Kayseri Bünyan 2 Nolu T Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan seçilmiş Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı, Yeni Yaşam gazetesinden Gülcan Dereli ve Hüseyin K. Akçadağ’ın sorularına yanıt verdi. Fakat Mızraklı’nın gönderilen sorulara yanıt verdiği mektubunun giriş kısmı sansüre uğradı. Ayrıca Mızraklı'nın mektubuna eklediğini belirtiği şiir de gazetecilerin eline ulaşmadı. 

Selçuk Mızraklı’nın kendisine yöneltilen sorulara verdiği yanıtların bir kısmı şöyle:

Bir hekimsiniz. Vaktiniz nasıl geçiyor, günlük yaşamınız nasıl seyrediyor? Koronaya karşı bir önlem alma imkanınız var mı?

Bulunduğumuz koşullar; son bir buçuk yıldır yaşadığımız pandemi süreci ile birlikte kaçınılmaz olarak daha izole ve daha zorlu bir hal aldı. 

Koğuşumuzun tutuklu koğuş olması nedeni ile zaman zaman gidenler ve gelenler oluyor. Gelenlerle zenginleşiyor, gidenlerle yoksullaşıyoruz. Bizim mahallelerde en değerli olan insan, tahliye olsa bile buruk bir sevinç hali oluyor ama hükümlüye geçiyorsa işte o zaman ağır bazlı ve bolca politik şarjlı dirayet ve metanet konuşmaları yapıyoruz. Gencecik insanların siyasal gerekçelerle yaşadıkları ömürden daha fazlası ile hükümlendirilmeleri duygularımın negatif kutbunda yükselmeler yaratıyor. Yaşlandıkça insanların daha çok sinirlerine sahip olduğu sanılır ama ya otonom sinir sistemi, hele hele gözyaşı bezlerine gidiyorsa...

İki gazete alıyoruz. (Birgün ve Karar). Gazeteler dezenfeksiyondan sonra bir gün gecikmeli olarak veriliyor. Zihniyeti ve yayıncılığı siteril olmasına rağmen maalesef gazetemiz ve Evrensel duvarlardan bu tarafa geçemiyor...

Avukatlardan öğrenebildiğim kadarıyla kadın cezaevinde covid geçirenler oldu. Fakat benim bulunduğum tarafta hastalanan olmadı. Biz de buranın ölçekleri çerçevesinde bol çamaşır sulu, bol sabunlu yaşam düzenine geçtik. Dışarıdan gelen malzemeler çerçevesinde cezaevinin aldığı tedbirler oldukça tatminkar düzeyde. Bu dünyanın en önemli problemi tıbbı yardım olması gereken, akut ya da kronik sorunları olan mahpusların yeterli desteği alamaması. Bu sadece sevk sorunlarından kaynaklanmıyor. Hizmet sunucusu durumunda olan hastaneler pandemi düzenine geçmiş, elektif tedaviler erteleniyor, arada olan buradakilere oluyor.

Kitap çalışmanız var mı? Biraz anlatır mısınız neler okuyorsunuz?

Notlarımı, kısa yazılarımı (değerlendirme ve çözümlemeler) bir araya getirince inatçı bir editör belki iki kitap bile çıkarabilir. Tatminkar bir içerik, yeni ve güçlü bir ifade, geçmişten çok yarına ışık tutabilecek belirleme ve öngörüleri barındırmadığı sürece de çok anlamlı bulmuyorum. Gazetelerde çıkan değerlendirme yazıları ya da makalelerle karşılaştırıyorum. Çoğu kez birkaç gün sonra benzeri yazılar hatta bazen metaforlarına kadar uyan değerlendirmelerle karşılaşıyorum. Ama bütün bunlar beni bir kitap için yeterince motive etmiyor. Benim tarzımda yazacak birisinin rahatlıkla ulaşabileceği bir arşivin müşavere yapabileceği bir ortamın, iletişim kısıtlarının olmaması gerekiyor. En azından şu anda bunların hiçbirine sahip değilim. Hikaye veya roman tarzı bir çalışma için de gerek dilim gerekse de zihnim ve hayat dünyam yeterli değil diye düşünüyorum. Sadece cevapların sonuna küçük bir şiir denemeleri ekleyeceğim. Biz hekimler hacimli, büyük, çok sayfalı kitaplara alışkın olduğumuz için cesurca kitabın üzerine gideriz. Bu meziyeti burada fazlası ile gerçekleştirme fırsatım oldu. Otuz kusür bin sayfa okudum desem az söylemiş olurum. Bazen bilmek, bazen keyiflenmek için okurum. Şu an keyifle okuduğum yazarlardan Tanıl Bora’nın “Cereyanlar" kitabını okuyorum. Arkadaşlar sağ olsun beni kitapsız bırakmıyor, hatta Orhan Pamuk’un elinizden bırakmamacasına okuyacağınız “Veba Geceleri”ni iki ayrı arkadaşım da göndermişti. Başladım ve bitirdim. Sırada Zülfü Livaneli’nin ‘Balıkçısı’ olacak.

HDP’yi kapatma tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ah şu siyaset!, aydınlar! Ve aklı eren herkes HDP’nin üzerinde 2014’ten bu yana sallanan kılıcın HDP’yi kesmeyeceğini ama demokratik siyaset kulvarlarını ve itiraz kanallarını keseceğini öngörebilseydi. Başta siyaset kurumu olmak üzere ahlak sahibi her yurttaş “kendine Müslüman” olmayı bir kenara koymalı. Demokrat, devrimci, yurtsever, bir taban dinamiği sonucu ortaya çıkmış bir parti kapanmaz. Ayrıca içine de kapanmaz. Cervantes'in kahramanı Don Kişot gibi yel değirmeninin var olması ihtiyacı da cabası. HDP siyaseti toplum-politika-ahlak üçgeninde olgunlaşan, zamanın ruhunu ve ihtiyaçlarını karşılayan, toplumsallığın en diri kesimleri ile geliştirilen umut ve güvenin tarifidir. HDP otokratik-bürokratik-pragmatik bir parti değil, aromatik, organik ve demokratik bir partidir. Temsil ettiği toplumun bütün güçler ile beraber söz-temsil ve karar süreçlerine en geniş katılım ile kendini var etmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin bunu ele alma biçimi ve vereceği kararların da ülke tarihi açısından virgül koyma anlamı taşıyacağı açıktır. Anayasa değerleri, uluslararası temsil hukuku ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve Venedik Komisyonu gibi akreditasyonu önemli hukuk organları çerçevesinde doğru ve adil bir yaklaşım gösterilmesi gerekiyor. Hukuk/yargı ülkemizde her zaman siyasetin sınırlarının ve biçiminin belirlenmesinde etkili olmuştur. Yargının diğer kademelerinde günümüzde yaşananlar herkesçe aşikar. Fakat söz konusu olan anayasa yargısı olduğunda bu işin pek kolay olabileceğini düşünmüyorum. Bu karar birçok yansıması ve cephesi ile de turnusol bir karar olacaktır.

Hukukçular son AİHM kararının cezaevindeki bütün siyasetçilere uygulanması gerektiğini söylüyor. Bu konuyla ilgili sizin değerlendirmeniz nedir? 

Hukukçular çok doğru söylüyor “da” bizler niye cezaevindeyiz kısmına açıklık getirilebilse. AİHM kararında yargının verdiği kararların açık bir şekilde yürütmenin gölgesinde alınmış kararlar olduğu ve bir an önce yaşanan mağduriyetlerin ortadan kaldırılmasına işaret ediyor. AB Bakanlar komitesi de benzeri bir çağrıyı yaptı. Yargının bütün bunlara rağmen gereken adımları atmaması, alenen hukukun uygulanmaması, bizler bir yana ülkenin daha problemli yerlere taşınacağına işaret ediyor.