Pandeminin ve iklim değişikliğinin ekonomideki dönüştürücü etkilerini değerlendiren Financial Times Ekonomi Başyazarı Martin Wolf, gayri safi yurtiçi hasılaya ek olarak başka göstergelerin de eklenmesi, karbon salımının fiyatlanması ve regülasyonların oluşturulması gerektiğini söyledi.

Gelecekte de piyasaların önemli bir rol oynayacağını belirten Wolf, “Üretimi organize etmek için şu anlık daha iyi bir yol bilmiyoruz. Bundan dolayı GSYH’nin ileride başka bir gösterge ile değiştirileceğini sanmıyorum fakat en azından iki adet daha göstergeyi bunun yanına eklemeliyiz” dedi.

bloomberght.com sitesinde yer alan habere göre, bunlardan birinin mutluluk diğerininse çevre maliyeti olması gerektiğini dile getiren Wolf, “Eğer her şeyinizi sadece tek bir bileşik göstergeye bağladığınız zaman o göstergenin açıklayıcılığını kaybettiğini düşünüyorum. Bu yüzden olayları daha iyi anlayabilmemiz için birden fazla gösterge kullanmamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Artan korumacılık, küresel tedarik zincirindeki değişim ve Batı ittifakının Çin’e karşı politikalarını değerlendiren Wolf, tedarik zincirindeki ayrışmanın sınırlarına ulaşılmasıyla küresel ticaretin gelecek yıllarda azalacağını düşünüyor.

ÜLKELER TEDARİK ZİNCİRLERİNİ YENİDEN SINIRLARI İÇİNDE TAŞIYACAK

“Ülkeler tedarik zincirlerinin bazıları yeniden sınırları içerisine taşımaya başlayacaklar. Bunu yapmalarının sebebiyse kısmen güvenlik endişeleri, kısmen de Çin ya da diğer gelişmekte olan ülkelerin sahip olduğu üretim maliyeti avantajının azalması” diyen Wolf, üretimin Türkiye, Meksika, Bangladeş, Vietnam ve Tayvan gibi birçok başka ülkeye dağılacağını çünkü Çin’in yerini alabilecek tek bir ülkenin bulunmadığını söylüyor.

Tedarik zincirinin ayrışmasıyla ilgili tüm fırsatların şu ana kadar kullanıldığını ve üretimin ayrışabileceği kadar ayrıştığını belirten Wolf, önümüzdeki on ya da yirmi yıl içerisinde tedarik zincirindeki ayrışmanın tersine döneceğini söyledi.

Küresel üretimin ülkelerin içine geri dönmesiyle beraber küresel GSYH’deki büyümenin de yavaşlayacağını vurgulayan Wolf, “Fakat bunu en azından kısmen dengeleyebilecek bir faktör var. Şu ana kadar mal ya da somut ürünlerin ticaretinden bahsediyorduk ama bunun yanında soyut ürünlerin de ticareti var. Fikirlerin ya da hizmetlerin ticareti. Birçok hizmet ise internet üzerinden gerçekleştirilebiliyor” dedi.

Wolf, soruları şöyle yanıtladı:

EĞER YEŞİL DÖNÜŞÜM GERÇEKLEŞİRSE DÜNYAYI YENİDEN ŞEKİLLENDİRECEK

- Avrupa ve ABD’de yaşanacak yeşil toparlanma bu ülkelerdeki ekonomik sistemi ve alışkanlıkları nasıl değiştirir? Böyle bir yeşil dönüşümün yansımalarını gelişmekte olan ülkelerde görecek miyiz?

"Şu an için bir şey bilmiyoruz. Ne olacağı hakkında birçok fikrimiz var ama planların büyük bir kısmı tamamlanmamış durumda ve hedeflere ne zaman ulaşılacağı hala belirsizliğini koruyor. Belirli olan şey ise Avrupa’da ve ABD’de liderlerin yeşil dönüşümü bu on yılda başlatmak için ciddi bir şekilde tartıştıkları.

Liderler, hedefler konusunda çok az farkla değişik fikirlere sahip olsalar da önümüzdeki on yıl içerisinde karbon salınımını azaltmak istiyorlar. Tabii ki de liderler yapabilecekleri en kolay işlerle buna başlayacaklardır. Diğer yandan ise bu çok zor bir görev çünkü belirli bir yönde ilerlemek ve fosil yakıtların kullanımıyşa ilgili belirli varsayımlar üzerine kurulu devasa ekonomileri dönüştürmeye çalışıyorsunuz. Bu gerçekten çok fazla çaba gerektiren bir görev.

Önümüzdeki on yılda atılacak en önemli adım enerji sisteminin dönüştürülmesi olacak. Elektrik üretimi büyük bir oranda ya da tamamen yenilenebilir ya da nükleer enerji kaynaklarından sağlanacak. Otomobiller ve ulaşım sistemlerinin de büyük oranda elektrikli olması gerek.

Bu saydıklarım yapılması gereken şeyler. Kesinlikle yapılacak mı? Bilmiyoruz ama yapılması gereken şeyler. Yeni teknolojiler geldiğinde ekonomi de buna göre şekillenecek. Gelişmiş ülkeler kadar gelişmekte olan ülkeler de bu yeni teknolojilere ayak uyduracak çünkü ikisinin de endişeleri aynı. Eğer bu yeşil dönüşüm gerçekleşirse dünyayı tamamen yeniden şekillendirecek."

GELİŞEN ÜLKELER DÖNÜŞÜMÜ DAHA YAVAŞ TAKİP ETMELİLER

- Peki gelişmekte olan ülkeler bu dönüşümü gerçekleştirmek için gerekli kaynakları bulabilecekler mi?

Gelişmekte olan ülkeler ve gelişen ülkeler temelde aynı probleme sahipler. Bunu göz önüne alırsak, gelişmiş ülkeler Çin hariç gelişmekte olan ülkelerden daha fazla enerji tüketiyor. Gelişmiş ülkeler yapabiliyorsa gelişmekte olan ülkeler de bu dönüşümü gerçekleştirebilir.

Birçok gelişmekte olan ülke gelişmiş ülkedekilerden daha fazla yenilenebilir enerji kaynağına sahip çünkü bu ülkeler genelde dünyanın daha sıcak bölgelerinde bulunuyor. Bundan dolayı güneş enerjisine sahipler.

Her ülkenin kendine has özellikleri var burada genelleme yapmak doğru olmaz. En büyük problem ise yatırım sermayesi bulmak. Çünkü enerji ve ulaşım sistemini değiştirmek istiyorsanız gerçekten çok fazla para harcamanız gerekiyor.

Gelişmiş ülkeler ve Çin, bu konuda gelişmekte olan ülkelerden daha fazla yatırım yapılabilir kaynağa sahip ama aynı zamanda daha fazla sosyal ihtiyacı da tatmin etmek zorundalar. Bana göre, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin karşılacaşacağı en büyük zorluk bu dönüşümü nasıl fonlayacakları olacak.

Ülkelerin yerel sermaye kadar dış sermayeye ve dışarıdan gelecek bir know-how’a da ihtiyaçları olacağını düşünüyorum. Gelişmekte olan ülkelerin bu dönüşümü gerçekleştirirken karşılacağı zorluklar şüphesiz çok büyükler ama kimse gelişmekte olan ülkelerin bu dönüşümü gelişmiş ülkeler kadar hızlı gerçekleştirmesini beklemiyor.

Karbon salınımının büyük bir bölümünden sorumlu oldukları ve bunu gerçekleştirebilecek yeterli kaynağa sahip oldukları için gelişmiş ülkeler bu dönüşüme öncülük etmeli. Gelişmekte olan ülkeler ise daha yavaş bir tempoyla bu dönüşümü takip etmeliler.

Fakat, gelişmekte olan ülkeler için yeni termik santraller ya da fosil yakıtla çalışan tesisler kurmak mantıklı olmayacaktır. Kurulacak yeni enerji santrallerinde mümkün mertebe yenilenebilir enerji kaynakları kullanılmalıdır.

- Şu an iki büyük krizle birden mücadele ediyoruz. Bunlardan biri koronavirüs salgını diğeriyse iklim değişikliği. Şu an planlanan ekonomik dönüşüm de göz önüne alındığında sizce eski kapitalist nromları bir kenara koyarak refahı ölçmek için yeni göstergeler aramalı mıyız?

Tabii iki ayrı şeyden bahsediyorsunuz. Gayri safi yurtiçi hasıla refahı ölçmek için kullanılan bir gösterge tabi bu kapitalist ya da sosyalist bir ülke olup olmamanızla alakalı değişebilir. Sosyalistler net materyal ürünleri hesaplayarak refahı ölçüyorlardı ki bu GSYH’den bile daha kötüydü, her şeyi gözardı ediyordu.

Sovyetler Birliği devasa çevresel felaketler yaşadığında bile net materyal ürün hesabı bunu tamamen göz ardı ediyordu. Bu konuda ekonomik sistemin dinamikleri arasında bir ayrım yapmak gerektiğini düşünüyorum. Piyasalar ekonomide büyük bir rol oynamaya devam edecek mi? Devlete kıyasla piyasaların rolü gelecekte ne olacak?

Bunlar komplike sorular ama gelecekte piyasalara önemli bir rol vermeye devam edeceğimiz konusunda gayet eminim çünkü insanların talebini karşılayacak üretimi organize etmek için şu anlık daha iyi bir yol bilmiyoruz. Bundan dolayı GSYH’nin ileride başka bir gösterge ile değiştirileceğini sanmıyorum fakat en azından iki adet daha göstergeyi bunun yanına eklemeliyiz.

Bunlardan ilki mutluluk olmalı. Dünyada en mutlu olan ülkeler sürpriz olmayan bir şekilde en zengin ülkeler oluyor. Aynı zamanda bu ülkeler daha eşitlikçi oluyorlar. Diğer bir gösterge ise çevre maliyeti olmalı. Hareketlerimizden dolayı zarar gören doğa sermayesinin azalmasını ya da yok olmasını da göze almalıyız. Bunun da önce biyosfer ve sonrasında iklim olmak üzere iki ana bileşeni var. Biz de ekonomik hareketlerimizden doğan zararları göz önünde bulundurmalıyız.

Eğer her şeyinizi sadece tek bir bileşik göstergeye bağladığınız zaman o göstergenin açıklayıcılığını kaybettiğini düşünüyorum. Bu yüzden olayları daha iyi anlayabilmemiz için birden fazla gösterge kullanmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bazı göstergelerin GSYH’den daha önemli olduğunu söyleyebilirim. Tabii durum sadece göstergeler ile alakalı değil çevresel faktörleri de ekonomik çıktılar ile ilgili kararlarda göz önünde bulundurmalıyız. Bana göre bunu yapmanın yolu karbon salınımını fiyatlamaktan ve regülasyonlar oluşturmaktan geçiyor.