Şanar Yurdatapan


Abdurrahman Dilipak, dünyanın bir ucunda, ben diğer ucunda…

Ben bir ateist, o bir Müslüman.

100 konunun 95’inde anlaşamayız, referanslarımız farklı.

Benimki akıl ve bilim, onunki Kur’an-ı Kerim.

Ama neden 95 konuda 95 yıl didişmek yerine anlaştığımız 5 konu için birlikte çalışmayalım?

Mesela, neden düşüncelerini ifade ettikleri için başları belaya giren insanların -o kişiler hangi kesimden olursa olsun, görüşlerine katılsak da, katılmasak da- suçlanan düşüncelerini yeniden yayınlayarak suçlarına katılmayalım, savcıya kendimizi ihbar ederek onlarla birlikte yargılanmayalım?

Mesela, neden okuyucunun birçok konuda bu iki farklı görüşü yan yana okuyarak karşılaştırmasını sağlayacak “Yeşil ile Kırmızı” adlı kitaplar yazmayalım, yayınlatmayalım?

Mesela, neden 1 Mart 2003’te elele TBMM’ne gidip Türkiye’nin savaşa sokulmaması için milletvekillerini uyarmayalım?

Mesela, neden “Birimizin Derdi Hepimizin Derdi” adlı bir hareket başlatıp, İHD, Mazlumder, Mezopotamya Kültür Merkezi, TGTV gibi farklı örgütleri de katıp, bir derdi olanları -mesela Ülkü Ocaklarının tehdit ettiği Hrant  Dink ve AGOS’u- hep birlikte ve HEMEN ERTESİ GÜN ziyaret edip yalnız olmadıklarını bildirmeyelim, hatta gerekirse en yakın savcılığa gidip suç duyurusu yapmayalım?

Mesela, neden illerde sivil toplum temsilcileriyle seçilmiş milletvekilleri ve Belediye Başkanlarının ayda bir toplanarak genel ve yerel sorunları yüz yüze tartıştıkları, toplumsal DİYALOG amaçlı Türkiye küçük Millet Meclisleri oluşturmayalım?

Az tepki görmedik bu işleri yaptığımız için.

-        Ne işin var senin o yobazla?

-        Ne işin var senin o dinsizle?

Yanıtımız hazırdı.

-        Benim onunla Cuma namazına gitmek gibi bir işim yok.

-        Onun da benimle Nevizade’de kafayı çekmek gibi bir işi yok.

-        Ama yapılacak çok işimiz var, çok.

-       Depremde enkaz altından can kurtarmaya çalışırken yanımdakine dönüp hangi partiye oy verdiğini mi sormalıyım?

Dilipak’ın bu işbirliği yüzünden nelerle karşılaştığını kendisi bilir. Ama ben çok aşağılamaya uğradım. Kaç kez, yolda veya bir toplantıda yeni tanıştırıldığım birine uzattığım elim havada kaldı. Bu nedenle elimi sıkmaya tenezzül etmeyen kişilerin iğneleyici ve aşağılayıcı sözlerine muhatap oldum.

Şimdilerde, birçok sosyal medya ağında “Kendi mahallemize saplı kalmayalım, bizim gibi düşünmeyenleri de bu harekete kaymaya çalışmalıyız” görüşlü ağır basıyor. Çok geç de olsa çok olumlu. Ama yapmaya kalkışınca “armudun sapı var, üzümün çöpü”.

Birlikte bir iş yapmak için bu işe girişeceklerin her konuda bizimle aynı düşünmesini istemek ne kadar akla uygun? Unutmayalım ki, her konuda bizimle aynı düşünen tek kişi var Dünyada: Kendimiz. (O da onunla barışıksak tabii…)