ARTI GERÇEK- Yazar Aslı Tohumcu, Artı TV'de ekrana gelen 'Kadın Farkı' programına konuk oldu. Merve Küçüksarp'ın sunduğu programda Tohumcu hem son romanı Kötü Kalp'i, hem de MeToo hareketinin devamı olan edebiyat dünyasındaki tacizci erkeklerin ifşaları üzerine soruları yanıtladı. 

Merve Küçüksarp'ın "Bu bir öfke romanı aslında. Bu romanı yazmanız için bardağı taşıran son damla ne oldu?" sorusunu yanıtlayan Tohumcu şöyle konuştu:

'KENDİMİ ERKEKLERLE DENKLEYEREK DÜZENİ SAĞLADIM'

"Hiç yakalanamama ihtimalim olsaydı, belli adaletsizlikler karşısında nasıl eylem yapardım? diye düşünerek KHK'yla görevinden uzaklaştırılmış bir kadım kahraman yarattım. Toplumun ötekileştirilen ve barışçıl bir şekilde adalet arayışını sürdüren insanlar için ne yapabilir, diye düşündüm ve o kahramanı harekete geçirdim. Aslında bu roman Durmadan Leyla'yı yazmadan önce aklımdaydı. Özellikle son dönemde kadın hareketinin kazanımlarının böyle çok acımasızca, adice, alçakça geri alınmak istenmesi, erkek şiddetinin had safhaya varması tetikleyici oldu. Kız çocuk olmak ailemde çok kıymetli bir şeydi ama toplumda öyle bir şey değildi ve çocukluğumdan itibaren verdiğim tepkiler belki de beni Kötü Kalp'e getirdi. Mesela ben çocukken yaşadığımız 5 katlı 10 daireli apartmanda 3 kızdık, geri kalan herkes erkekti. Bir yaz bütün bu erkekler sünnet olmaya başladı ve ondan sonra hal ve tavırlar, oyunlarımız değişti. Bunun üzerine ben de annemin karşısına dikilip 'Ben de sünnet olacağım' dedim. Annem tabii olmaz filan diye anlatıyor ama yok, ikna olmuoyrum. Ve salonunu ortasında yatak kuruyoruz, komşunun oğlundan sünnet kıyafetini alıyoruz ve beni bir hafta o yatakta yatıp kendi sünnetimi yaptım. Ondan sonra oyunlarımız eski haline döndü. Erkekliğin inşasındaki ilk ve en önemli adım sünnet. Ben de kendimi erkeklerle denkleyerek düzeni sağladım. 

"Kadınlar olarak otobüste, işte, okulda, sokakta o kadar çok itilip kakılıyoruz ki bunun ağırlığıyla donuklaşıyoruz bazen. Bende o donuklaştığım bir dönemde yazdım bu romanı ve biraz da risk aldım. Çünkü romanda suç var, faillerin ağzından anlatılar var, emniyet içinde olanlar var. Ama dedim ki, artık kaç yaşına geldin. Belki de bu roman daha sonra yazacağım sert romanların müjdecisi olarak yazdım." 

'TACİZ EDENLER DEĞİL, TACİZİ DİLE GETRENLER PATAKLANIYOR'

Sadece edebiyat dünyasında değil, kadınların hemen her yerde uğradığı haksızlılar olduğunu ve tacizler yaşadığını belirten Tohumcu, şunları söyledi:

"İlk romanım Abis çıktıktan sonra edebiyat dünyasındaki 'abilerimiz', 'Çok güzel bir dilin, Türkçe'n var, neden bunu şiddetle harcıyorsun?' demişlerdi ama zaten şiddetten başka bir şey göremiyoruz. Bunları yazmayıp neyi yazacağız? Bu toplumda taciz eden, tecavüz eden, hak yiyenlerin pataklanacağı yerde, bunları dile getirenleri pataklamak daha bir kolay oluyor. 

MeToo hareketi başladığında, ben de yaşadığım tacizleri 'failler anlatsın' diye kronolojik olarak onların ağzından dile getirerek buna katkıda bulunmak istedim. O yazdıklarım genelde ilk paragrafın ötesine geçilmeden okundu ve ben faillerin ekmeklerine yağ sürmekle suçlandım. Yazdığım her yazının arkasındayım ve o a benim için bir milat oldu. 

Bugün edebiyat dünyasında da, okur gözünde de sarsıntılar yaratan bir takım ifşalar oldu. Orada artık bana şu üzücü geliyor: Sen bir yaranı ortaya koyuyorsun kamusal alanda ve ben sana 'yalnız değilsin' diyorum. Bunu demek de çok kıymetli, sakın yanlış anlaşılmasın, ama ben de orada kendi yaramı ortaya koyarak 'yalnız değilsin' demeyi ve desteklemeyi tercih ettim. 

'DEVLETTEN SADECE KADINLAR İÇİN DEĞİL, HİÇBİR ŞEY İÇİN DESTEK BEKLEMİYORUZ'

PEN Türkiye'nin bir taciz komisyonu kurma kararı aldığını söyleyen Tohumcu, şöyle devam etti:

"Bu tip durumlarla artık sosyal medyada bir adalet arayışına girmemiz değil, kurumsal bir çatı altında, hukukçuların hatta psikiyatristlerin eşliğinde bununla mücadele etmemiz için ve edebiyat dünyasında çok sayıda kadın var, sadece yazar değil, çevirmen, editör, bir kuruma bağlı 9-6 çalışan, bu kadınlar artık kendilerini yalız hissetmesin ve erkekler de artık haddini bilsin. 

Ben de tam olarak anlamadım nasıl başladı ve hâlâ olayların telaşını, üzüntüsünü, yorgunluğunu yaşıyoruz hep birlikte bir sürü insan; ne olduysa çok güzel oldu. Bundan sonra çok güzel şeylerin olmasına yol açacak şeyler oldu. Tabii bu arada birçok kadın yıprandı, uykusuz kaldı. Gözünün önünde her gün kadınların katledildiği, İstanbul Sözleşmesi'nden geri adım atmak isteyen devletten, ne tacizlerden ne de eşitsizliklere dair bir şey yapmasını beklemiyorum. Devletten sadece kadınlar için değil, hiçbir şey için bir şey beklemiyoruz. Yayınevleri açıklama yaptılar ama adım atmak çok önemli. Biz Nezihe Muhiddin, Şükûfe Nihal, Suat Dervişlerin kızlarıyız. Erkeklerin desteğine çok ihtiyacımız yok. Köstek olmasınlar yeter."