Remzi BUDANCİR 


ARTI GERÇEK-İktidar cephesi seçimlerin planlandığı gibi 2023'te yapılacağı konusunda ısrarcı olsa da siyasi partiler seçim havasında çalışmalarını yapıyor. Araştırma şirketlerinin verilerine göre olası erken seçimlerde Cumhur İttifakı’nın durumu kritik. Cumhur İttifakı her ne kadar oy kaybetse de muhalefet partilerinin oluşturduğu Millet İttifakı da tek başına iktidara gelmeyi başaramıyor. Olası seçimin kilit partisi olan HDP'nin alacağı yüzde 10’un üzerindeki oy oranı oldukça kritik. HDP’nin destek vermesi ile ancak muhalefet seçimi kazanabilir. HDP’nin desteği olmadan muhalefet partileri 50+1 oy alarak seçimleri kazanması güç görünüyor. Milliyetçi bir dilde ısrar eden, Kürt meselesinde güvenlikçi politikalar uygulayan AKP'nin Kürt seçmen desteğini kaybettiği bilinse de tersi yönde hala bir adım atmış değil.

Millet İttifakının en büyük partisi olan CHP'nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Kürt sorunun olduğunu kabul ederek, çözüm için HDP’nin muhatap olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasını İYİ Parti Grup Başkanvekili Musavat Dervişoğlu’nun, “HDP meşru bir partidir” açıklaması izlerken, dilini sertleştiren Cumhur İttifakı cephesinden Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kürt sorunu yoktur” dedi.  Cumhur ve Millet ittifaklarında Kürt meselesi ile ilgili bu tartışmalar sürerken HDP 11 Maddelik tutum belgesini açıkladı. Seçim ittifakı arayışında olmadığının vurgulayan HDP, Kürt sorunu başta olmak üzere, Türkiye'nin önemli sorunlarının çözümünün diyalog ve müzakere ile olacağını işaret etti. Çözüm için meclisi adres gösterdi.  Diyarbakır merkezli Rawest Araştırma Genel Müdürü Roj Esir Girasun, iktidar ve muhalefetin Kürt sorunu açıklamaları, HDP’nin tutum belgesi ve Kürt seçmenin eğilimi ile ilgili Artı Gerçek’in sorularını yanıtladı.

MUHALEFET İKTİDARIN SÖYLEM SINIRINI ZORLUYOR

Kürt meselesi ile ilgili tartışmalar sürüyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kürt meselesinde HDP'yi muhatap olarak gördüğünü açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

CHP’nin bunu ifade etmesi, tüm muhataplık açıklamalarından bağımsız, Kürt meselesi ile ilgili konuşmaya başlaması önemli. Çünkü Türkiye’de 2015’ten bu yana Kürt meselesi çok fazla güvenlikçi eksenli konuşuluyor. Çok fazla kriminalize ediliyor.  Kürt meselesinin kıyısından köşesinden konuşanlar dahi iktidar eliyle bir şekilde HDP destekçiliği, PKK destekçiliği ile suçlanıyor. Bu uzun süre bence muhalefetin aşamadığı bir sınırdı. Hala çok güçlü bir şekilde bu sınırı aştığı belki söylenemez ama muhalefet (Kılıçdaroğlu'nun HDP ile ilgili açıklaması) iktidarın söylem sınırını zorluyor. Kürt meselesi bu söylem sınırının en belirgin noktasıdır. Muhalefet dediğimiz tabi ki topyekûn bir benzerler topluluğu değil. Bu muhalefet topluluğunun en önemli motor gücü olan Cumhuriyet Halk Partisinin, bu partinin Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamaları önemli.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamasının ardından İYİ Parti’den de bir açıklama oldu. HDP meşru bir partidir dedi. Bu noktadan bakarsak, Kılıçdaroğlu'nun HDP çıkışı muhalefetin elini rahatlattı mı?

HDP Türkiye’de 6 milyona yakın oy almış bir siyasal parti. Aslında HDP ile ilgili eskiden bu kadar tartışmalar yoktu. HDP 2015 öncesi mecliste komisyonların, başka meselelerin çözümü içerisinde yer alıyordu.  Sonrasında belki Cumhur İttifakı’nın mayası, söylemi böyle inşa edildi. İYİ Parti ise sonuçta Milliyetçi Hareket Partisinden kopan milliyetçi bir siyasal partidir. Biraz kendi seçmen tabanını gözetliyor bir yerde. Diğer taraftan ise İYİ Parti’nin orijini aslında milliyetçilik. Bu sebeple İYİ Parti'nin tabiki HDP meşrudur demesi, İYİ Parti Grup Başkanvekili Musavat Dervişoğlu gibi Ülkücü bir gelenekten gelen bir ismin bunu söylemesi belki anlam atfedilebilir. Diğer taraftan HDP’lier tarafından ‘ya sen kimsin ki bize meşruluk atfediyorsun’ diye cevapta verilebilir. Buna nereden yaklaşıldığı önemli. Ama öte taraftan İYİ Parti'nin böyle bir açıklama yapma ihtiyacında bulunması bile önemli. 

AKP MHP’NİN, CHP İYİ PARTİNİN ÇİZDİĞİ SINIRLARIN DIŞINA ÇIKMAKTA ZORLANIYOR

Bence burada asıl önemli mesele hem Cumhur İttifakı denkleminde, hem de Millet İttifakı denkleminde, bu iki denklemin buralardaki daha küçük ortaklar olan milliyetçi partiler tarafından kurulması. Bu denklemlerin bunlar tarafından sınırlarının çizilmesi. Ak Parti Milliyetçi Hareket Partisi’nin çizdiği sınırların dışına çıkmakta zorlanıyor, Cumhuriyet Halk Partisi ise İYİ Parti’nin çizdiği sınırlar dışına çıkmakta zorlanıyor. Bu açıdan bu söylemler önemli. Hem Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır’da yaptığı konuşmada 2015’teki çözüm sürecini sahiplenmesi  biraz Kürt meselesi ile alakalı Milliyetçi Hareket Partisi söylem sınırlarını zorladı, hem de Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışı İYİ Partinin söylem sınırlarını, Millet İttifakı’nın söylem sınırlarını zorladı. Yani adeta bu iki siyasal partiye atanmış iki kayyım var bir yerde.

İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİNİN YOLU ANA AKIM SÖYLEMLERDEN GEÇİYOR

Nasıl bir yol izlenebilir sizce?

Bu iki siyasal partinin bir şekilde bu milliyetçi partiler hegemonyasından kurtulması Türkiye'de bir demokratik söylemin kendisinin inşasını kolaylaştıracak.   Çünkü Türkiye’de bir merkezden, bir normalden, bir ana akımdan bahsedemiyoruz. Türkiye'de bir iktidar değişikliğinin yolu ana akım söylemlerden, merkezden geçiyor. Ak Parti, MHP’nin içinde olduğu ittifakı bir merkezi temsil edemiyor çünkü birisi (MHP) fazlasıyla ultra milliyetçi ideoloji söylemlerinden dolayı. Öte taraftan Cumhuriyet Halk Partisi de İYİ Parti’yi ürkütmeden siyasal söz kurmaya çalışıyor. Gerek göçmenlerle alakalı açıklamaları, diğer taraftan da Kürt meselesiyle alakalı cesur çıkışlar yapmaktan kaçınıyor olması.

HİÇBİR SİYASAL PARTİ BİR DİĞERİ OLMADAN SEÇİMİ KAZANAMAZ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun HDP ile  ilgili açıklaması, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Diyarbakır’da yaptığı konuşmada çözüm sürecini sahiplenmesi milliyetçi partilerin çizdiği sınırları zorlar mı? Yada bu açıklamalar bu sınırların geri çekilmesine yeterlimi?

Evet, bunlar ittifaklar için güç ve ideolojik alan yaratma çabaları. Kendi ittifakları içerisinde alan kapması. Bu hem Millet İttifakı için geçerli, hem de Cumhur İttifakı için geçerli. Bunu sadece Kürt meselesi bağlamında değerlendirmemek lazım. Geçen gün DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ‘Endişeli muhafazakarlar’ çıkışı da bir taraftan Millet İttifakı bileşenlerine kendisini hatırlatma, konumunu güçlendirme arayışıydı. Çünkü Türkiye'de hiçbir siyasal partinin bir diğeri olmadan şu anda seçim kazanabilmesi mümkün görünmüyor. Bu sebeple herkesin asgari ölçeklerde en azından ittifak yapma zorunluluğu doğuyor. Özellikle muhalefet için bu geçerli. Yoksa öte taraftan Cumhur İttifakı, yada Ak Parti muhalefetin birleşemediği bir durumda seçimi kazanabilme gücüne kudretine haiz. Bu gün için bunu kullanabilirim. Tabi bir gerileme söz konusu, yaz aylarında Cumhur İttifakı, özellikle Ak Parti daha da büyük bir erime potasına girmiş durumda. Ama henüz Kürt desteğini almadan, HDP desteğini almadan muhalefetin bir seçim kazanabilme imkanından bahsetmek mümkün değil.

TÜRKİYE’DE FETRET DÖNEMİ YAŞANIYOR

Mevcut iki ittifakların durumuna, uyguladıkları politikalar ve kullandıkları söyleme baktığınızda, özellikle Kürt seçmene ilişkin politikalarını nasıl değerlendirirsiniz?

Kürt meselesi konusunda çok ciddi adımlar atılabilir mi bu dönemde, doğrusu hiç kimse çok iyimser değildir. Çünkü Türkiye’de bir fetret devri (Bunalım devri) yaşanıyor aslında. Her açıdan bir fetret devri yaşanıyor. Yani 2002’nin öncesinin koşulları var, o dönemde hatırlarsanız Türkiye'de Demokratik Sol Parti’den Milliyetçi Hareket Partisinden, Anavatan Partisi'nden kopan partiler vardı. Her eski bakan bir siyasal parti kurmuştu. O dönem çokça ismin yeni bir liderliğinden bahsediliyordu. Şimdi de çok benzer bir hal var ortada. Türkiye Değişim Partisinden tutalım Zafer Partisi’ne, DEVA Partisine, Gelecek Partisinde birçok siyasal parti Türkiyedeki geniş siyasal denklemde yer bulmaya çalışıyor kendisine. Bu açıdan şu anda Türkiye'de Kürt meselesinin hızlı bir çözümünden ziyade, bir normalleşme zemini ve Kürt meselesinin konuşulacağı bir zemini hazırlamak önemli olabilir. Muhalefetin belki de birincil görevi bu olabilir.

KÜRT SEÇMENİN ORTAKLAŞTIĞI TALEP ANADİL MESELESİDİR

Bu konuda neler  yapılmalı?

Neler yapılmasından ziyade, Kürtlerin tamamının, tüm siyasal partilere oy veren Kürtlerin tamamının ortaklaştığı bir talep var. Kürtçenin kamusal alanda kullanılma meselesi. Kürtçenin bir eğitim dili haline getirilmesi meselesi. Bu talepler ne HDP ile, ne PKK ile, yada başka bir güçle oturup çok konuşulması dahi gerekmeden, Türkiye'de asgari ölçeklerde Kürt sorunun demokratik çözümüne dair atılması gereken adımları içeriyor. Bu Ak Parti'ye oy veren Kürt seçmende de, Cumhuriyet Halk Partisine oy veren Kürt seçmende de,  HDP’ye oy veren Kürt seçmende de benzer şekilde öne çıkan bir talep. Kürt seçmenin ortaklaştığı bir talep anadil meselesidir. Anadil ile ilgili, Kürtçe ile alakalı, Kürtçenin korunması, eğitim dili haline getirilmesi, kamusal alanda kullanımının önünün açılması muhalefet partilerinin de, bugün Cumhur İttifakının büyük bileşenin AK Partinin önüne alması gereken bir yol olarak öne çıkıyor.

HDP’NİN TUTUM BELGESİ İKİ TARAFA DA MESAJ

HDP tutum belgesi çok tartışıldı. Bu tutum belgesi muhalefetin elini güçlendirdi mi? Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Aslında HDP’nin çok uzun amandır söylediği bir şey, aslında deklarasyonda çok yeni bir şey yok. Aslında HDP aktüel olarak, aktüel tartışmalarda sürekli kendi patisinin yetkili kurullarında, genel başkanların, milletvekillerinin söyledikleri cümleleri bir çerçeveye büründürdü, deklarasyon olarak yayınladı. Bu deklarasyon şu açıdan önemli, bir ciddiyet göstergesi. Aktüel tartışmalardan sıyırıp metin haline getirmesidir. İki tarafa da bir mesaj. Öte taraftan HDP aslında biz bir ittifakın içinde yer almayacağız dediği zaman parlamento seçimlerinden bahsediyor. Bu daha önce de yaptığı bir açıklamaydı. Bu HDP’nin de lehine, Millet İttifakının da lehine aslında. Bir taraftan HDP bir taraftan Millet İttifakının içinde yer almayarak kendisine baraj sebebiyle, barajı aşamayacak kaygısıyla gelebilecek sosyal demokrat, ideoloji olarak kendisi ile bağı zayıf olan oyları içinde tutuyor, kendi içinde barındırmış oluyor hem de diğer taraftan İYİ Parti ve CHP ile görünüp yıpranmamayı da sağlıyor. Millet İttifakı içinde, özellikle İYİ Parti için söylüyorum bunu, HDP ile görünür olmanın milliyetçi seçmenler açısından, kendisine oy vereceği milliyetçi seçmen açısından eleştiri konusu haline getirilebilir. HDP bu şekilde hem kendisinin pozisyonunu güçlendirdi, hem aslında muhalefetinde elini güçlendirmiş oldu. Bu Cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir ittifaka kapılarının  kapalı olduğunu aslında ifade etmiyor. Çünkü Türkiye’de yüzde 50+1 gerekiyor, bu yüzde 50+1 için tabiki siyasal partiler bir pazarlık zemini açacaktır. Bu sadece  HDP ile alakalı bir şey değil. Tüm siyasal partiler aslında güçleri ölçeğinde yönetimde temsil edilme, söylemlerimin hükümet programlarında yer almasını talep edebilirler. Ama HDP bence biraz burada kendi pozisyonunu biraz hatırlatmış oldu. şu açıdan hatırlatmış oldu. İstanbul seçimlerinde bir prova yaşandı, bu prova aynı şekilde devam edecek, milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine yansıyacak gibi bir ön kabulle olmadığını, muhalefetin böyle bir ön kabulün olmaması gerektiğini hem kendi seçmenine söylemiş oldu, hem de muhalefete hatırlatmış oldu. Bu açıdan önemli. bir 2019 yerel seçimlerindeki gibi bir fedakarlığın tek taraflı olmayacağına dair bir açıklamaydı bu kısaca.

EN RAHATSIZ SEÇMEN AKP’YE DESTEK VEREN KÜRT SEÇMENDİR

2015’te ‘Kürt sorunu benim sorunumdur’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun HDP çıkışından sonra tekrar Kürt sorunu yoktur dedi. Erdoğan bu söylemini sürdürüyor. Ancak sizde belirttiniz, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Kürt seçmenin oyunu almadan bir seçimi kazanması güç gibi görünüyor.  Bu açıklamalar sahaya nasıl yansıyor? Kürt seçmende AKP’den kopuş var mı?

Şöyle, AK Partiye oy veren toplam seçmen içerisinde en rahatsız seçmen Ak Parti'nin Kürt seçmenidir. Bu Ak Parti'nin Kürt seçmeninin iki yeni alternatifi var. Ahmet Davutoğlu’nun kurduğu Gelecek Partisi, Ali Babacan’ın kurduğu DEVA Partisi. Erdoğan'ın Kürt sorunu yoktur açıklamaları gibi açıklamalar bu rahatsızlıkları daha da arttıracak açıklamalardır. Yani Ak Parti’ye oy veren Kürt seçmeninde rahatsızlık yaratıyor.   Ama bununla beraber hem seçmen nezdinde,  hem de genel aktörler düzeyinde Erdoğan’ın bu aktüel söylemlerin büyük bir anlam çıkarmanın doğruluğu kanaatinde değil. Erdoğan 2012’de bir çözüm süreci başlattı, öncesinde Kürt sorunu yoktur açıklamaları yine benzer şekilde vardı Tayyip Erdoğan'ın. 2015’in Mart-Nisan’ında yine yaptığı Kürt sorunu yoktur açıklamaları varken bir çözüm süreci devam ediyordu. O açıdan Kürt sorunu yoktur gibi açıklamalar, yine burada çıkıp çözüm sürecinin arkasındayım demesi tek başına bir anlam ifade etmiyor. Olumlu yada olumsuz çok büyük makro anlamlar ifade etmiyor. Belli mesajlar veriyor ancak çok büyük anlama haiz değil.

“ERDOĞAN KÜRT SEÇMENİ NÖTRALİZE ETMEK İSTEYECEKTİR”

Başta da ifade ettiğim gibi, DEVA ve Gelecek Partileri’nin varlığı, bir alternatif olarak muhafazakar Kürt seçmende AK Parti’nin elini daha da zayıflatıyor. Cumhurbaşkanı  Erdoğan, en azından kendisine oy vermese dahi, Kürt seçmeni nötralize etme zorunluluğunda olan bir siyasetçi. En azından kendi karşıtlığı üzerinden pozisyon belirleme gücünü, Kürt seçmenin pozisyon belirleme gücünü zayıflatmak isteyecektir. Bu seçmeni nötralize etmek isteyecektir. Bugün bunun çok ciddi emareleri yok ama önümüzdeki dönemde gelişebilir bunlar. Cumhur İttifakının kendisi, Ak Parti özelinde söylüyorum bunu, Kürt meselesi ile ilgili bazı adımları öne çıkarabilir. Burada HDP’den oy kapma çabasından ziyade, yada HDP’li seçmenin oyunu almaktan ziyade, mevcudu koruma çabasına girebileceğini söyleyebiliriz.

Kürt seçmeni sandık dışında tutma girişiminde bulunabilir mi?

Evet bu mümkün. Nötüralize etme dediğimiz bu zaten. Kendi taraftarlığına çekmeden, bir şekilde muhalefetin yanında yer alma tutumunu zayıflatmak. Muhalefet ile birlikte yekûn şekilde hareket etmesini zayıflatma. Bu pozisyonu zayıflatmak, karşıtlığı üzerinden, yani Erdoğan ve Ak Parti karşıtlığı üzerinden oy verme davranışını zayıflatmaktan söz edebiliriz.