İsa Uğur ERDOĞAN


ARTI GERÇEK- Emniyet Genel Müdürlüğü, yayımladığı bir genelge ile toplumsal ve adli olaylarda görüntü ve ses kaydının alınmasını yasakladı. 1 Mayıs öncesi yayımlanan genelgede görüntü alacağından şüphelenilen kişilere dahi müdahale edilebileceği belirtiliyor.

Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktay imzası ile yayımlanan genelgede herhangi bir işlem yapılırken çekilen görüntülerin 'gerçeği tam yansıtmadığı' öne sürülerek özel hayatın gizliliğinin ve kişisel verilerin ihlal edildiği belirtildi.

Teknoloji ile birlikte görüntü ve ses kaydı alınması ve paylaşılmasının kolaylaştığının belirtildiği genelgede "Özel hayatın gizliliğinin ihlali ve kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesi ve paylaşılması anlamına geleceği hususunda şüphe bulunmaktadır" denildi.

‘KAMUOYUNDA YANLIŞ DEĞERLENDİRMELERE SEBEBİYET VERMEKTEDİR’

Genelgede, "Yayınlanan bu tür görüntülere, olayı her zaman tüm yönleriyle yansıtmayabilmektedir. Bu durum personelimizi etkilediği kadar, teşkilatımız açısından da kamuoyunda yanlış değerlendirmelere sebebiyet vermektedir" ifdelerine yer verildi. 

EGM, genelgenin gerekçesini Anayasa'nın 20. maddesinde yer alan özel hayatın gizliliğinin korunmasına ilişkin maddeye dayandırdı.

‘TEVESSÜL EDECEK DAVRANIŞLARA FIRSAT VERMEMELERİ...’

Genelgede, "Personelimizin görevini ifa ederken bu tür ses ve görüntü alınmasına tevessül edecek davranışlara fırsat vermemeleri, eylemin veya durumun niteliğine göre kayıt yapan kişileri engellemeleri, kanuni şartları oluştuğunda adli işlem yapmaları gerektiği hususlarında tüm personelimizin bilgilendirilmesini önemle rica ederim" denildi.

Öte yandan basın mensupları zaman zaman görüntü ve ses kaydı aldıkları için zaman zaman polisler de dahil olmak üzere kamu görevlileri tarafından dava ediliyor ya da kayıt esnasında şiddete maruz kalabiliyor. 

‘GENELGEYE KARŞI YASAL HAKLARIMIZI KULLANACAĞIZ’

Genelgeye ilişkin 'Emniyet Genel Müdürlüğü halkın gözü görmesin istiyor' başlıklı bir açıklama yayımlayan DİSK Basın-İş durumu, ABD’de öldürülen George Floyd örneği ile açıklayarak; “ Dünyanın dört bir köşesinde sadece profesyonel gazeteciler değil, yurttaş gazeteciler de birçok haberin kamuoyuna iletilmesi için çalışmaktadır. Büyük medya kuruluşları dahi haber akışı için yurttaş gazetecilerden gelen bilgi ve görüntüleri kullanmaktadır. ABD'de polisin George Floyd'u öldürürken gösteren görüntüler de böyle ortaya çıkmıştı” ifadelerni kullandı.

“Emniyet Genel Müdürlüğünün amacı kişilik haklarını korumak değil, suçluyu gizleme çabasıdır” diyen DİSK Basın-İş; “Kamuya açık alanda meydana gelen ve kamuoyunu ilgilendiren her türlü olayın anayasa ve uluslararası sözleşmeler tarafından korunan ifade ve basın özgürlüğü kapsamında olduğunu anımsatırız. Bu nedenle yayınlanan genelgeye karşı yasal haklarımızı kullanacağımızı ve gerçekleri iletmeye devam edeceğimizi bir kez daha tekrarlıyoruz” dedi.

‘HİÇBİR GAZETECİ POLİSİN ÇOCUĞU İLE PARKTA GÖRÜNTÜSÜNÜ ÇEKMİYOR’

Emniyetin genelgesini sorduğumuz ARTI TV programcısı Avukat Veysel Ok, gazetecilerin görüntü ve ses kaydı almasının polislerin yetkileri ilgili faaliyetlerle ilgili olduğunu hatırlatarak, “Elbette vatandaşların kişisel bilgilerinin, görüntülerinin, özel hayatlarının dokunulmazlığı ve güvenliği söz konusu ancak kamu adına şiddet kullanabilen yegane meslek olan polisliğin kamusal alanda eylem ve işlemleri kamusal denetime açıktır. Hiçbir gazeteci gidip bir polisin ailesi ile görüntüsünü çekmiyor. Hiçbir gazeteci polisin çocuğu ile parkta görüntüsünü çekmiyor. Ne çekiyor bu gazeteciler? Polislerin toplumsal olaylarda, adli veya siyasi olaylarda yaptığı hukuka aykırı eylemleri çekiyor. Bu bir basın özgürlüğü hakkıdır. Kamunun bilgi edinme hakkı daha kutsaldır. Polisin kamusal açıdan yaptığı her eylem gazeteciler tarafından görüntüsü alınabilir, kayıt edilebilir ve paylaşılabilir. Bunun özel hayatı ve kişisel verilerinin güvenliği ile ilgisi yok” dedi.

‘GAZETECİLER NASIL POLİSLERİN COPUNA, ÜNİFORMASINA EL KOYAMAZSA ONLAR DA SİZİN TELEFONUNUZA, KAMERANIZA EL KOYAMAZLAR’

Genelgede yer alan herhangi bir görüntü alma ihtimaline karşı da polisin müdahale edebileceğine dair ifadeleri sorduğumuz Ok, “Henüz bir eylem veya bir olay başlamadan kamera ve telefonun alınması anlamına geliyor. Böyle bir hakları yok. Bu aletler gazetecinin iş aletleridir. Siz gazeteciler nasıl polislerin copuna, üniformasına el koyamazsanız onlar da sizin telefonunuza, kameranıza el koyamazlar. Bu bir hak ihlalidir. Böyle bir yetkisi yoktur EGM’nin. Böylesi bir yetki Anayasa’ya aykırıdır ve asla bir geçerliliği yoktur” şeklinde konuştu.

Öte yandan yurttaşların da zaman zaman ses ve görüntü kaydı aldığını ve bazı suçları belgelediklerini hatırlattığımız Avukat Ok, bu konuda bir endişe duyulmaması gerektiğini; “İki hak çatışması vardır vatandaşlar açısından, mesela bir kişi erkek şiddetine maruz kalan kadının görüntüsünü alıyor. Burada adamın kişisel verilerinin güvenlik hakkı mı kıymetli yoksa kadının bedensel bütünlüğü mü kıymetli? Hukukun, kadının bedensel bütünlüğünün daha önemli olduğunu ve ortada bir suç olduğunun ortaya çıkması için görüntüye alınması olarak değerlendirmesi lazım. Bu yüzden vatandaşlar da bu açıdan rahat olsunlar” sözleriyle açıkladı.

MURAT İNCEOĞLU: GÖRÜNTÜLEMEK İŞKENCE GÖRENİN HAKLARINI KORUR

Gazeteci Murat İnceoğlu ise genelgenin kişilik hakları ile ilgili olmadığını vurgulayarak, “Bu genelge kişilik haklarının ihlali dayanak yapılmış ancak kamusal alanda ve kamuyu ilgilendiren bir konuda kişisel hakların korunması söz konusu değil. Orada işkence yapılıyorsa onu görüntülemek işkencecinin kişisel haklarını zedelemez aksine işkence görenin haklarını korur. 

Burada kast edilen gazeteciler dışında görüntü alanlar gibi dile getiriliyor. Ama pratikte yansıması farklı olur. 'Gazeteci olduğunu bilmiyordum', 'kimlik göstermedi', 'turkuvaz kartı yoktu' gibi gerekçeler olacaktır.
Kaldı ki dünyanın her yerinde yurttaş gazeteciliği diye bir şey var” dedi.

‘ÖZEL HAYATTAN BAHSETMEK İMKÂNSIZ’

Sahada duruşmaları takip eden Gazeteci Canan Coşkun ise adliyeye her girişlerinde gerekli güvenlik aşamalarından geçtikleri halde yine de polisler tarafından kameralarla takip edildiklerini belirterek, “Güvenlik gerekçesiyle paranoyakça hareket ediliyor. Bu da onun bir halkası diyebiliriz. Bir polis devleti olduğumuz zaten uzun zamandır biliniyor. Polisler artık güvenliği sağlamaktan öte çoğunlukla güvensizlik yaratır pozisyonda olduğundan hak ihlaline hangi polisin neden olduğunun bilinmemesi için bu yola başvurduklarını düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Polislerin işledikleri bir suçtan dolayı ifşa olmak istemediklerini söyleyen Coşkun, “Bir gazeteci bir polisi durduk yere çekmiyor. Burada özel hayattan bahsetmek imkânsız. Gazeteci müşterek, kamusal alanda yaşanan bir olayı çekiyor, olayın faillerinden bir tanesi de polis, tabi ki de çekecek” tepkisini verdi.

‘FİİLEN ZATEN ENGELLEME VARDI’

Genelge ile birlikte gazetecilerin görev yapmalarının daha da zorlaşacağını kaydeden Coşkun, “Gazeteciler görevlerini yine yapmaya devam eder ama eskiden ‘Sözlü talimat var, çekemezsiniz’ diye söylerlerdi. Artık, ‘Genelge var, çekim yapamazsınız’ denilecek. Bu basının haber verme, halkın da haber alma özgürlüğüne vurulan başka bir darbe daha aslında. Fiilen zaten engelleme vardı. Artık polis daha fazla gazeteciyi engelleyebilecek. Kendini daha güçlü ve haklı görerek basını engellemeye devam edecekler” şeklinde konuştu.