ARTI GERÇEK- Erdoğan Aydın, Ahmet Farul Ünsal ve Fikri Sağlar ile ARTI TV'de ekrana gelen "Çetele" programının konuğu sosyolog ve yazar Oya Baydar oldu. 

Programın ilk bölümünde, AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın dün gerçekleştirdiği Kıbrıs ziyareti ve mülteci meselesi değerlendirildi. Programın ikinci bölümünde ise kendisini dışlayan muhalefet karşısında HDP'nin ne yapabileceği konuşuldu.

'KIBRIS'A EN UFAK BİR DEĞER VERİLMEDİĞİNİN GÖSTERGESİ'

Erdoğan Aydın, Kıbrıs için açıklanan "müjdenin" büyük bir hayal kırııklığı yarattığını belirterek "Öyle ki kendisini Meclis'te dinleyen milletvekilleri de çok düşük, zoraki, öylesine katılır gibi yaptılar. Fakat bundan da önemlisi, ne zamandır Kıbrıs'a dair alınacak kararlarda aslında Kıbrıs'ın devletinin, organlarının, cumhurbaşkanının, mileetvekillerinin değil de bütün karar süreçlerinin Saray'dan verildiğinin de çok aleni bir açıklaması oldu. Düşünün oradaki vekillerin hatta Ersin Tatar'ın bile haberinin olmadığı anlaşılan, sözde bağımsız bir devlete gidilip böylesi bir müjde açıklandı. Dolayısıyla bu mesele Kıbrıs'a nasıl bakıldığının, Kıbrıs'a en ufak bir değer verilmediğinin göstergesi oldu" dedi. 

Aydın, iki partinin Erdoğan'ın konuşmasını boykot eden partilere yönelik "hainler" yaftasının Türkiye'den alışık olduğumuz gerginlik atmosferinin tekerrürü olduğunu, "Halbuki bu partiler, Kıbrıs'ın iç dinamiklerine saygı duyulmadığı, Ankara'dan sürekli müdahalede bulunulduğu ve Kıbrıs'ın bağımsızlığına Türkiye'nin bile saygı duymadığı bir atmosferde dünyaya kendilerini anlatmanın imkansız olduğunu ifade ettiler" diye konuştu. 

'KIBRIS'TAN SAADET PARTİSİ'Nİ PARÇALAMAYA YÖNELİK BİR HAMLE'

Ahmet Faruk Ünsal, "fiyasko" olarak nitelediği ziyaretin önemli bir detayının da "Milli Görüş'ün lideri olduğunu söyleyen Saadet Partisi'nin ağır toplarından Oğuzhan Asıltürk'ün de bu geziye davetli olması idi. Öyle görünüyor ki, bu geziden içe dönük olarak Erdoğan'ın bir muradı da Saadet Partisi'ni parçalayacak bir hamle gerçekleştirmek ve milliyetçi dalgayı yükseltmek" olduğunu söyledi.

'BUNUN SONU İLHAK NİYETİYLE BAŞLAYAN BİR ASKERİ MÜDAHALEYE KADAR GİDEBİLİR'

Oya Baydar ise "Sonunda yavrusunu yiyen bazı hayvanlar vardır. Kıbrıs da 'yavru vatan'dı biliyorsunuz. Ana, yavruyu kemirmeye başlamıştı ne zamandır ama bu son adımlarla kesinlikle yavruyu yediğini söyleyebiliriz. Olan bitenlerden sonra orayı da kendimize benzettik. Bundan sonra, zaten çözümsüz olan Kıbrıs meselesi, iyice çözümsüzlüğe girecektir. Bunun sonu, ilhak niyetiyle başlayan bir askeri müdahaleye kadar gidebilir. Kıbrıs halkı bize benzemez. Bakın, muhalefet katılmadı. Orada çok ciddi iç sorunlar doğacağını düşünüyorum. Hem Türkiye'nin hem de KKTC'nin Avrupa Birliği'ne dair hayalleri de bütünüyle bitmiştir bu adımlardan sonra. Her şey çok açık, aleni ve Kıbrıs halkını aşağılayıcı bir şekilde yapıldı. Kıbrıs yaraydı ancak artık öyle bir çıbana dönüştü ki bundan sonra ne olacağını hesaplamak mümkün değil" dedi.

'KKTC'DE ERDOĞAN ARACILIĞIYLA CİDDİ ÇATIŞMALAR HAZIRLANMAKTADIR'

Fikri Sağlar da 40 yıllık mücadelenin sonunda Erdoğan'ın Kıbrıs'ı egemen bir devlet olarak görmediğini, Türkiye'nin bir ili olarak baktığını söyledi. Sağlar, Kıbrıs'taki Cumhurbaşkanlığı konutu ve Meclis binasının ülkenin dokusuna son derece uygun yapılar olduğunu söyleyerek "Kıbrıslılar saray veya yeni meclis binası istemiyor, kendilerinin tanınmasını ve özellikle AB nezdinde etkin bir hale gelmesini, ekonomik, siyasi ve kültürel anlamda da bağımsız olmak istiyorlar. Ama Erdoğan pervasızca Kıbrıs Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararı parmak sallayarak kabul etmediğini söyledi. Bu Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs halkının 70 yıldır verdiği mücadeleyi aşağılayan bir noktada. Kıbrıslılar bizden daha fazla demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren bir kültüre sahiplerdir. O nedenle, biat eden bir toplum orada yaratamazsınız. Ama Türkiye'den cemaatlerle birlikte gönderdiğiniz, el birliğiyle yeni bir yapı çıkarmaya çalıştığınız yerde büyük çatışmalar olur. KKTC'de, Erdoğan aracılığıyla ciddi çatışmalar hazırlanmaktadır. Ülkemizde de bir iç savaşın hazırlığının yapıldığı gibi orada böyle bir faaliyetin içerisinde olduğunu ve artık Erdoğan'ın kantarın topuzunu kaçırdığı düşüncesindeyim" dedi.

'YAŞADIĞIMIZ TÜM SORUNLARIN NEDENİ GÖÇMENLERMİŞ GİBİ BİR DİL GELİŞTİRİLİYOR'

Erdoğan Aydın, son günlerde Afganistan'dan gelen göçmenlerin Türkiye basınında yoğun bir şekilde yer almaya başlamasıyla onlara yönelik ırkçı tepkilerin de yükseldiğini söyledi. Aydın, "Taliban'ın iktidar alanını genişletmesiyle Afganistan'dan çok sayıda insanın can güvenliği için kaçacağı yeni ortam oluştu. Ancak bu mülteci akınıyla karşılaşılan ülkelerde genel olarak ırkçı tepkilerin artmaya başlaması ve  bazı politik aktörlerin de bunu teşvik ederek kendi tabanları konsolide etme çabaları görülüyor. Galiba önümüzdeki günlerde Suriyeli göçmenlere ek olarak Afgan göçmenleri de tartışmaya başlayacağız" diyerek "Burada iki sorun var. İlki, Afganistan'da siyasal İslamcı radikalizmin farklı düşünen Müslümanlara bile yaşam hakkı vermeyen ceberrut bir yönetim kurması. İkincisi, Türkiye'de göçmenleri üzerinden sürekli sanki yoksulluğumuzun ya da yaşadığımız sorunların nedeni onlarmış gibi bir dil geliştirilmesi." dedi. 

'GÖÇMENLİK BİR TERCİH DEĞİL, MARUZ BIRAKILDIKLARI BİR DURUM'

Ahmet Faruk Ünsal, "Kimse keyif için mültecilik yapmaz. Ya ülkesinde savaş çıktığı, ya büyük bir açlık ve kıtlık olduğu ya da siyasi bir kriz çıktığı için insanlar temel yaşamsal tedariklerini yerine getiremediği için göç etmek zorunda kalıyorlar. Dolayısıyla mültecilik, insanların tercih ettikleri değil maruz bırakıldıkları bir durum. Dolayısıyla bu insanların mülteci olarak göç etmesi evrensel bir haktır" diye konuştu. 

'AFGANİSTAN'DAN GELEN GÖÇÜ ENGELLEMEMEK LAZIM'

Oya Baydar da "Bu sadece Türkiye'nin başındaki bir olay değil. Bir yandan savaşlar, bir yandna iklim felaketine doğru gidiş bu göçü çok hızlandıracak. Önümüzdeki dönemde kıtlıktan, kuraklıktan birkaç milyar insanın göçleri gelmeye başlayacak. İnsani, vicdani olarak baktığımızda, belki de kötü bir şey söylüyorum ama, Afganistan'dan gelen göçü engellememek lazım. Bu insanlar orada hayat hakkı bulamayacaklar." dedi.

'İKİ TARAFIN İNSAN HAKLARI AÇISINDAN BAKMAMIZ GEREKİYOR'

Fikri Sağlar ise "Bu insanların hangi koşullardan kaçıp mülteci oldukarını normal karşılayabiliriz. Ama bu iş iki taraflı. İnsan hakları açısından baktığınız zaman, iki tarafın insan hakları açısından da bakmanız gerekiyor. Göçmenlerin ucuz işçilik yaptığı söyleniyor. Ucuz işçi olmak bir insan hakkı gaspıdır. Siz onun emeğini sömürüyorsunuz. Aynı zamanda o ucuz işçi, varolan yerli işçiyi de işsiz bırakıyor ve onları açlığa terk ediyor. İki açıdan baktığınız zaman bu sorunu çok sağduyulu şekilde çözmemiz gerekiyor. Türkiye'de bugün 8 milyon mülteci var. Nüfusun yüzde 10'u. İnsan hakları diyorsak o gelenlere de insan gibi davranmalıyız" diyerek mültecilerin dışında Türkiye'de 30 milyon kişinin yoksulluk sınırında yaşadığını, 16 milyon insanın devlet katkısı olmadan yaşayamadığını, 8 milyon emeklinin asgari ücretin altında, 2,6 milyon insanın da 769 lira maaş aldığını söyledi. Bu durumda 50 milyon insanın bakıma muhtaç olduğunu hatırlatan Sağlar, hem mültecilerin hem de Türkiye'de yaşayan yurttaşların insan haklarına saihp çıkılması gerektiğini söyledi.

Programın ikinci bölümünde, kendisini dışlayan muhalefet karşısında HDP'nin ne yapabileceği konuşuldu.

'HDP'NİN ÇIĞLIĞI AKP'YE KARŞI DEMOKRATİK BİR İTTİFAK ARAYIŞI'

Erdoğan Aydın, "İsteniyor ki HDP'nin uğradığı baskıi saldırılar ve tazciler konusunda ses çıkarmamasına rağmen HDP'nin muhalefeti desteklemesi bekleniyor. Buna karşılık HDP Eş Genel Başaknı Pervin Buldan, 'Kimse önümüzdeki seçimlerde Kürt oylarını çantada keklik olarak görmesin. Kimse bizden geçmişteki tavırların aynısını beklemesin' dedi. Bu durum HDP'nin AKP'yle gizli bir anlaşma yaptığınıa dair bir tevatürün de yaygınlaşmasını beraberinde getirdi. Ertesi gün Buldan 'AKP'yle masaya oturacak tek bir Kürt bulamazsınız' diyerek aslında HDP'nin çığlığının AKP'ye karşı bir demokratik ittifak arayışı olduğunu belirtti" dedi. 

'HDP'Yİ OY MESELESİ OLARAK GÖRDÜKÇE HİÇBİR SORUN ÇÖZÜLMEZ'

"HDP ve Kürt meselesini bir oy ve seçim meselesi olarak gördükçe hiçbir çözüm gelmeyecektir. HDP'nin oyunu isteyelim ama onlarla yan yana görünmeyelim bakışı var. HDP'de ise bir bakıma 'oy için bize muhtaçsınız' havası var. HDP'yi daha başka yere koyarak, bu konuda iki tarafın da aynı yanlışı yaptığını düşünüyorum. O da meseleyi seçimlere odaklamak. İşin özüne inmezseniz, Türkiye'nin kurtuluşunun ancak bir demokrasi programıyla olacağını düşünürsek, oy hesaplarını aşmak gerek. Ben HDP'nin bütün partiler arasında demokrasiyi en çok isteyen parti olduğuna inanıyorum. Bütün Türkiye'nin olduğunu gibi HDP'nin bekası, kurtuluşu da demokrasiyle mümkün" dien Oya Baydar, konuşmasına şöyle devam etti: 

'MUHALEFET KÜRT MESELESİNİN DEMOKRASİ MESELESİ OLDUĞUNU ANLAMALI'

"Muhalefetin bir araya gelmesinden umudu kestim ama birkaç maddelik, temel demokrasiye geçiş programı ortaya konulabilirse bunun içinde kuşkusuz Kürt meselesi olacaktır. Slogan gibi gelebilir ama Kürdün sorunu Türk'ten farklı değil, İstanbul'un sorunu diyarbakır'dan farklı değil. Muhalafet, Kürt meselesinin demokrasi meselesi olduğunu anlamalı. HDP'nin de 'Biz olmazsak olmaz' şeklindeki 'dayatmasının' veya 'Biz de başka bir ittifakta oluruz' anlamına gelen çıkışlarının yanlış olduğunu düşünüyorum. Bir manada bunu HDP'ye yakıştıramıyorum da. HDP kendi yolunda gitmelidir. Yani, demokrasiyi isteyen, demokratik ittifaktan yana olan ve biz demokratların da hangi paritden olursak olalım desteklediğimiz bir yol."

İktidarın HDP'ye yaklaşımının son derece düşmanca oladuğunu vurgulayan Ahmet Faruk Ünsal da "HDP her iki ittifak zincirine de mecbur değil. Evrensel değerleri savunacak bir hat tutturmalıdır" diyerek HDP'nin son yerel seçimlerde birçok yerde aday çıkarmayarak büyük fedakarlık yaptığını söyledi. Ünsal, mevcut durumda hem Cumhur hem de Millet İttifak'nın HDP'ye mecbur olduğunu belirtti.

Fikri Sağlar da benzer düşünceleri ifade ederek "HDP seçmenini desteklediği ittifakın kazanacağını" dile getirdi.