Ahmet Türk: 'Kimliğim yok, dilim yok, halkım yok sayılıyor; Kürt sorunu benim'
'Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı'nda konuşan Ahmet Türk, Kürt sorununu kendi yaşam öyküsü üzerinden anlattı. HEP’ten bu yana Kürt siyasetinin maruz kaldığı baskıları hatırlatan Türk, 'Sekiz partimiz kapatıldı, faili meçhuller yaşadık ama demokratik siyasetten vazgeçmedik' dedi
Artı Gerçek - İstanbul’da düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nda, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Demokrasinin ve Barışın Toplumsallaşması” oturumunda konuşan Ahmet Türk, Kürt sorununu kendi yaşam deneyimi üzerinden değerlendirdi.
Kürt siyasal hareketinin geçmişten bugüne yaşadığı baskılara değinen Türk, “Sekiz partimiz kapatıldı. Ama biz her zaman demokratik siyaseti savunduk, zulüm politikalarına rağmen vazgeçmedik. Faili meçhuller yaşadık. Pek çok arkadaşımız ortadan kaldırıldı. Ama mücadelemize devam ettik” dedi.
'ÖZAL, SİLAHLA ÇÖZÜM OLMAZ DİYORDU'
Konuşmasında 1993 yılında Abdullah Öcalan ile görüşmek üzere Şam’a gitme girişimlerine de değinen Türk, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile yaptıkları görüşmeden anılar aktardı.
Türk, Özal’ın sorunun askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini düşündüğünü belirterek, af ve siyasal çözüm yönündeki önerilerinden söz etti. Özal’ın süreç için siyasi destek arayışında olduğunu ifade eden Türk, dönemin koşullarında çözüm için bazı somut adımların tartışıldığını söyledi.
'KÜRT SORUNU BENİM HİKÂYEMDE SAKLI'
Kürtlerin ne istediğine ilişkin tartışmalara da değinen Türk, kendi yaşamından örnek vererek şunları söyledi:
“Ben, Kürdistan’da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum ama kimliğim yok, dilim yok, halkım yok sayılıyor. İşte Kürt sorunu benim. Kürt sorunu buradadır.”
Ahmet Türk'ün konuşması şöyle:
“27 Şubat’tan bu yana, Sayın Öcalan’ın açıklamalarından bu yana, üst düzey görüşmeler yapılmasına rağmen yol haritası nedir, beklenti nedir, kendileri ne düşünüyor bilmiş ve öğrenmiş değiliz. Elbette bu sürecin kalıcı bir barışa dönüşmesi için biz Kürtler olarak, Kürt siyaseti olarak sabırla bekleyeceğiz. Bu süreci bozan Kürtler olmayacak. Sabırla izleyeceğiz. Ancak toplumda da güvensizliğin geliştiğini görüyoruz. Umut ediyorum ki bu süreç başarıya ulaşır, toplumsal barışın önündeki engeller ortadan kalkar.
Bu sürecin iyi işlemesi için, değerli Türkiye demokratlarına ve sosyalistlerine ihtiyacımız var. Birlikle bunu aşabiliriz. Umarım bu konferanstan sonra böyle bir momenti yakalarız ve birlikte siyasetin adım atması ve hükümetin adım atması konusunda önemli baskı unsuru olarak ortaya çıkar ve etkili oluruz.
'KÜRT SORUNU BENİM'
Kayyımdan söz ediyorlar; YSK 3 dönem de adaylığımı önünde bir engel olmadığını ifade etti. 3 dönem Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne aday oldum, yerime kayyım atandı. Kürtler ne istiyor diyorlar; kendimden örnek veriyorum. Kürdistan’da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum. Ama kimliğim yok. Dilim yok. Halkım yok sayılıyor. İşte Kürt sorunu benim. Kürt sorunu buradadır diyorum.
'BÖLÜCÜ DEĞİL, BİRLEŞTİRİCİ OLDUK'
Biz yaşamımız boyunca bölücü olmadık, birleştirici olmaya çalıştık. Halkların kardeşliğini savunduk. Bütün zulüm politikalarına rağmen bunu savunuyoruz. Demokratik siyasetten vazgeçmedik. Sorunların demokratik siyasetle çözülebileceğini inandık. Bu inancı kaybetmek istemiyoruz. Bu süreci yürüten bütün aktörlere seslenmek istiyorum; Yazıktır, Kürt halkına yazık, Türk halkına yazık, birleştirici olun, halkları kucaklayın, geleceği güvenceye alan projelerle ortaya çıkın.” (MA)