Yağmur KAYA


ARTI GERÇEK- Esenyurt Hayvan Pazarına gittiğinizde ‘en çok hayvanlara mı üzülmeli yoksa insanlara mı? diye kendinize sormadan edemiyorsunuz. Anadolu’dan yüzlerce kilometre yol kat ederek İstanbul eşiğine kadar gelen besi üreticileri kat ettikleri bu yüzlerce kilometre mesafe boyunca hayvanlarını telef olmasın diye besleyemediklerini ifade ediyorlar. Boğazı geçmemekte de güçlükler ile karşılaşan insanların ortak talebi bölgelerinde et entegre tesisi kurulması, ortak öfkeleri ise, 'Hayvancılık bitti, devlet bizi Batı’ya muhtaç etti' oluyor. 

Kurban Bayramı’na bir gün kala İstanbul Esenyurt’ta bulunan hayvan pazarına giderek Anadolu’dan, memleketin en uç noktalarından gelen besi üreticileri ile yaşadıkları sorunları konuştuk. Kars, Ardahan, Iğdır, Muş, Erzurum’dan gelerek hayvanlarını satışa çıkaran besi üreticilerinin derdi saymakla bitmeyecek kadar fazla. Yer parası, çadır parası, hayvanlarını Anadolu Yakasından Avrupa Yakası’na geçirmek için verdikleri uğraşlar, rüşveti, dolandırıcısı, sıcağı, soğuğu, çamuru, karı, kışı, ayazı… 7-8 ay karlı, soğuk, kara bir mevsim altında yaşayan bu insanların tek geçim kapısı tarım ve hayvancılık. Sabah 4’te uyanarak kendi karınlarını doyurmadan önce hayvanlarının karınlarını doyurmak için ahıra giden bu insanlar, emeklerinin karşılığını alamamaktan şikayetçi. ‘Bir bebeğe nasıl bakılıyorsa bizde hayvanlarımıza o şekilde bakıyoruz’ diyor biri. Ama gelin görün ki kardan çok zarardalar. Bir yandan kule ve residansların bir yanda sanayii tesislerinin bulunduğu hayvan pazarında 120 çadır kurulu. 5 bine yakın ise küçükbaş ve büyükbaş hayvan mevcut. 4 bine yakınının satıldığını söyleyen besi üreticileri İstanbul’un en büyük ilçesi olan ve bir milyonluk nüfusa sahip olan Esenyurt için bu sayının bir hayli düşük olduğunu, bu da insanların kurbana verecek paralarının olmadığından kaynaklandığı fikrinde. 

Giriş kapısının hemen solunda, hayvan pazarında yaşayanlar için dinlenip sohbet edecek, yemek yiyip, çay içebilecekleri tahtalarla üstü örtülen cafeye yöneliyorum. Geçen yıla kadar bu cafenin olmadığını kebapçı tezgahının genelde kurulu olduğunu öğreniyorum.

Ağrı Tutaklı Yüksel Demirci (39) ve Ardahan Göleli Taner Öztürk (50) ile tanışıp sohbet etmeye başlıyoruz. İki eski dost olan Demirci ve Öztürk her kurban bayramında bir araya gelebildiklerini ifade ediyorlar. Hayvan pazarının en karlılarından Demirci ve Öztürk. Anlattıkları kendi sıkıntılarından çok başkalarının başına gelenler üzerine. “99 kişiden bir kişinin kazanması doğru değil” diyor Ağrılı Demirci. Ortaokulu bitirdikten hemen sonra baba mesleği hayvancılığa yöneldiğini dile getiren Demirci, doğuda hayvancılığın bitme noktasına geldiğini şu sözlerle anlatıyor: 


 

‘DEVLET, BİZİ BATI'YA MUHTAÇ ETTİ'  

“Bizim devlet, bizi Batı’ya muhtaç bıraktı. Batıya bağımlı yaptı, köyler boş kaldı. Tarlalar hepsi boş. Niye? Eken yok biçen yok. Fakirlikten, parasızlıktan gençler gurbete gelip ya inşaatlarda çalışıyor ya da garsonluk yapıyor. Köyün yarısı dedemin. Bin 600 dönüm arazisi var. Dedemin 5 erkek çocuğu var. 5 kardeşe payına düşeni verdi. Şu an köyümüzde bir tek kalan babam. Babamın da 5 oğlu var, köyde kalan 2 oğlu. Bu iki kişi 160 hayvana mı bakacak bin 600 dönüm araziyi mi ekecek. Şehirlerde o inşaatta sürün, bu inşaatta sürün. Tarım Bakanı bir karış toprağımız boş kalmayacak, dedi. Gittik kendimizi yazdırdık tohuma. Tutak’ın 30 bin nüfusu var. 80 köy var. Bunlardan kaç kişi tohum alabildi mi biliyor musun? 3 kişi. Bu 3 kişide her türlü ekimini biçimini her şekilde yapacak kişiler aldı. Geri kalan tarlalar hepsi boş. Zaten sen ağa çocuğuna vermişsin, önemli olan fakir insanlara teşvik verip de fakirlerin toprağını işletmesidir. İhtiyacı olmayan kişilere teşvik veriyor. İnsanları birbirinden ayırırsan vallahi de billahi de hiçbir yere varamazsın. Bu yıl bu pazarda benden daha iyi kazanan yok. Ama 99 kişiden bir kişinin kazanması doğru değildir.”

30 bin nüfusu bulunan Tutak’ta 3 kişinin devlet teşvikinden yararlanabildiğini ileri süren Demirci’nin sözünü Öztürk devr alarak, ‘Avrupa Birliği Destekli Şap Hastalığı’ ile Trakya Bölgesi’nin şaptan arındırılmış bölge ilan edilmesine bir anlam veremediğini söylüyor Öztürk. Şap hastalığının Trakya’ya sıçramaması için Anadolu’dan gelen hayvanların boğazı geçmesinin belirli kriterleri yerine getirilmesi ile mümkün. Kan tahlili, aşıların eksiksiz olması durumunda Avrupa Yakasına geçebilen bu uygulama beraberinde yeni sorunlara neden olabiliyor. Öyle ki Muhtar diye hitap ettikleri kişinin belgeleri olmadığı için Boğaz’ı geçemediğini ve 6 büyükbaş hayvanının telef olduğunu söylüyor Öztürk. “Benim hayvanım dünyanın en temiz suyunu içsin, en temiz yaylasında otlasın, rakımı yüksek yerde beslensin, sen kalk benim önüme böyle bir engel çıkar. Allah kabul etmesin! Kaldıracaklar o yasayı” diyen Öztürk’ün bu çıkışına mesai arkadaşı Demirci, “Ola senin benim dememle kaldırırlar mı hiç’ diye karşılık veriyor. 

Öztürk, bölgelerinde entegre tesisi yani hayvan kabulü kesim işlemi de dahil hammaddeden son ürüne kadar geçen işlemleri yapan tesisin kurulmasını talep ediyor. ‘Çünkü diğer bölgelerde var’ diye de ekliyor Öztürk. 

Yanlarından ayrılıp yolumun üstündeki ilk çadıra giriyorum. Öztürk’ün çadırı olduğunu öğrendiğim bu yer de Öztürk’ün kardeşi, oğlu ve yeğeni çalışıyor. Iğdır Üniversitesi İnşaat Fakültesi mezunu olan Öztürk’ün oğlu Rojhat Öztürk, uzun süre mezun olduğu alanda iş bulamayınca köye döndüğünü ve babasına işlerinde yardımcı olduğunu belirtiyor. 40 kişilik sınıflarında 2 kişinin iş bulabildiğini vurgulana oğul Öztürk, bir başka gerçekliği gözler önüne seriyor: İşsiz Üniversitelileri Eren Küpeli (42), bin 454 kilometre yol kat edip Ardahan Göle’den İstanbul’a gelen bir diğer besi üreticilerinden. 4 gün boyunca Anadolu Yakası’nda bekletildiklerini vurgulayan Küpeli, ne yolculuk boyu ne de bekletildikleri 4 gün boyunca hayvanlara su ve yem veremediklerini söylüyor. Bu 4 gün boyunca hayvanların kamyonda aç ve susuz bıraktıklarını dile getiren Küpeli, oturduğu sandalyeden öfke ile kalkıp çadıra yönelerek tek tek hayvanlarının yaralarını gösteriyor. Hayvanlarının ya tırnağı kırılmış ya da derileri soyulmuş.  

'İNSANLAR HAYVANCILIĞI BIRAKMAYI DÜŞÜNÜYOR'  

“Devlet hayvancılık yapılmasına müsaade etmiyor. Doğu’da hayvancılık diye bir şey kalmadı. Yem 100 lira olmuş. Samanın kilosu bir milyar 800 olmuş. Üretim yok. Burada bulunan insanların çoğu hayvancılığı bırakmayı düşünüyor. Buraya eskiden10 bin hayvan geliyordu şimdi 4 bin hayvan gelmiş. Hiçbir çadır hayvanını bitiremedi. Hayvancılığın ne kadar zor olduğunu doğuya gelip görerek anlayabilirsiniz. Saman pahalı, yem pahalı, arpa pahalı, çoban yok. Hayat şartları çok zorlaştı. Bizlerde zor durumdayız” diyen Küpeli, karşı komşunu işaret ederek, 

EKONOMİK KRİZ VAR  

 “Adam 4 çocuğuyla birlikte gelmiş rızkını kazanmaya. Devlet cezalar yazdı. Elimizde ne kadar sermaye varsa sermaye de gitti. 8 milyar yer parası verdim. 8 milyar çadır parası verdim. Bölgesel entegre tesisleri olursa kesimler kendi bulunduğumuz bölgelerde yapılırsa bu kadar zorluğu çekmemiş oluru, bu kadar masrafta yapmamış oluruz. Karadeniz kavurması meşhur diyorlar. Karadenizli gelip bizden alıyor. ‘Meşhur Karadeniz kavurması’ diye satıyorlar. Ama hep bizden gidiyor. Neden bizim orada kavurma olmuyor. Çünkü entegre yerler yok, gelişmemiş bir bölge. Doğu’nun etinin meşhur olduğunu dünya biliyor ama kimseye tanıtamıyoruz. Kendi yağımızda kavruluyoruz. Maalesef para kazanamadık” diyen Küpeli, kar edemediğini, elinde bulunan sermayenin eriyip gitmesi endişesi taşıdığını aktarıyor.

‘BİR MİLYON NÜFUSLU İLÇENİN ALIM GÜCÜ YOK' 

Hayvan satışlarının olmamasının Coronavirus salgını ile pek alakası olmadığı görüşünde Küpeli. ‘Ekonomik kriz var. Krizin olduğu bir kere kabul edilsin’ diyen Küpeli, “Ne uzuyoruz ne kısalıyoruz. Bayrama bir gün kaldı. İnsan gelmiyor pazara. İşsizlik almış başını gidiyor. Asgari ücret 2 bin 300 lira olursa millet nasıl gelsin hayvan alsın? Ülkede çok büyük bir ekonomik kriz var. 1 milyon nüfuslu bir ilçece 5 bin tane mal gelmiş. Şu an bin tane mal kalmış. Demek bu bir milyon nüfuslu ilçenin alım gücü yok. Eskiden 10 bin mal geliyordu. Demek ki burada çok büyük bir kriz var.”

‘AMA YAPMIYOR'  

Küpeli’nin talebi ise Ardahan-Kars bölgesinde entegre tesisin kurulması ya da bin bir güçlükle hayvanlarını getirdikleri İstanbul hayvan pazarlarında kaldıkları 15 20 gün boyunca kendileri ve hayvanları için uygun koşulların sağlanması. ‘Devlet isterse her şeyi yapar’ diyor Küpeli, ‘Ama yapmıyor’ diye de ekliyor. 

Ağabey Göksel Küpeli (63), Anadolu’dan getirilen hayvanların Avrupa Yakası’na geçişlerinde belirli kriterlerden izin verilmesine bir hayli tepkili. “İthal hayvan geliyor bu ülkeye, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hayvanı bu tarafa (Avrupa Yakası) geçiremiyor. O zaman bizde başka bir ülkeye gidelim’ diyen ağabey Küpeli, bu duruma ‘Orası İsrail burası Filistin mi yani?” benzetmesini kullanarak ifade ediyor. 

Coronavirus tedbirlerinin alındığı Pazar alanında, çadır sakinlerinin memnun olduğu ortak nokra ise, belediyenin hizmeti. Geçen yıla kadar su, tuvalet, mescit yerlerinin olmadığını aktarıyor besi üreticileri. Tankerler ile kuyu suyu getirildiğini su alabilmek için uzun kuyrukların oluştuğunu söyleyerek şu an şebeke suyu çekildiğini, hemen hemen her çadırın önünde su musluklarının bulunduğunu, çay içip yemek yiyebilecekleri bir cafenin olmasından da ayrıca memnun kaldıklarını ifade ediyorlar.