Mehmet CAN


Amasya ve Sivas kongrelerinde Kürtler için özerklik bahsi geçiyor, fakat Lozan’da bu konu konuşulmuyor.

Protokolde geçmiş, unutmamak gerekir ki protokoller imzalanır, gerçek imzalar atılmaz. Türk egemenleri de bunu yapmıştır. Protokoller ön antlaşmadır. Gerçek antlaşmalar değildir. Ön antlaşmalar, sürecin başında her iki tarafın da kabul ettiği noktalardır. Gerçek anlamda bu ön protokollerin geçebilmesi ve kalıcı olabilmesi için iki ülkenin, tarafların meclisinde kesin son imzaları atmaları lazımdır, bunun dışındaki bütün girişimler kağıt üzerinde kalmaya, uluslararası hukuk çerçevesinde geçerliliği olmayan soyut girişimler veya başlayan sürecin yarım kalması olmaya mahkûmdur. Ön antlaşmada böyle bir durum var, özerklik durumu, fakat antlaşmada gözükmüyor.

Mustafa Kemal, Amasya ve Sivas kongrelerinde Kürtlere özerklik sözlerini verdi de Lozan’da neden hiçbir şey söylemedi? Peki Mustafa Kemal bu sözleri verdi de iç içtihatta niye hiçbir şey yapmadı? Demek ki, Mustafa Kemal inkâr etmiyordu, fakat hiçbir hak da tanımak istemiyordu. Kürtlerin azınlık değil kurucu unsur olduğunu söylüyor Türk egemenleri yıllarca, madem kurucu unsurdur Kürt halkı, o zaman dil hakkı, öğrenim hakkı ve kültürel hakkının olması lazım. Bunların hiçbirisi yok, yani bir ulusu ulus yapan bütün donelerin üzeri çizilmiş ve inkâr edilmiştir. Lozan’da tam inkâr yok aslında. Kürtler Lozan’da inkâr edildi, Kürt bahsi hiç geçmedi gibi bir durum yok, Kürt’ün bahsi Lozan’da geçiyor ama nasıl geçiyor, buna bakmak lazım. Lozan’da eğer süreç doğal seyrinde işleseydi, adam der ki ben sınırlarımı yaptım, ondan sonra gelin Kürtler iç içtihattı da konuşalım ne yapabiliriz dediği zaman kandırmamış olur seni Lozan’da, ama bunu demediği zaman kandırmış olur seni Lozan’da, nitekim öylede oldu. Kürt’ü yanında Türk egemenleri ‘çanta’ gibi taşıdı.

Yazar Ayşe Hür’ün Öteki Tarih kitabında da belirttiği gibi, 20 Ocak 1921’de TBMM’de kabul edilen 23 maddelik Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun idare başlığı altında toplanan 12 maddesi, vilayet ve kazaların özerkliğinin nasıl hayata geçirileceğine ayrılmıştı. Kürtler bu maddeleri anayasada ‘Kürtlere özerklik’ diye yorumladı. Böyle yorumlanmalı mıydı, yazara katılmak ile beraber, bence de yorumlanmamalıydı, neden? Bu maddeler ile 1924’e kadar Kürtlerin desteğini alıp içeride bir olay yapmamasını sağlıyorlardı Türk egemenleri. Özellikle günümüzdeki Kürt ulusalcıları veya HDP çevresi, 1921 Anayasası’na bol bol göndermeler yaparak 1921 anayasasını olumlarlar. Oysa 1921 anayasası, 1924 Anayasası’na giden sürecin önünü açmıştır. Mustafa Kemal, Başkumandanlık yetkisi başta olmak üzere tek adam, gücünü tek elde toplanması olgusunu bu dönem ele geçirmiştir ve buradan aldığı güç ile halkların ve diğer muhalif kesimlerin önüne 1924 inkârcı anayasasını koymuştur. Kürt’ün bahsinin 1921’de geçmesinin bir kıymeti harbiyesi yok, demokrasi denen şey bir bütün olarak gerçekleşmesi gereken bir şeydir. Sadece senin bahsin geçiyor diye 1921 anayasasının demokratik bir anayasa olduğu anlamına gelmez bu. İsminin de nasıl ve ne şekilde geçtiğini belirttik.

Diğer bir konu ise El Cezire Kumandanlığı’na verilen talimat. Kürt halkına özerklik konusunda TBMM zabıtlarına geçmiş tek belgedir. O zamanki ismiyle Büyük Millet Meclisi'nin El Cezire Irak cephesi Kumandanlığı’na 27 Mayıs 1921 tarihinde yazdığı talimattır. Güney Kürdistan’ın özerkliğinden bahsediliyor burada, Kürdistan’ın bütününü kapsayan bir özerklik değil söz konusu olan. Esasında özerklik derken işte bakın biz burada özerk bir yer oluşturuyoruz, Türkiye için Lozan’da Musul’u alabilmek için kurgulanan bir hikaye, gel gör ki İngiltere Lozan’da bu hikayeyi yemiyor. Süreç Türkiye’nin oluşturmak istediği sahte Misak-ı Milli’nin aleyhine işliyor. İngiliz şuna bakıyor ve bunun dışındaki hiçbir şeyi dert edinmiyor, kendisi o toprağı kullanabilecek mi Türkiye’nin elinde olduğu zaman.

Lozan öncesi Mustafa Kemal ve çevresinin bir şey yapması, Kürtler ile ilgili bir adım atması lazım ki biz Türkler ve Kürtler kelimesinin altını doldursun. Göstermelik adımlar atıyor, somut, samimi gerçek anlamda Kürt halkının ulusal ve demokratik taleplerini karşılayan adımlar atılmıyor hiçbir zaman. Dolayısıyla günümüzde tekrardan gündemleşen özyönetim, Kürtlere özerklik tartışmalarının geçtiği şu günlerde, umarım Kürt halkının temsilcisi olduğunu iddia eden siyasal hareketler ve TC egemenleri geçmişten dersler çıkarmasını becerebilir ve süreç kesintiye uğramadan yoluna devam edebilir. Neredeyse 100 yıla yakın bir zamana yaklaşacağımız bu zaman diliminde, Kürt halkı başta olmak üzere halkların boşa akıttığı bu enerji, halkların ulusal ve demokratik talepleri başta olmak üzere, insanlara daha yaşanılabilir bir Orta Doğu ve dünya çerçevesinde kullanılıp boşa giden zamanların telafisi için değerlendirilir.