Sivas Katliamı'nın 33. yılı | Nilgün Karababa: Peşini bırakmayacağız, unutturmayacağız
Sivas Katliamı’nda kardeşi Gülsün Karababa ve kuzeni Handan Metin’i yitiren Nilgün Karababa, katliamlardaki cezasızlık politikalarına dikkat çekerek, davanın peşini bırakmayacaklarını ve AİHM’e taşıyacaklarını belirtti.
Artı Gerçek- Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri için Sivas'a giden 33 aydın ve sanatçı Madımak Oteli'nde katledildi.
1993 yılında başlayan davada firari sanıklar yakalanmadı ve 2012'de Madımak Katliamı’na ilişkin ana dava 'zaman aşımına' gerekçesiyle düşürüldü. Almanya’da ikamet ettiği bilinen 3 firari sanık olan Eren Ceylan, Murat Sungur ve Murat Karataş’ın yargılandığı dava da 2023 'zaman aşımı' kararıyla düşürüldü. Cumhurbaşkanlığı affıyla katliamın bazı failleri serbest bırakıldı.
Katliamda kız kardeşi Gülsün Karababa'yı ve kuzeni Handan Metin’i kaybeden Nilgün Karababa, sürdürdükleri adalet mücadelesini anlattı.
'KULAKLARIMDA HEP UĞULTU, İNSANLARIN HAYKIRIŞI'
Divriği Derneği üyesi olan Gülsün Karababa ve Handan Metin'in Ankara Kızılay’da buluşup Sivas'a doğru yola çıktıklarını belirten Nilgün Karababa, geride anı olarak, onları uğurladıkları anlar olduğunu söyledi.
Nilgün Karababa, katliamın yaşandığı güne dair şunları söyledi:
"O gün Kızılay’dayım. O zamanlarda cep telefonu yok, ev telefonu var. Bilgi almak bu kadar kolay değil. Sivas'ta bir kargaşa çıktığını ve her şeyin yolunda olduğunu öğrendik. Koşa koşa eve geldim, televizyonu açtık. O zamanlarda Handan'ın kardeşi Şehriban da bizdeydi. Rüyamda Gülsün'ün öldüğünü görmüştüm. Bana haberi veren de katliamda yaşamını yitiren Gülender'in abisi Günay'dı rüyamda. Ve gerçekten o haberi Günay verdi bana. Ben 3-4 gün önce gördüğüm rüyanın aynısını yaşadım. O kadar çaresizsin ki kime ulaşacağını kimi arayacağını bilmiyorsun. Otelin ateşe verildiğini seyrediyorsun. Hiçbir şeyden haberimiz yok. Sivas’ta bir karakolu aradık, polis bana 'Gülsün yaşıyor' dedi, oysaki bir avutmacaymış. Daha sonra Gülender Akça'nın abisi Günay, Gülsün ve Handa’nın öldüğünü bize söyledi. Gülender'i de kaybettik. Tufan orada başlamış oldu bizim için. Ondan sonrası hep kulaklarımda uğultu, insanların haykırışı."
AİLELER DAVAYI AİHM'E TAŞIMAYA HAZIRLANIYOR
Katliam sonrası başlayan hukuki sürece değinen Nilgün Karababa, davanın avukatının kendilerini temsil etmediğini belirtti. Aynı avukatın vekaleti başka bir avukata vermesiyle hukuki süreçte bir kaosun yaşandığını belirten Nilgün Karababa, gelinen aşamada dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyacaklarını ve bunun hazırlıklarını yaptıkları belirtti.
SİVAS KATLİAMI SANIKLARININ AFFEDİLMESİNE TEPKİ
Hukuki süreçteki cezasızlık politikalarına da dikkat çeken Nilgün Karababa, "Bizim yaşadığımız devlette, cumhuriyette hiçbir olayla yüzleşme diye bir gelenek yok. Hangi olayla yüzleştiler ki? Maraş’la mı, Çorum’la mı, Abdi İpekçi’yle mi, faili meçhullerle mi? ‘Yaptım yanıma kâr kaldı’ anlayışı var. Bir sürü insan şu an cezaevinde. Demirtaş olsun, Kavala olsun, milletvekilleri, Can Atalay… Hangisiyle yüzleşecek? Zaten Sivas Katliamı'nda hapishanede yatanların neredeyse hepsi salıverildi. Oysaki onlar bir kişiyi öldürmekle değil, 33 kişiyi ayrı ayrı öldürmekle mahkum edilmeliydi. Hiçbiri dışarı çıkmamalıydı. Devlet yavaş yavaş hepsini bıraktı. Bugün bir sürü hasta insan cezaevinde. Diyalize ihtiyacı olan, kanser tedavisi gören bir sürü insan var. Niye onları affetmiyor Cumhurbaşkanı da özellikle Sivas Katliamı'ndaki bu kişileri göz göre göre affediyor? Bu da devletin bu katliamı kendisinin organize ettiği anlamına geliyor” dedi.
'HOLLANDA DA CARİNA'YA SAHİP ÇIKMADI'
Katliamda hayatını katledilenlerin arasında Hollanda vatandaşı olan Carina Cuanna'nın da bulunduğunu hatırlatan Nilgün Karababa, Hollanda'nın da Carina Cuanna'ya sahip çıkmadığını ve çıksaydı davanın Avrupa ayağının da daha güçlü olacağını ifade etti. Nilgün Karababa, katliam karşısında Hollanda’nın adeta kör sağır kaldığını belirtti.
FİRARİ KATLİAM SANIĞI EVLENDİ, ASKERE GİTTİ, İBB'DE İŞE GİRDİ AMA 'YAKALANAMADI'
Nilgün Karababa ayrıca, sanıklarından İhsan Çakmak'ın firari olduğu süreçte İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde metro durağında gişe memuru olarak çalıştığını, arandığı yıllarda 27 Temmuz 1999’da Sivas Altınyayla Belediyesi'nde evlendiğini, 1997 yılında ise askere gittiğini hatırlattı.
KIRMIZI BÜLTENLE ARANAN CAFER ERÇAKMAK SİVAS'TAKİ EVİNDE ÖLDÜ
Bir diğer firari sanık olan Cafer Erçakmak’ın ise Interpol Bülteni ile aranmasına rağmen Sivas'ta 10 Temmuz 2011'de yaşamını yitirdiğinde ancak yerinin tespit edilebildiğini de anımsattı. Nilgün Karababa, 'Kırmızı Bültenle aranan adam askere gidiyor, sonra Erçakmak evinde ölü bulunuyor. Bunların hepsi, bizim bile ulaşamayacağımız bir noktada oldu. Bilinçli bir şekilde onlar oradan yok edildi. Ellerini kollarını sallayarak Türkiye’ye geldiler, geri gittiler, Türkiye’de çalıştılar, askere gittiler…" dedi.
'KATLİAMIN ARKA PLANI VAR'
Katliamın arka planına vurgu yapan Nilgün Karababa, "Ne dönemin belediye başkanı ne de Tansu Çiller hiçbiri mahkeme önünde hesap vermedi. Dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar bile dava açmadı. Şimdi çıkmış her yerde konuşuyor. Bana göre o da yargılanmalıydı. Demeliydi ki 'Benim burada açtığım bir kültür merkezi var, burası yağmalandı, kamu davası açıyorum', yapmadı. Bunun arka planı var, o kadar basit tek başına değil büyük bir organizasyona ait. İmam Hatiplerde yatılı öğrencileri tatile göndermiyorlar, otobüslerle getirip meydana yığıyorlar. O kadar organize bir şey ki. Ama herkes kendini aklama vaziyetinde. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği'nin o dönemki başkanı Murtaza Demir yıllarca ifade vermedi. Ne oldu ne bitti, öncesinde kimlerle görüşüldü, nasıl gidildi? Bu konuda bir açıklama yapmadı. Bu sadece görünen tarafı, bir de arkadaki tarafı var. Bu organizasyon kim tarafından ayarlandı? Banaz'da yapılan organizasyonu Sivas’ta yapmak kimin aklına geldi? Kim bunu öncülüğünü yapıyor? Bunu örgütleyen yargılanmalı" diye konuştu.
SURUÇ, GAZİ, GEZİ... ÖLÜNÜN ÇIKMADIĞI HİÇBİR EV KALMADI
Sivas Katliamı'nın toplum için de bir dönüm noktası olduğunu belirten Karababa, "Toplum unutmadı ama maalesef baskıcı ve totaliter bir rejime geçtik biz. Şimdi Türkiye’de sürekli gündem değişiyor ve bir sürü insan kaybediyoruz. Sadece Sivas değil, Suruç, Gezi, Gazi oldu. Bir sürü katliam yaşandı. Ölünün çıkmadığı hiçbir ev kalmadı artık Türkiye’de" dedi.
Nilgün Karababa ayrıca katliamda toplumsal hafızayı yok etmeyi başaramadıklarını ve hep diri kaldığını da belirtti.
'EŞİT YURTTAŞLIK, EŞİT HUKUK, EŞİT ADALET OLMALI'
Nilgün Karababa, 2 Temmuz mitingine katıldığı gerekçesiyle gözaltına alındığını belirterek, “Ben kız kardeşimi trafik kazasında kaybetmedim. Ben onu ve 33 insanı bu ülkenin silahlı güçleri, polisi, jandarması, üst düzey görevlisi, milletvekili, başbakanının gözü önünde 8 saat boyunca, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir şekilde yakıldığı gösterilerek kaybettim. Onun için biz cezada, hukuk önünde eşit değiliz. Ülkede cezasızlık politikası hep vardı. Ancak bu ülke başka bir döneme evrilirse bu cezalar yerine oturacak, böyle devam ederse bu cezasızlık politikası da devam edecek. Sadece katliamlar da değil, es kaza yaşadığımız bir toplumdayız. Bu ülke kökten bir şeylerini değiştirmek zorunda. Eşit yurttaşlık, eşit haklar, eşit hukuk, eşit adalet olmalı” diye kaydetti.
Nilgün Karababa mücadeleleriyle geleceğe ve gençliğe bir miras bırakıldıklarına da dikkat çekerek, Sivas Katliamı’nın unutturulmayacağının altını çizdi. (MEZOPOTAMYA AJANSI)