildiğini belirten Fincancı, "Söz konusu olan durumlardan birisi de; hekimlerin maşa olarak kullanılması. İktidar hiç bir şekilde elini yakmıyor, maşayla tutuyor. Bunların hiç biri kabul edilebilir değil. Cezaevlerindeki açlık grevlerini güvenlikçi politikalarla çözemediğimizi biliyoruz " değerlendirmesini yaptı.

Uzun yıllardır cezaevlerindeki hak ihlallerini izleyen Fincancı çözümün taleplere kulak vermek gerektiğinden geçtiğini vurgulayarak, "Seksenli yıllardan beri cezevlerini takip ediyorum. Güvenlikçi politikalar her zaman ters tepmiştir. Kamuoyu vicdanını sarsacak olaylar gerçekleştirmiştir Türkiye'de. Bir yenisine hazırlanıyorlar sanırım. Çok ciddi bir suç nitelediği taşıdığını ifade etmek isterim. Bu yönetmeliği hazırlayan, yayınlanmasında rolü olan herkes suç işliyor aslında. Çözüm taleplere kulak vermektir. Çözüm ortak çaba içerisinde olup bu taleplerin karşılanıp karşılanmayacağını değerlendirmektir. Güvenlikçi politikalarla, zor kullanarak insanların sesini kısmaktan geçmiyor" ifadelerinde bulundu.

MUSTAFA KOÇAK'A ZORLA MÜDAHALE EDİLMİŞTİ

Türkiye en son kitlesel açlık grevini Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı ve Hakkari milletvekili Leyla Güven 2019'da Abdullah Öcalan üzerinde ki tecritin kaldırılması ve ailesi ile görüştürülmesi talebi ile başlatmış ve 200 gün sürmüştü. Güven'den sonra yüzlerce mahpusta açlık grevine girmişti.

F tipi cezaevlerinin açılmamasını, Terörle Mücadele Yasası ve 3'lü Protokol'ün kaldırılması için yapılan ölüm orucu eylemine ise devlet 19 Aralık'ta 'Hayata Dönüş Operasyonu ile müdahale etmiş, 107 ikişi yaşamını yitirmiş, 500'e yakın insan da sakat kalmıştı.

Türkiye cezaevlerinde şu anda Çağdaş Hukukçular Derneği avukatları; Barkın Timtik, Ebru Timtik, Oya Arslan ve Aytaç Ünsal süresiz dönüşümsüz açlık grevinde. Adil yargılanma talebinde bulunan Mustafa Kocak ise ölüm orucunda. Koçak'a geçtiğimiz 17 Mart'ta zorla müdahale edilmiş kamuoyu tepkisi sonrası müdahale durdurulmuştu.