Ali ARTUN


Müzeleri, kültür-sanat vakıflarını, açtıkları sergiler, düzenledikleri konserler, film ve tiyatro festivalleriyle tanıyoruz. Ve tabii bunları sahneleyen sanatçılarla tanıyoruz. Ama bütün bu gösteriyi yöneten sahne arkasındakileri pek tanımıyoruz. Oysa bu kurumlara karakterini veren, onların toplumsal, ekonomik, ideolojik formasyonunu belirleyen bu perde arkasındaki yöneticiler. Bu kurumlar arasında en etkin olan muhakkak ki yarım asırdır faal olan İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV). Kültürün ve sanatın özelleştirilmesinde, kamu yönetiminden şirket yönetimine devrinde başı çeken o. Yurt içindeki ve yurt dışındaki bienal ve festivallerle ilgili olarak yetkilendirilmiş olan devletin taşeronu o. Sanatı bir “katma değer” gibi görerek, sanat vasıtasıyla İstanbul’u ‘satıp’ küresel metropoller arasına sokmayı amaçlayan gene İKSV. Kültür politikalarının tasarlanmasında da önde.

Ağustos’ta İKSV bir yönetim değişikliği gerçekleştirdi. Uzun yıllardır vakfın dokuz kişilik yönetim kurulunda görev yapan altı üye mütevelliler kuruluna transfer oldu. Bunlar, Nuri Çolakoğlu, Tayfun İndirkaş, Prof. Yekta Kara, Tuncay Özilhan, Ethem Sancak ve Prof. Dr. Münir Ekonomi. Onların yerine, Medeni Hukuk Profesörü Prof. Dr. Teoman Akünal Türk; Garanti BBVA Kurumsal, Yatırım Bankacılığı ve Global Piyasalardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ebru Dildar Edin; Palo Alto Networks Küresel Pazarlama ve İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Zeynep İnanoğlu Özdemir; Google Türkiye Ülke Direktörü Mehmet Keteloğlu; McKinsey & Company Doğu Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Türkiye Bölge Başkanı Özgür Tanrıkulu getirildi. Diğer üyeler, İstanbul Bienali 2007-2026 sponsoru Koç Holding’in Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü Oya Ünlü Kızıl, İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kocabıyık başkan yardımcısı ve Bülent Eczacıbaşı başkan (T24 10 Ağustos 2021).

Görülüyor ki, kültürü ve sanatı yönetiyor olmasına rağmen İKSV’nin başındaki kadroda tek bir kültür sanat temsilcisi yok. “Kamu yararına” çalışıyor olmasına rağmen bir tek kamu temsilcisi, örneğin sanat tarihçisi bir öğretim üyesi, yok. Hemen hepsi şirket patronu veya yöneticisi; hükümran unvanlarıyla işletmeciler ve iletişimciler. Bu tablo, yönetimi adeta İKSV ile içi içe olan ve Oya Eczacıbaşı’nın başında olduğu İstanbul Modern Müzesi için de geçerli. Bu durum bir yana, İKSV ve İstanbul Modern yönetimlerinde Ethem Sancak gibi, Egemen Bağış gibi sicilleri gayet kuşkulu AKP 'hastaları' da var. Yakınlarda Meclis Başkanlığı’na verilen bir soru önergesinde, Brezilya polisinin 1,5 ton kokainle yakaladığı özel uçağın Ethem Sancak’a ait olduğu iddia ediliyordu. 2014 yılında TMSF’den ticari ve askerî araç üreten BMC (British Motor Company) şirketini almış, Kara Kuvvetleri’ne ait tank-palet fabrikasını özelleştirmiş ve sonra da gidip hisselerin neredeyse yarısını Katar ordusuna devretmişti. O kadar Tayyip Erdoğan hayranıydı ki, “gördükçe [ona] âşık olduğunu” ilan etmiş, “anam, babam, çocuklarım sana feda olsun Erdoğan” diye seslenmişti. Ethem Sancak, İKSV mütevellisi olmasının yanı sıra İstanbul Modern’de Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak da görevini sürdürüyor.

Ethem Sancak

Ethem Sancak’ın yanı sıra AKP hükümetinin eski Avrupa İşbirliği Bakanı Egemen Bağış da İstanbul Modern’in açılışından bu yana yönetim kurulunda yer alıyor. Bilindiği gibi, 2013 yılındaki 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu ertesinde Egemen Bağış ve üç bakan arkadaşı hakkında soruşturma açılmış ve bakanlar Yüce Divan’a gitmekten kıl payı kurtulmuştu. Daha sonra Erdoğan, Bağış’ı halen de sürdürmekte olduğu Prag Büyükelçiliği’ne atamıştı.

Bülent ve Oya Eczacıbaşı, Egemen Bağış

İKSV Yönetim Kurulu’nun yeni üyeleri arasında Google Türkiye direktörünün de bulunması dikkat çekiyor. Google, kültürün ve sanatın dijitalize edilerek, gittikçe yaygınlaşan NFT çılgınlığında görüldüğü üzere, imha edilmesinin başını çekiyor. Aynı zamanda “dijital kolonyalizmin” önderi. İletişim alanında kurduğu denetim, gözetim konusunda ipliği pazara çıkmış. Amerika’da açılmış birçok davanın yanısıra hakkında Senato araştırması da mevcut. Avrupa’da da itibarı beş paralık. Bütün dünyada aydınlar ve sanatçılar tarafında protesto ediliyor. Protesto hareketleri arasında en yaygın olanı “fuck Google”; Berlin halkını ayağa kaldırarak şirketin orada bir kampüs açmasını engellemiş.

Çağımız filantropik kapitalizm çağı. Bütün kamusal haklar ve varlıklar gibi eğitim, kültür, sanat da korporasyonların hayırseverliğine emanet. Onun için yukardaki tablo, oldukça ölçüyü kaçırmış olsa da, küresel çapta bir istisna sayılmaz. Ne var ki, Google’ın Berlin’den atılması benzeri, Sackler gibi öldürücü ilaçlar üreten tekelleri, BP gibi doğa canilerini müzelerden süren karşı, kamusal sanat olayları da sürüyor. Sanat, şirketlerin himayesine direniyor.


Bu yazı ilk kez sanat tarihi ve eleştirisi dergisi E-Skop'ta yayınlanmıştır.