ABD’de 11 Eylül’de gerçekleştirilen İkiz Kule saldırılarının ardından ABD’nin işgal ettiği ülkelerden biri olan Irak, 10 Ekim’de seçim yapacak. Saldırıların 20’nci yılında ABD işgal ettiği Irak’tan çekilme hazırlıkları içerisinde. ABD, İran ve bölge ülkelerinin nüfuz alanına dönüşen Irak, son dönemlerde siyasi ve toplumsal ekonomik çalkantılarla boğuşuyor.

Başbakan Mustafa el-Kazımi tarafından, 6 Haziran’da yapılması planlanan seçimler, 10 Ekim’e ertelendi. Parlamentoda 54 sandalyeye mensup en büyük siyasi blokun lideri Şii din adamı Mukteda el Sadr’ın seçime katılmayacağını iletti. Irak Komünist Partisi, El Minber Koalisyonu ve 20 üyesi ise “Hazır değiliz” denerek ertelen Irak seçimlerini boykot edecek. Başta Irak Komünist Partisi olmak üzere Eyad Allavi liderliğindeki El Minber Koalisyonu, Salih Mutlag ile 20 koalisyon üyesi geçen ay seçimi boykot ettiklerini açıkladı.

Birgün'den Zilan Akay'ın haberine göre; Irak Komünist Partisi Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Salam Ali, 2003’ten bu yana ABD işgalinin sürdüğü Irak’ta, seçim gündemini, dış müdahaleleri ve ekonomik krizi değerlendirdi. Ali, boykot kararını serbest ve adil işleyen bir seçim süreci yaşanmadığı için aldıklarını söyledi. Irak’ta yabancı güçlerin varlıklarını ve üslerini reddettiklerini belirten Ali, “Ortadoğu halkı kendi kaderini hür iradesiyle belirlemelidir” dedi.

OY SATIN ALMALAR BAŞLADI

Irak Komünist Partisi’nin boykot kararı almasının nedenlerine değinen Ali, 2019'daki halk ayaklanmasının gündeme gelen erken seçim talebinin değişim getirmeyi amaçladığını ancak seçim yasasının değiştirilmesi başta olmak üzere hile ve manipülasyonların halkta derin endişeler oluşturduğunu söyledi. Seçim yasasının yöneticilerin ve egemen blokların çıkarlarına hizmet etmek için parlamento tarafından değiştirildiğini dile getiren Ali, “Oy satın almalar başladı. Yozlaşmış politikacılar ve partileri herhangi bir kontrol olmadan cömertçe para harcadılar. Bunları engellemesi gereken ve silahlı oluşumlara sahip siyasi partilerin seçimlere katılımını yasaklayan Partiler Kanunu uygulanmadı. Oy verme sürecindeki utanç verici hile ve manipülasyonun tekrarlanmasını önlemek için etkili önlem alınmadı” dedi.

Serbest ve adil seçim koşullarının yokluğunda, 10 Ekim’deki seçimlere katılım, yalnızca ülkedeki felaket durumundan sorumlu olan aynı yozlaşmış siyasi sistemin yeniden üretilmesinde gizli anlaşma anlamına gelir” diyen Ali, şöyle devam etti: “Artan suikastlara ve diğer suçlara son vermek için kesin ve caydırıcı önlemler alınmadığı süre boyunca seçimlere katılımı askıya aldık. Silahlı grupların ve suikast mangalarının varlığını sürdürmesi ile herhangi bir ifade özgürlüğü ve seçim yarışı olamaz.”

YABANCI ASKERİ GÜÇLERİ REDDEDİYORUZ

ABD-Irak Stratejik Diyaloğu’nun, temmuzda Dördüncü Turu’nun sonunda yayımlanan nihai açıklamaya göre ABD muharebe güçlerinin varlığı 31 Aralık’a kadar sona erecek. ABD’nin Irak işgalini ve içişlerindeki müdahaleyi değerlendiren Salam Ali, partilerinin yabancı askeri varlığını ve yabancı üsleri reddettiğini vurguladı.

ABD varlığının sona erdirilmesinin vatansever bir talep olduğunu ifade eden Ali, şöyle konuştu: “Irak'ın bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı, bölgesel ve uluslararası düzeyde diğer devletlerle dengeli ve adil ilişkiler geliştirmek gerekli. Ülkemizin içişlerine müdahale edilmesini reddediyoruz.”

İŞGAL DEMOKRASİ GETİRMEZ

ABD işgalinin, Irak Komünist Parti tarafından desteklendiği yönündeki iddiaların gerçekdışı olduğunu aktaran Ali, “Her şeyden önce, bu iddiaları çürütmek önemlidir. Saddam'ın faşist diktatörlüğüne karşı mücadelede önemli bir güç olan Irak Komünist Partisi, ABD savaşını kesin olarak reddetmiştir ve bunun yalnızca işgal ve askeri yönetimle sonuçlanacağına demokrasi getirmeyeceğine işaret etmiştir” diye konuştu.

Uluslararası ve bölgesel gelişmelerin Irak'taki iç durumda yaşanan karmaşıklığı artırdığına işaret eden Ali, “Dış müdahale ülkedeki her şeyi kapsayan krizin derinleşmesinde önemli faktörlerden biri haline geldi” dedi. “ABD ve müttefikleri ya da Türkiye ve İran gibi bölgesel güçler tarafından yapılan dış müdahaleler de yoğunlaştı” diyen Ali, “Türkiye'nin kendi ulusal güvenliğini savunma bahanesiyle Irak Kürdistanı'na askeri saldırganlığı, Irak'ın ulusal egemenliğinin açık ihlalleri ile sınırlı değil. Aynı zamanda, bazen hükümetin oluşumunu etkileme noktasına kadar, iç siyasi işlere doğrudan müdahaleyi de içerir. Örneğin, El-Kadhemi hükümetinin, önceki başbakanın halk ayaklanmasının baskısı altında istifaya zorlanmasının ardından ABD-İran uzlaşmasının bir sonucu olarak Mayıs 2020'de ortaya çıktığı iyi bilinmektedir” ifadesini kullandı.

Ortadoğu'da barış için ABD emperyalizminin ve onun gerici müttefiklerinin savaş kışkırtıcı planlarını yenmek gerektiğini vurgulayan Ali, şunları aktardı: “Barış için işgalcilere karşı, ilerici güçler arasında geniş bir birlik geliştirilmesi gerekiyor. Ortadoğu halklarına yönelik dış emperyalist tehditleri kınamak ve barış davasına verilen desteğin insani ve demokratik haklarını savunmak ve her türlü baskıyı reddetmek son derece önemli. Bu, Irak deneyiminden çıkarılan hayati derslerden biridir.”

KRİZİN NEDENİ İŞGALCİLER

Yaşanan ekonomik sıkıntılara, işsizliğe yoksulluğa ve açlık oranlarına değinen Ali, bu tabloya sebep olanların işgalci güçler ve hükümet olduğunu aktardı. Ali, şunları kaydetti: “Resmi istatistiklere göre 40 milyon kişi yoksulluk sınırının altında. Kriz, işgalci yönetimin ve Irak hükümetlerinin yolsuzluk ve beceriksizlikle izledikleri politikalarla yakından bağlantılı. Bu politikalar, sosyal gerilimleri yoğunlaştırdı ve zengin bir yönetici azınlık ile yoksulluk ve kötüleşen yaşam koşullarından mustarip insanların ezici çoğunluğu arasındaki uçurumu derinleştirdi.”

Ali, ekonomik krizin 2003’ten beri derinleştiğini ve petrol gelirlerinin yatırım ve kalkınma için kullanılmadığına dikkat çekti. Ali, Irak ekonomisinin düzelmesi için atılması gereken adımları şöyle sıraladı: “Hükümetin neoliberal ve açık piyasa politikasını terk etmesi gerekiyor. Petrol gelirlerine olan bağımlılığın kademeli olarak azaltılmasına acilen ihtiyaç var. Askeri harcamalar azaltırken ulusal üretken sektörler geliştirilmelidir. Yaygın yolsuzluğa karşı ve çalınan parayı geri almak için ortak bir kampanya yapılmalıdır. Derin ekonomik reform, yozlaşmış etnik-mezhepsel güç paylaşımlı siyasi sisteme son vererek ve sosyal adalete dayalı demokratik bir sivil devlet inşa edilmelidir.”