Ahmet İNSEL


ARTI GERÇEK- Günümüzde birçok ülkede otoriter, tekelci, keyfi ve demagojiyi ustaca kullanan liderler hakim. Tek adam rejimleri yürürlükte. Türkiye'de Erdoğanizm, bu rejimler arasında en ön sırada yer alıyor. Macaristan'da Victor Orbal, Hindistan'da Modi, Brezilya'da Bolosonaro, Filipinler'de Duderte, farklı biçimler altında bu güçlü 'tek adam', en azından görünüşte güçlü, tek adam rejimlerinin önde gelen diğer örnekleri. 

Bazı açılardan faşizmi de andırıyor bu rejimler. Ama Nazizimden, faşizmden farklı olarak, içinde sosyalizmin bazı talepleri, bazı amaçları bu yeni rejimlerde yer almıyor. Bugün söz konusu olan olan esas olarak ulusalcı bir otoriter kapitalizm. 

Faşizm İtalya'da, biliyorsunuz tamamen değil ama önemli ölçüde sosyalist kökenden geliyor; sosyalist kökenin bir tür iğdiş edilmesiydi. Ama sosyalist kökenden geliyordu, bir kısmıyla, kadrolarıyla, fikriyatıyla. Almanya'da Nazi Paritisi'nin esas ismi de bir ayağını sosyalist ilkelere, tamamen demagojik amaçlarla basan bir yaklaşımı gayet güzel özetler: Nasyonel Sosyalist İşçi Partisi. 

Bugün populist söylemler, bu sosyalizan havayı kısmen karşılasalar da, 20'nci yüzyıldan farklı olarak post-faşizmler, neo-liberalizmin devamcısılar. Bu nedenle, sosyalist temaların yerini, geçmiş faşizmlerde az miktarda yer alan sosyalist temaların yerini, ekonomide de ulusalcı, kültürel simge ve hedeflerle doldurmaya çalışıyorlar. Söz konusu olan, otoriter nasyonel kapitalizm belki de.

Göçmen düşmanlığı, İslam veya Hristiyan düşmanlığı, cinsiyet konusunda son derefce muhafazakar tanımlar, kadın özgürlüğüne karşı mesafeli olmak, uluslararası temel hak veözgürlük ilkelerini reddetmek, oluşmuş işçi haklarını, piyasayı bütünüyle düzensizleştirerek iyice "preker" hale getiremek. "Prekarya" dediğimiz, yani insanların, çalışanların hak sahibi olmak imkanlarını da elinden alan bir piyasa düzenini gündeme getirmek ve bunların boşluğu "yerli ve milli" hukuk ve hak arayışı ile doldurmaya çalışmak, bu temalarla doldurmaya çalışmak. Bu anlamda da karşı devrimci bir dönüşüm ve yeniden yapılanmayı öngören siyasal hareketler bunlar. 

Bunları tamamlayan olgu, devlet yönetimlerinin de kuralsızlaştırılması, tek adamın iktidarda kalmaya olan ihtiyaçlarına göre gündelik olarak geçerli kuralların ihdas edilmesidir. Devletler geçmişte çetelerle, mafyalarla iş tutarlardı. Ama bunu çete ve mafyayı devlet dışında veya çeperinde tutarak yaparlardı. Tek adam rejimlerinde ise devletin kendisi çeteleşiyor. Ayrıca, yasa dışı yollarla elde edilen gelirlerin paylaşımı devletin içinde, merkezinde oluyor. 

Devletin çeteleşmesine en yakın ve çarpıcı örnek bugün Sedat Peker ve Süleyman Soylu dalaşının ortaya serdikleridir. Bunun özeti nedir derseniz, bu post-faşizmin günümüzdeki ifadesi olan yürürlükteki rejimin, artık çeteleşmiş yönetimin merkezi karagahı haline gelmiş olduğudur. İktidar olmanın, iktidarda kalmanın asli amacının bu çete faaliyetleriyle elde edilen çok büyük meblağlara ulaşan geliri kontrol etmek, paylaşmak olduğudur. 

Bir eli mafyanın, çetenin içinde olan devlet değil artık karşımızda olan. Mafyanın, çetenin devlet olduğu bir rejim demektir bu. Yeni Türkiye'nin sunduğu manzara, maalesef budur.