ARTI GERÇEK - Ankara'da 101 kişinin hayatını kaybettiği 500 kişinin yaralıp sakat kaldığı Gar Katliamı’nın karar duruşmanın dördüncü gününde çıktı. Mahkeme heyeti katliamda 9 sanık hakkında 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Ancak davzayı başından beri takip eden 10 Ekim Katliamı Davası Avukat Komisyonu kararı yeterli bulmadı.

Komisyon, davanın seyri boyunca bütün ısrarlı talrplerine rağmen katliam emrini verenlerin ortaya çıkarılmadığnın altını çizerek bunun adaletin tecelli etmesinin öündeki engel olduğunu vurguladı. Yapılan açklamada sanıklara verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının kanunun gereği olduğunu, bu cezalara bakılarak bütün faillerin cezalandırıldığının düşünülmemesi gerektiği belirtildi.

10 Ekim Katliamı Davası Avukat Komisyonu'nun karar sonrası yaptığı açıklama şöyle: 

"10 Ekim Ankara Gar Katliamı Davası’nda, 10. grup duruşmanın sonunda Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıklamıştır. Savcılığın esas hakkındaki mütalaasından önce ve sonra hem duruşmalarda hem de basın yoluyla, davada henüz araştırılmamış çok fazla husus olduğunu ve katliamın henüz aydınlatılmadığını, davanın büyük bir aceleyle bitirilmek istendiğini açıklamıştık. Davayı başından itibaren takip eden avukatlar olarak, davanın kaçırıldığı Sincan Cezaevi Kampüsünde görülen son duruşmada da mahkemeye bu hususları detaylarıyla açıklamış bulunmaktayız. Her durumda ve koşulda davayı bitireceğini ifade ve belli eden heyet, bütün eksikliklere rağmen karar vermiştir.

Kamuoyunda “rekor ceza verildi”, “sanıklara ceza yağdı”, “10 sanığa 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis” gibi başlıklar altında sunulacağını tahmin ettiğimiz mahkeme kararı, bir hukuk zaferi ve adaletin tecellisi gibi anlamlar taşımamaktadır. Katliamı gerçekleştirdikleri ayan beyan açık olan sanıkların bir kısmı hakkında 101 kere müebbet hapis cezası istemek hukuki kahramanlık değil, hukuki zorunluluk ve sadece katliamın büyüklüğünü ortaya koyan bir husustur. Ülkemizde yargıya hakim olan “bağımsız değil talimatla”, “kendi başına dert almayacağı” karar verme pratiği bu katliam davasında da gerçekleşmiştir. Kaldı ki mahkeme 101 değil 100 kere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermiştir. Katliam ağır yaralılarından sonradan kaybettiğimiz Mustafa Budak’a unutmuş, adeta hukuku ve vicdanları katletmiştir. Mahkeme, iğneyle kuyu kazar gibi dosyayı inceleyen biz avukatların, birçok bilim insanının görüşleriyle olgunlaştırdığı iddia ve taleplerini yok sayarak, adeta hukuki bir garabete imza atmıştır. Çünkü;

-Karar duruşması Sincan Kapalı Cezaevi Mahkemesi Salonu’na alınarak dava kaçırılmıştır:

Bugüne kadar yaralılar ve yakınlarını kaybeden aileler, duruşmaları büyük bir sabır ve sükunetle takip etmişlerdir. Her duruşmaya kilometrelerce yol kat ederek gelmiş, adaleti aramışlardır. Acılarının adil bir kararla biraz olsun dinmesini umut etmişlerdir. Ancak bu sabır henüz aydınlanmamış katliamın kapatılmak istenmesini gösteren savcılık mütalaasından sonra tükenmiştir. Vicdanlarının yaralandığını ifade eden adalet çığlığı karşısında mütalaa geri çekilmesi gerekirken, Mahkemeye heyeti davayı kaçırmayı tercih etmiş ve son duruşmanın şehrin bir ucundaki Sincan Cezaevinde yapılmasına karar vermiştir. Katliam davalarının, siyasi davaların görülmesi gereken illerden veya merkez adliyelerden kaçırılması pratiğinin devamı olan bu karar, davanın mağdurlarının cezalandırılmasına dönüşmüştür. Davalarını takip etmek isteyen müvekkillerimiz defalarca aramalardan geçirilmiş, kolluğun keyfi müdahalesine maruz kalmış, kendi dosyalarının görüldüğü duruşma salonuna zaman zaman alınmamışladır.

-Katliamın gerçekleşmesinde kusuru ve sorumluluğu bulunan hiçbir kamu görevlisi yargılamaya
dahil edilmemiş, devletin sorumluluğunun üstü örtülmüştür:

Katliamda kamu görevlilerinin sorumluluğu belki de hiçbir olayda olmadığı kadar açıkça ortaya çıkmıştır. Dosyanın aceleyle bitirilmesinin bir sebebi de dosyaya getirilen her belgenin altından kamu görevlilerinin sorumluluğunun açığa çıkmasıdır. Bu belgelerden en çarpıcı olanı İçişleri Bakanlığı’nın kendi raporudur. İçişleri Bakanlığı Müfettişlerince olaya ilişkin hazırlanan Mülkiye Müfettişleri Raporu Ankara, Adana, Gaziantep ve Kilis vb. yerlerde görev yapan birçok kamu görevlisinin bu katliama yol verdiğini ortaya koymaktadır. Buna rağmen Mahkeme Heyeti ve Savcılık bu kişilerin davamıza sanık olarak dahil edilmesi hususunda yeterli çaba içerisinde olmamış, tanık olarak dinlenmesi taleplerini de gerekçesiz reddetmiştir.
Yine dosyada yer alan Gaziantep Ağır Ceza Mahkemelerinden gelen dosyalar, sanıkların iletişim tespiti dosyaları, Gaziantep ve ülkenin çeşitli yerlerinde kamu kurumları ile yapılan yazışma yanıtları da dava konusu katliamın sorumluluğu konusunda çok geniş bir devlet sorumluluğu olduğuna işaret etmektedir. Bütün bunlara karşın, adeta “Devlete dokundurmayız, alın size IŞİD’lilerin bir kısmı bunlara yetinin!” denilerek adaleti değil, suç işleyen kamu görevlilerinin sorumsuzluğunu esas alan bir tavır içerisinde olunmuştur.

-Sanık olan IŞİD’liler bakımından verilen cezalar yetersizdir:

Eksik soruşturma neticesinde hazırlanan iddianame ile sanık haline gelen IŞİD’lilerle yetinilmesini
isteyen yargı, onlar hakkında dahi fiillerine uygun cezalar vermemiştir. 10 Ekim Ankara Gar katliamında birebir görev almamış olsa dahi, ülkenin kan gölüne dönmesine ant içmiş, aralarında canlı bomba olanların dahi bulunduğu sanıklara, yalnızca örgüt üyeliğinden ceza verilmesi, bundan sonraki katliamların yolunu hazırlamanın bir adımıdır. Kaldı ki, bölgenin tamamını örgütleyen, uzun yıllardır kanlı planların askeri olmuş ve katliam örgütlenmesine iştirak etmiş, duruşmalarda dahi vahşi tavırlarını sürdüren sanıklar için beş-altı yıl sonra cezaevinden çıkmalarına olanak sağlayan bir ceza verilmesi, adalet değildir.

-Firari veya ismi tespit edilemeyen katliamla bağı olan IŞİD’lilerin tespiti yapılmamıştır:

Katliamı planlayan sanıkların 16’sı halen firari olup, şu an ülkenin çeşitli yerlerinde IŞİD faaliyetleri yürütmeye devam etmektedirler. Yine dosyada net kamera görüntüleri ve fotoğraflarıolan ancak isimleri tespit edilemeyen, katliam planlayıcısı olan onlarca kişi vardır. Mahkeme Heyeti bu kişilerin tespiti ve yakalanması hususundaki tüm taleplerimize yok saymış, adeta bu sanıkları ödüllendirmiştir. Basına da yansıdığı üzere firari sanıkların bir kısmının hala ülkede izlerine rastlanmaktadır, bilerek ve istenerek yakalanmamaktadırlar. Mahkeme verdiği kararla, bu süreci doğuran sorumluluk zincirinin bir parçası olmuştur.

-Mevcut sanıklar dışında katliamla ilişkili kişiler dosyaya dahil edilmemiştir:

Sadece kamu görevlileri değil, olayın birtakım failleri de dosyadan kaçırılmıştır. Katliamla birebir bağı olduğu açık olan failler, başka dosyalarda, sessiz sedasız yargılanmış ve dosyaları kapatılmıştır. Mahkeme başından beri tespit edilen bu kişilerin yargılanmasına olanak sağlamamış, bilakis ortaya çıkan bilgileri görmezden gelmiş, bu kişileri mahkeme huzuruna dahi çıkarmaktan imtina etmiştir.

-10 Ekim Ankara Gar Katliamı insanlığa karşı suçtur! Bu gerçek yok sayılarak karar verilmiştir:

Davanın başından itibaren, dosyanın avukatları olarak IŞİD katliamlarının insanlığa karşı suç olduğunu defalarca beyan ettik. Dava dosyasına, bilim insanlarınca hazırlanmış uzmanlık raporları da sunarak bu konuyu açıkça ortaya koyduk. Mahkeme heyeti, katliamı devlete karşı suç kapsamında değerlendirmiştir.

Bu katliam insanlığa karşı suç işleyen IŞİD tarafından barış isteyen insanlara, insanlığa karşı yapılmıştır. Türk Ceza Kanunu m. 77’de “insanlığa karşı suçlar” düzenlenmiştir. Katliam sözkonusu maddeye harfi harfine uymaktadır. Eğer böylesi bir olayda dahi bu madde uygulanmayacaksa neden kanununa konulmuştur? İnsanlığa karşı suç hükmünün uygulanması için kaç kişinin ölmesi gerekmektedir? Zamanaşımı olmayan İnsanlığa karşı suçun varlığının yok sayılmasının en basit sonucu, başta firariler olmak sanıkların bir zaman sonra zamanaşımından yararlanarak ceza almaktan kurtulmalarıdır.

Tüm bu yargılama sürecinde adaletin gerçekleşmesi için her türlü desteği sunan bilim insanlarına;
kurum ve kuruluşlara, havuz medyası dışındaki basın organlarına, ama en çok da inatla davayı takip eden yaralılara ve katliamda yakınlarını kaybeden ailelere, bütün müvekkillerimize teşekkür ederiz. Özellikle ailelerin beyanları ve adalet ısrarları olmasaydı, muhtemelen davamızdaki birçok sanık tahliye edilmiş ve şu an dışarıda başka bir katliamı planlıyor olacaktı. Yine Mahkeme’nin sadece Ankara’daki kamu görevlileri için ve sadece bir kez yaptığı suç duyurusu da yapılmamış olacaktı. Nitekim sanıklar için talep edilmiş “rekor” cezalar da esasen bu ısrar ve takibin sonucudur.
2 Ağustos günü verilmiş olan bu karar bu dava için bir son değildir. Yürütmüş olduğumuz büyük adalet mücadelesi gerçek sorumluların kimler olduğunu açığa çıkarmış ve bütün ülke kamuoyu tarafından bu durumun bilinir hale gelmesini sağlamıştır. Davanın firari sanıklar açısından devam edeceğini, bu aşamayı aynı ısrar ve çalışma ile takip edeceğimizi belirtmek isteriz.
Katliamda kast ve ihmal suretiyle sorumluluğu bulunan her kademedeki kamu görevlisinin yargılanması için yapılması gereken bütün hukuki girişimleri inatla ve ısrarla sürdüreceğiz. Beyaz Toros, beyaz bere ve beyaz ayakkabıların bir daha can almaması için gerçek sorumluların cezalandırılmasına kadar adaletin peşinde olacağız."