Selin NAKIPOĞLU - Yelda KOÇAK (*)


2 Ocak 2021 günü Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile Boğaziçi Üniversitesi’ne Melih Bulu’nun rektör olarak atanmasına gösterilen tepkiler bir ayı aşkın süredir devam ediyor. Bu dayatmaya direnen öğrencilerin evleri sabaha karşı ağır silahlı özel hareket polisleri tarafından basıldı, birçok kişi darp edildi, göz altına alındı, savcılık ifadeleri ile serbest bırakıldı ama tepkiler durmadı. Daha sonra LGBTİ+’lar hedef tahtasına oturtuldu, iki öğrenci tutuklandı, üniversitedeki LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü ( BULGBTİ) kapatıldı, epey süredir korkulan gökkuşağı bayrağı bu sefer yasak ilan edildi hatta yasaklama öyle bir boyuta vardı ki, bir milletvekiline gönderilen LGBTİ+ bayrağına dahi Meclis'te el konuldu. 1 ila 10 Şubat tarihleri arasında Boğaziçi Üniversitesi'ne kayyım rektör protestosu ve öğrencilerle dayanışma eylemlerinde Türkiye genelinde 527 kişi gözaltına alındı, on bir kişi tutuklandı ve elektronik kelepçe takılarak ev hapsi ile cezalandırılanların sayısı ise kırk biri geçti.

Bu yazı yazıldığı saatlerde Boğaziçi Üniversitesi eylemleri nedeniyle tutuklanan öğrencilerin serbest bırakılmasını talep ettikleri için göz altına alınan öğrencilerin serbest bırakılmasını isteyenler de gözaltında! Cümleyi takip etmek zor, biliyoruz ancak iç içe geçen ve Boğaziçi | protesto | LGBTİ+ demenin gözaltına alınmak için yeterli olduğu bir süreçten geçiyoruz.

Bu yazıyı kaleme almaktaki amacımız ise; son bir ay içerisinde elektronik kelepçe takılarak ev hapsi ile cezalandırılanların sayısı kırk biri geçti cümlesinde esasında. Elektronik kelepçe kararlarının bu kadar kolay alınabildiğini ve yirmi dört saat gibi kısa bir sürede hızlıca kelepçe takılabildiğini gören avukatlar olarak şaşırmadık değil. Zira biz her elektronik kelepçe dediğimizde talebimizi düşünmeksizin ret edenleri bol bol elektronik kelepçe dağıtırken görmekteyiz.

5 Nisan 2012 tarihli 6291. S. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanununda Değişiklik yapılmasına dair Kanun m.4 ile elektronik cihazların kullanılması suretiyle takip yapılabilmesi mümkün hale geldi.

Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasında imzalanan protokolle 8 Mart 2015'te elektronik kelepçe uygulamasına geçildi.  

02.02.2021 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, elektronik kelepçe, halen on beş ilde pilot uygulama olarak sürmekte olup ve dokuz senede sadece 201 şiddet failine uygulanmış. Bir ay içeresinde ise kelepçe takılmasına ilişkin 41 karar verildi.  Bu kararlar kadına yönelik erkek şiddetinin cins kırıma vardığı ülkemizde erkek şiddeti ile mücadele için mi? Hayır değil, rektör dayatmasına karşı direnen öğrenciler aleyhine verilen kararlar.

Şiddet failleri hakkında uzaklaştırma kararı alan kadınlar, uzaklaştırma kararlarını ihlal eden erkekler tarafından öldürülüyor. Kolluk ancak kadınlar öldükten sonra geliyor. Sonra ise ‘takipçisiyiz’ demeçleri ardı ardına sıralanıyor. Ancak elektronik kelepçe kadınları hayatta tutmak için kullanılmıyor.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı sıklıkla, AKP hükümetleri olarak başından beri kadına yönelik şiddetle mücadelenin en önemli kırmızı çizgilerinden biri olduğunu ve kadına yönelik şiddetle mücadelede 'sıfır tolerans' ilkesiyle amasız mücadeleye devam ettikleri açıklamasını yapmaktadır.

Şiddete sıfır tolerans diyen sayın bakana sormak istiyoruz: Elektronik cihazların kullanılması suretiyle takip sistemi uygulanan kadına yönelik şiddet şüphelisi, sanık ve hükümlülerin sayısının kaç olduğunu biliyor musunuz? Erkek şiddetine maruz kalan müvekkillerinin hayatta kalmaları için elektronik kelepçe talep eden avukatların talepleri neden reddedilmektedir? Bir yıl önce şiddet faili erkek hakkında elektronik kelepçe kararı verilmiş olduğu halde yerine getirilemeyen kararlara verilen cevabın " kelepçe yeterli sayıda olmadığı için'' olduğundan haberiniz var mı? Halihazırda stoklarda kaç adet elektronik kelepçe bulunmaktadır? Elektronik kelepçe izleme merkezi faaliyete geçmiş midir? Bu soruları çeşitlendirebiliriz elbette ancak bu soruların hiçbiri, hakkında uzaklaştırma kararı alan ve 23 kez suç duyurusunda bulunduğu eski kocası tarafından satırla öldürülen Ayşe Tuğba Arslan ve etkisiz koruma kararları sebebiyle  öldürülen kadınları geri getirmeyecek. Ama bu sorular başka kadınların öldürülmemesi için sorulmalı.

İçişleri Bakanı tarafından kasım ayında açıklanan “resmi” rakamlara göre sadece 2020 yılında öldürülen kadın sayısı 234 iken ( Gerçek rakamın maalesef daha fazla olduğunu düşünüyoruz.)  dokuz yılda takılan elektronik kelepçe sayısının 201 olması bizi rahatsız ve tedirgin ediyor. Sıradaki kadın biz ya da bir müvekkilimiz ya da tanımadığımız ancak ismini gazetelerde gördükten sonra ne kadar yakın olduğunu hissedeceğimiz bir kadın, LGBTİ+ ya da bir çocuk olabilir… Tüm türleriyle erkek şiddeti ile mücadele bu ülkenin devlet politikası olmadığı sürece can güvenliğimiz yok.

Şüphesiz elektronik kelepçe tek başına bir çözüm değil, ancak İstanbul Sözleşmesi ile taraf devletlere erkek şiddeti ile mücadele için yüklenen ödevlerden, önleme ve koruma ödevi ihmal edilmektedir. Her erkek şiddeti sonrası ortaya atılan idam, hadım gibi suçun cezalandırma kısmına odaklanmak yerine, söz konusu suçların genel olarak önlenmesi ve alınan önlemlere rağmen işlenmesi tehdidine karşı koruma görevi hep ihmal ediliyor ve bu ihmal nedeniyle kadınlar öldürülüyor. İstanbul Sözleşmesi'nin dayandığı önleme, koruma, kovuşturma, bütüncül politikalar üretme ilkelerinden önleme ve koruma başlığı altında elektronik kelepçe uygulamasının şiddet failleri için daha yaygın uygulanması, pilot uygulama olarak kalmaması ve hakimlerin önlerine gelen bu talepleri değerlendirirken yasadan kaynaklanan sorumluluklarını unutmamaları gerekmektedir.


Avukat Selin NAKIPOĞLU

Avukat Yelda KOÇAK