Oya AÇAN


İşçi sınıfının iki evladı daha katledildi. Nice acılardan nice yoksulluklardan çıkıp gelmişlerdi. Yoksun bırakıldıkları her şeye savaş açmışlardı zaman içinde, bilincin en güzel renklerine boyamışlardı hoyratlıkları, hiçe sayılmaları, insan yerine konulmamayı. Mücadele yolunu seçmişlerdi...

ALİ FAİK İLTER

“Fırtınası çalınmış işte umudun / gençliğimin şafağı da haczedilmiş”*

Cenazesine “babam geliyor” diye sarılmak için koşmuştu Ali Faik. Babasızlığı yaşamış fakat acısı içinde boğulmamıştı. Öfkesini o küçücük yaşından başlayarak  hepimizi kuşatan ve yavaş yavaş öldüren bu sisteme yöneltmişti. “Tanımadığım babam için...” diyordu ama geleceğinden çalınan her şey için mücadele ediyordu.

Çocuk yüreğine ulaşıp sorabilsek keşke... O vakit hangi acıların saplandığının ne zaman ayırdına varmıştı, nasıl düşünmüştü ölümü, babasının o cenaze arabasından çıkıp sarılacağını mı ummuştu?!. 6 yaşında bir çocuk neler geçirir aklından hiç bilmediği bir dünya üstüne kapanınca?

Ya sonraları, aklı ermeye başladığında nasıl bir araya gelmişti bütün iplikler? Nasıl halata dönüşmüştü? En güçlü parçalarından biri anası değil miydi bu halatın? Üç yıldır yağmur çamur, kar fırtına demeden itirazlarını ve haklarını o yollara dökmüş o güzelim madencilerden neler öğrenmişti? Nasıl bir bütünlük ve dayanışma bilinciydi ki bu, kendi davası için savaşırken İzmirli depremzedelerin imdadına koşmuştu. Bütün izinlerini, işçi sınıfının en büyük tatili için eylemlerde kullanmıştı…

Mücadele arkadaşlarının tanımıyla hem o denli “ince” hem nasıl böyle “derin” olabilmişti Ali Faik? Daha 26 yaşındaydı ve bir ömür geçmişti sanki acılarının üzerinden... Oysa geçmemişti, daha yürünecek çok yolları vardı ve gözleri korkmadan, arkaya dönüş bakmadan arşınladılar.

TAHİR ÇETİN

“Yavaş yavaş ölürler / Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar...”**

Tahir Çetin, Ali Faik'in babası yaşındaydı. Ömrü emekçilikle geçmiş olan Tahir Çetin, sendikal ihanete bayrak açtığında omuz başında bulmuştur Ali Faik ve onun gibi gencecik yoldaşlarını.

Babasıyla omuz omuza mücadele ediyormuş gibi gelmiştir herhalde Ali Faik'e de kimi zaman. Baba oğuldular, dahası yoldaştılar... Mücadelenin, aynı safta savaşmanın mayasında vardır çünkü bu. Yaş, cinsiyet, kültür ve eğitim farklarını silikleştirir mücadele. Tıpkı ateşin ve suyun demiri çeliğe dönüştürmesi gibi omuz omuza verilen kavga onları eğitir, zorlu süreçler olgunlaştırır. Sınıf kavgası yoldaşlaştırır!

Sovyet romanlarından fırlamışcasına elle tutulabilir Tahir Çetin'in yüzündeki ifade, gözlerindeki öfke ve kararlılık... Yüzlerce arkadaşı ölmüş, kimileri ölümle pençeleşirken insanlığını unutmayan bir sınıfın evladıdır o! “Çizmelerimi çıkarayım mı, sedye kirlenmesin” diyecek kadar inceliklidir. Kendinden önce yanında kazma sallayanı gözetir. Bu bilinç, bu ruh ve dünya görüşü bütün bu acılardan süzülerek yerleşmiştir gözlerinin içine. Bütün bu acıların ve yoksunlukların adını koyabildiği için bu kadar atılgandır o kollar.

Yüzüne yapışmış, adeta yüzü haline gelmiş kömür karasını silmek gelmez aklına; o kapitalist sistemin hepimizi bulamaya çalıştığı o kirli kara çamurla boğuşmaktadır. Bütün hayatı ve esinlediği budur Tahir Çetin'in; ölümüyle bile verdiği mesaj nettir:

İleri atılmaktan ve ölümüne direnmekten başka yolumuz yok!

(*) Refik Durbaş

(**) Pablo Neruda