Avrupa solundan Türkiye konferansı: Tünelin ucunda ışık var mı?

Avrupa solundan Türkiye konferansı: Tünelin ucunda ışık var mı?
Yayınlanma:
A+ A-
Avrupa Parlamentosu (AP) Sol Fraksiyonu'nun düzenlediği konferansta Türkiye ve Avrupa'dan katılan poltikacılar, akademisyenler ve gazeteciler Türkiye siyasetini tartıştı.

Ayşegül KARAKÜLHANCI


+GERÇEK- Avrupa Parlamentosu (AP) Sol Fraksiyonu Salı günü (31.05.2022) ‘Türkiye: Tünelin ucunda ışık var mı?’ başlıklı bir konferans düzenledi. Konferansa Türkiye’den, Almanya’dan, Güney Kıbrıs Cumhuriyeti’nden ve Avrupa’nın farklı ülkelerinden akademisyenler, gazeteciler ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.

İki bölümden oluşan konferansın ilk bölümünde uluslararası ilişkilerde bir dönüm noktası olan Ukrayna savaşının özellikle Karadeniz ve Ortadoğu'ya kıyısı olan ülkelere doğrudan etkisi üzerinde duruldu. Bu doğrultuda yaşanan gelişmelerin Türkiye’nin dış politikasına etkisi, bölgede NATO üyesi olarak yeni bir rol üstlenip üstlenemeyeceği, oluşan yeni durumda Körfez ülkeleri kendilerini yeniden konumlandırırken Doğu Akdeniz dâhil olmak üzere Türkiye’nin nasıl bir pozisyon alacağı tartışıldı.



Konferansın ilk bölümü ‘Ukrayna Savaşı ve Türk Dış Politikasına Etkisi’ başlığı altında başladı. Açılış konuşmasını konferansın da düzenleyicilerinden olan AP Almanya Sol Parti (Die LINKE) Milletvekili Özlem Alev Demirel yaptı. Konuşmasında Demirel, enerji politikasının önümüzdeki dönemde Avrupa’nın en önemli konusu olacağına ifade etti ve Erdoğan yönetimindeki Türkiye’de her alanda yaşanan devlet şiddetine dikkat çekti.

‘AVRUPA KOMİSYONU TÜRKİYE’Yİ TARİHİN OLUMLU YÖNÜNE YERLEŞTİRMEK İSTİYOR’

Demirel’in ardından sözü AP Sol Fraksiyonu Kıbrıs Cumhuriyeti Milletvekili Giorgos Georgiou aldı. Sözlerine "Hiç Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde tünelin ucunda ışık göründü mü bilmiyorum" diyerek başlayan Georgiou, "ancak Avrupa Komisyonu Türkiye’yi tarihin olumlu yönüne yerleştirmek istiyor" diyerek devam etti.

Georgiou, "Eğer Türkiye NATO üyesi olarak bölgede bir rol üstlenecekse Türkiye’nin bu rolünün kesinlikle tanımlanması lazım, Ege sorununun, Yunanistan’la sorunların ve Kıbrıs sorununun çözülmesi gerekiyor" dedi.



PROF. İLHAN UZGEL: TÜRKİYE’NİN COĞRAFİ KONUMU ÖNEMLİ AMA BATI ERDOĞAN’A KREDİ VERMEDİ

Konferansın ilk konuşmacısı uluslar arası ilişkiler uzmanı Prof. İlhan Uzgel Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin Türkiye üzerindeki etkisi üzerinde durdu. Erdoğan’ın uluslar arası ilişkilerdeki krizleri kendi lehine kullanmayı son derece iyi beceren bir siyasetçi olduğunu söyledi.

Uzgel, Ukrayna krizi öncesinde Erdoğan’ın Batı ile yıpranan ilişkileri düzeltmeye çalıştığını bunun yanı sıra Mısır, Birleşik Arap Emirlikler (BAE) ile bozulan ilişkileri toparlamaya çalıştığını hatırlatarak, Ukrayna krizinin Erdoğan’a dürüst bir siyasetçi olarak imajını yenilemek için fırsat sağladığını söyledi.

Erdoğan’ın Beyaz Saray’a davet edilmek istediğini, fakat Biden yönetiminin bizzat Erdoğan’dan uzak durduğunu ifade eden Uzgel, "Erdoğan’ı Biden ABD’ye davet etseydi bu iç kamuoyunda çok işe yarayacak, popüleritisini arttıracaktı ama Biden savaş boyunca Erdoğan’ı bir kez aradı. Ancak tersine Yunanistan başbakanı Miçotakis Beyaz Saray’a çağrıldı ve Kongre’de ses getiren bir konuşma yaptı" dedi.

Erdoğan’ın Rusya ve Ukrayna arasında uluslararası bir rol oynamak için çabaladığını söyleyen Uzgel, ancak Türkiye’nin krizi durdurmak için yaptığı görüşmelerin küresel bir gücü olmadığından başarılı olmadığını belirtti. Prof. Uzgel, "Türkiye’nin coğrafi konumu önemli ama Batı Erdoğan’a kredi vermedi" dedi. Uzgel, Suriye’de, Libya’da Doğu Akdeniz’de Rusya ile rakip olan Türkiye’nin Ukrayna’ya 'drone' sattığı halde krizde dengeli bir pozisyon aldığını sözlerine ekledi.

Konuşmasının devamında Türkiye kamuoyunun savaş sırasında aldığı pozisyon hakkında da bilgilendirme yaptı. Türkiye’de toplumun savaş boyunca yüzde 85’inin Ukrayna’nın yanında yer aldığını belirten İlhan Uzgel, ancak savaşın başlamasından dolayı da ABD’yi suçladığını söyledi. Bunun nedeninin büyük oranda ABD’nin Suriye’de Kürtlere verdiği destek olduğunu yanı sıra Türkiye’de gençlerin çoğunun ABD karşıtıyken AB yanlısı olduğunu, Erdoğan’ın baskısı ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin sonucu bir AB taraftarlığının ortaya çıktığını gençlerin çoğunun AB topraklarında bir hayat kurmayı istediğini söyledi.

AKEL PARTİSİ ÜYESİ STAVRI: TÜRKİYE KIBRIS’TA İŞGALCİYKEN UKRAYNA SAVAŞI’NDA ARABULUCU ROL OYNAYAMAZ

Konferansın bir diğer katılımcısı Güney Kıbrıs Cumhuriyeti’nden Emekçi Halkın Partisi (AKEL) üyesi ve uluslararası hukuk uzmanı Kalopsidoutou Stavri’ydi. Stavri ilk olarak Avrupa Parlamentosu’nun sol kanadının Ukrayna savaşı sırasında oynadığı rolün önemini vurguladı. Stavri, Erdoğan’ın dış politikada hayatta kalmak adına bir takım bağımsız adımlar attığını, bu adımlarla Türkiye hegemonyasını kurup kuramayacağını tarttığını bu doğrultuda Doğu Akdeniz’de bölgedeki genel jeopolitik mücadele nedeniyle fosil yakıt aramaya başladığını ve Kıbrıs sorunu ile ilgili katı bir tutum takındığını söyledi.

Bu kapsamda Kıbrıs’ta yıllardır kapalı tutulan Maraş tekrar açıldı diyen Stavri, Türkiye’nin Libya’ya nota verdiğini hatırlattı. Fakat Ukrayna savaşının dış politikada ana aksı değiştirmesine neden olduğunu söyleyen Kalopsidoutou Stavri, "savaşın patlamasından sonra adeta soğuk savaş dönemindeki resme benzer bir resim ortaya çıktı. Türkiye bir taraftan savaş inşa eden bir ülke konumundayken, diğer taraftan Kıbrıs’ta işgalciyken, Kıbrıs toplumunun haklarını ihlal ediyorken Ukrayna savaşında arabulucu rol üstelenemez" dedi.

AKEL olarak Kıbrıs sorunu dünya kamuoyunun yeniden gündeme gelmesi gerektiğini düşünüyoruz "tam da bu noktada doğal gaz arayışı ve ihtiyacı Türkiye’nin Kıbrıs sorununu çözmek zorunda bırakabilir. Bunu kullanmamız gerekiyor" diyen Stavri, BM’nin çizdiği müzakereler konusunda, çözüm konusunda Kıbrıs Türk toplumuna söz hakkı tanınmalı diye belirtti ve bugün tüm cephelerde provakasyonlarla karşı karşıya olunduğunu vurguladı.

"Demokratik güçlerin güçlenmesini istiyorsak solun burada önemli bir rol oynadığının altını çizmek gerekiyor" diyen Stavri, askeri teçhizatların satışında muazzam bir artış olduğuna dikkat çekerek sözlerini "bunlara karşı durulmadığı takdirde başka savaşlar olacak bu savaşlar başka ekonomik sorunlar yaratacak. Her uluslararası hukuka aykırı müdahale bu sorunu büyütüyor" şeklinde bitirdi.



GAZETECİ YUSUF KARADAŞ: UKRAYNA SAVAŞI ERDOĞAN’IN HAREKET ALANINI DARALTTI

Gazeteci ve Evrensel gazetesi yazarı Yusuf Karadaş, Ukrayna Savaşı’nın dünyada yeni bir saflaşma dayattığını söyleyerek "Devletler barışsever bir görünüm altında açıklama yapsalar da bu savaş emperyalist güçlerin savaşıdır ve halkların yararına değildir" dedi.

Bu savaşın Erdoğan’ın harekât alanını daralttığını belirten gazeteci Karadaş, bu nedenle de Suriye’ye yeni askeri müdahale planını ortaya koyduğunu söyledi. Buna bağlı olarak "mülteci sorununu AB’ne karşı kullanmaya çalışıyor ve 1 milyon Suriyeliyi ilhak edilmiş topraklara yerleştirme planını uygulamayı devreye sokuyor" dedi. Karadaş, "AB, ABD, Batılı güçler kendi çıkarları söz konusu olunca Birleşmiş Milletler’in (BM) tanımını, tavrını önemsemiyor; insan haklarını çok rahat unutabiliyorlar" dedi.



İKİNCİ BÖLÜM: TÜRKİYE’NİN İÇ SİYASETİ VE YENİ ZORLUKLAR

Konferansın ikinci bölümü AP Sol Fraksiyonu İspanya Milletvekili Miguel Urban Crespo moderatörlüğünde yapıldı.

Bu bölümde Türkiye'nin zorluklarla karşı karşıya olan iç siyaseti masaya yatırıldı. Bir rejim değişikliğinin olup olmayacağı tartışılırken olası bu rejim değişikliğinin sadece eski parlamenter sistemin restorasyonuyla mı sona erecek, yoksa demokratik hak ve özgürlüklerin genişlemesine mi yol açacak konusu ile ilgili gazeteci ve yazar Hakkı Özdal konuştu.

Bu soruların yanı sıra AB-Türkiye ilişkilerinin giderek daha çok merkeze oturan enerji konusu, AB'nin Yeşil Anlaşması’nın Türk enerji politikasıyla uyumlu olup olmadığı konusunda enerji uzmanı Dr. Mühdan Sağlam bir bilgilendirme yaptı. Türkiye'nin demokratik muhalefetinin temel taşlarından biri olan kadın hareketinin mücadelesini ise  'Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi büyük bir başarısızlıktı', 'Kadın hareketi kazanımlarını geri kazanabilecek mi?' başlıkları çerçevesinde kadın dergisi Ekmek ve Gül’den yazar Sevda Karaca değerlendirdi.

CRESPO: KÜRTLER TERÖRLE MÜCADELEDE BİR ÖZÜR OLARAK KULLANILIYOR

Urban Crespo, ikinci bölümün açılış konuşmasında bir madeni paranın iki yüzü gibi Türkiye’nin bir iç politika bir de dış politika yüzü olduğunu ve son yıllarda dış politikanın iç politikayla iç içe geçerek yürütüldüğünü belirtti. Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmesi konusunda tavrını gördük diyen Crespo, bir kez daha dış politika konusu iç politikaya angaje edilerek Suriye’deki Kürtlere bir operasyon planlandığını söyledi. Kürtler konusu terörle mücadele bir özür olarak kullanılıyor diyen Crespo, haklar yasaklanıyor, işçi hareketi rahat hareket edemiyor, kadın hareketi baskılanıyor, gazeteler kapanıyor örneklerini vererek aslında otokrat bir rejimle karşı karşıya olunduğunu ifade etti.

MÜHDAN SAĞLAM: TÜRKİYE RUSYA’YA YAPTIRIM UYGULAYAMAZ

Dr. Mühdan Sağlam önce Türkiye’nin enerji politikasını anlamak için 2021 verilerini daha önceki yıllarla kıyaslayarak değerlendirdi. Sağlam,Türkiye’nin enerji ihtiyacının çoğunu ithalat yaparak gideren bir ülke olduğunu söyleyerek 2021 yılında 60 milyar metreküp doğal gaz tükettiğini ve bu ihtiyacın yüzde 40’ının Rusya’dan karşılandığını Rusya’yı sırasıyla İran, Nijerya ve Cezayir’in takip ettiği bilgisini verdi.

Dr. Sağlam, Türkiye’nin sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) alımında da dikkat çeken bir artış olduğunu söyledi. Elektrik tüketiminin de bir önceki yıla göre yüzde on arttığını, kömürün hala Türkiye’nin elektrik üretimin önemli bir bölümünü karşıladığını söyleyen Sağlam, bu alanda doğal gazın yüzde 33’e yakın bir payının olduğunu ardından yüzde 17 ile hidroliğin takip ettiğini belirtti. Jeotermal enerjinin yanı sıra yüzde on ile rüzgâr ve yüzde dört ile güneş enerjisinin enerji üretiminde yer tuttuğunu, Türkiye’de yenilenebilir kaynaklardan enerji üretimi yüzde 40’a ulaştığını söyledi.

Geçtiğimiz yıl yaşanan kuraklık nedeniyle hidrolik enerji üretimi azalınca Avrupalı aktörler gibi Türkiye’nin de doğal gaza yüklendiğini belirten Sağlam, "Türkiye’de iktidarın iklim krizi ve enerji üretiminde uzun vadeli bir çözüm politikasının olmadığını görüyoruz. Günü kurtarıyor" dedi.

Petrolün yüzde 24’ünü Rusya’dan aldığını belirten Sağlam, bunu Rusya’dan sonra Kazakistan, Hindistan’ın izlediğini söyledi. Sağlam, Hindistan’ın petrol üreten bir ülke olmadığını sadece petrol depo rezervinin yüksek olması nedeniyle Hindistan’ın petrol satabildiğini belirtti. Ayrıca Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinde AB’den farklı olarak ortak nükleer santral projesi olduğunu hatırlatarak Türkiye’nin Rusya’ya daha bağımlı olduğunu bunun da Rusya’ya yaptırımlara katılamayacağını gösterdiğini söyledi. Türkiye’nin ekonomik olarak eli çok zayıf diyen Sağlam "ya Türkiye AB’ye benim zararımı karşılayın diyecek ama AB buna olumlu bakmayacak ya da Rusya’ya yaptırım uygulamayacak" dedi.

Mühdan Sağlam, "Rusya’ya yaptırım uygulamasının maliyetinin çok yüksek olması nedeniyle tünelin ucunda bir ışık olmadığını söyleyebilirim" dedi.

SEVDA KARACA: KADIN HAREKETİNE SALDIRI TÜRKİYE’YE ÖZGÜ DEĞİL

Ekmek ve Gül Kadın Dergisi yazarı Sevda Karaca, Türkiye’de kadın hareketinin verdiği mücadele ve deneyimini anlattı. Kadın hareketine yönelik küresel çapta örgütlenen küresel çapta bir karşı saldırı olduğunu söyledi. 2000’lerden itibaren yükselen otoriter rejimlerle beraber bu saldırının arttığını ifade eden Karaca, Türkiye gibi Hindistan, Macaristan, Polonya vb. gibi ülkelerde de benzer içeriklerle kadın hareketine karşı saldırılar var dedi. 2011’de İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanmasının önemli bir adım olduğunu ama burada Türkiye’nin sözleşemeden çekilmesiyle maalesef kazanımda bir gerileme yaşandığını söyledi.

Karaca, "Kadın hareketinin 100 yıllık kazanımlarına karşı bir saldırı var ama bu da hem uluslararası bağlamdan bağımsız değil hem de Türkiye’ye özgü değil" dedi. Kadın hareketinin bu ulusla arası bağlamı görerek mücadelesine devam ettiğini belirtti. Karaca, 2016’dan beri Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP’li politikacı Aysel Tuğluk’un ağır hasta olduğu ve doktorların cezaevi koşullarında kalmasının ölümcül olabileceği raporlarına rağmen tutukluluk halinin devam etmesine karşı kadın hareketinin başlattığı Aysel Tuğluk için 1000 imza kampanyasını hakkında kısa bir bilgilendirme yaptı.



HAKKI ÖZDAL: TÜRKİYE SOSYALİZMİN YENİDEN GÜÇLENECEĞİ BİR YOL ARIYOR, BU YOLU BULURSA TÜRKİYE İÇİN IŞIK BUDUR

Gazeteci-yazar Hakkı Özdal, konuşmasına başlamadan önce konferansla aynı güne denk gelen Belçika’da toplu taşıma araç sürücülerinin ve personellerinin yaptığı işçi grevini ve 9'uncu yıl dönümüne denk gelmesi sebebiyle Gezi direnişini selamladı. Özdal, "işçi sınıfı mücadelesi tüm dünyada o tünelin ucundaki ışıktır" dedi ve salondaki dinleyiciler Özdal’ı alkışlarıyla destekledi. Türkiye’deki AKP rejiminin 12 Eylül askeri faşist darbenin sonucunun bir süreci olduğunu söyleyerek "Erdoğan’ın 12 Eylül döneminin devamıdır" dedi. Daha sonra kısa kısa Erdoğan rejimi nasıl kurulduğunun dönüm noktalarını kronolojik olarak sıraladı.

AKP’nin ilk beş yılının görece örtük eski Türkiye’nin güçleri ile yeni Türkiye’nin güçleri arasında bir çatışma gibi algılandı diyen Özdal, bu çatışmanın en önemli unsuru işçi sınıfının ve solun siyasal alandan kazınması olduğunu söyledi. Özdal, "Türkiye siyasetinde belli başlı önemli anlar olduğunu bunlardan ilki 2008 Ergenekon mücadelesinin iç siyasette bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Ardından 2009’da Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu’nda yaşanan ‘One minute’ olayında Erdoğan’ın İsrail Başbakanı’na teatral çıkışının Türkiye’nin dış politikasıyla iç politikasını birbirine match eden siyasal İslamcı, milliyetçi başka bir rejime doğru gitmeye başladığını gösteren olaydır" dedi.

Özdal, bir sonraki adımın 2010’da tüm bunların alt yapısını sağlayacak Anayasa referandumu yapılması olduğunu söyledi. Referandum darbenin yapıldığı 12 Eylül’e denk getirildi. Sanki darbe geri sarılıyormuş gibi bir izlenim yaratılmak istendi diyen Özdal "ama aksine darbenin bile yapamadığı yargıda siyasallaşma başarılmış ve Türkiye’nin işi çok daha zorlaştırılmıştır" dedi.

2011’de Arap Baharı başlamasıyla biraz da Batı’nın katkısı ve verdiği cesaretle Erdoğan kendisini bölgesel bir güç olarak görmeye başladı diyen Özdal, bu dönemin Erdoğan’ın iç sorunların daha kolay bir biçimde şiddet yoluyla çözebileceği duygusuna kapıldığı dönem olduğunu ifade etti.

Özdal şöyle devam etti: "Daha sonra 2013’de Gezi Parkı protestolarıyla Türkiye toplumu çok ciddi can kayıplarına rağmen ilk büyük itirazını gerçekleştirmiştir. Türkiye toplumunun bütün bu gelişmelere karşılık, 12 Eylül’den beri tüm örgütleri dağıtılmış, bir fiil fiziki şiddete kapılmış olmasına rağmen boyun eğmeyen hala mücadele eden bir kesiminin olduğunu göstermiştir. Bunun içinde gençliğin rolü çok büyüktür. Türkiye’deki gençlik hala olası bir dönüşüm için önemli bir unsurdur."

2014 cumhurbaşkanının ilk kez halk tarafından seçildiği bir yıl oldu diyen Özdal, "Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi şu nedenle önemli. Türkiye burjuva siyasal sistemi her şeye rağmen adaleti tesis etmese bile adil sayılabilecek bir temsil gözetmeye çalıştı. 2014’den itibaren ‘beni halk seçti’ diyerek seçilmiş bir otokrat gibi davranmaya başladı. Daha sonra Türkiye’nin kaderini genel olarak değiştiren şey seçimlerdir. Ondan sonra her yıl bir seçim bazı yıllar iki seçim, seçim olmayan yıllarda darbe girişimleri ya da referandumlar oldu. Türkiye böyle bir tünelin içinden geliyor" dedi.

Son iki yıl tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’nin de içinde yaşadığı salgının hem siyasal alanı hem ekonomik alanı değiştirdiğini söyledi. Türkiye bugün çok ciddi bir ekonomik krizin içinde diyen Özdal, "Türkiye’de ekmek pahalı emek ucuz. Türkiye’nin tüneli de budur ışığı da budur" dedi.

Türkiye’nin bir başka sorununun göçmen krizi olduğunu ifade eden Özdal, "Türkiye’deki göçmen krizi reaksiyoner milliyetçilikle Türkiye’nin zaten yatkın olduğu faşist propaganda aygıtıyla birlikte Türkiye için önemli bir sorun olmaya devam ediyor" dedi.

Özdal, "Türkiye’de ciddi bir dinselleşme sorunu vardır. Erdoğan ve çevresi kültürel etkinlikleri dinselleşme çabasıyla felç ediyor. Kadınlara, çocuklara, LGBT+ bireylere çok ciddi baskılar var. Türkiye’nin kadim olan Kürt sorunu vardır" dedikten sonra; "Türkiye’de mücadele eden bir kesim var. Şu sıralar Rusya kültüründen örnek vermek Avrupa kıtasında çok isabetli değil biliyorum. Dostoyevski’nin ‘Ecinliler’ adlı romanında ülkesinin karşısında umutsuzluğa düşmüş bir aydının karşısında söylediği  'Canlı bir sitem anıtı gibi dikildin yurdunun karşısında Liberalli' cümlesini örnek verdi.

Özdal sözlerini "Türkiye uzun süre liberal idealistlerin yönettiği düşünsel iklimden bugün solun yeniden güçleneceği, sosyalizmin, sosyalistlerin, işçi sınıfının yeniden güçleneceği bir yol arıyor. Eğer bu yolu bulursak Türkiye’nin önündeki ışık budur diye düşünüyorum" şeklinde bitirdi.



DEMİREL: AB NE TÜRKİYE NE DE AB HALKLARININ İHTİYAÇLARINI KARŞILIYOR

Konferansın ev sahiplerinden Özlem Alev Demirel ise +GERÇEK'e konferansı şu şekilde değerlendirdi:

"İyi bir konferans oldu. Türkiye'den gelen ve katılan uzmanlar Erdoğan rejimi altında yürütülen dış politikanın ne kadar çıkmazda olduğunu ve bu politikanın Türkiye halklarına barış getirmediğini belirttiler. Türkiye'deki demokrasi, barış ve sosyal mücadelenin rolünün öneminin altını çizdiler. Benim açımdan önemli olan bir diğer kısmı ise AB'nin Türkiye'ye yönelik ikiyüzlü politikasını, kendi çıkarları doğrultusunda yürüttüğü politikalarını Sol grup olarak eleştirmek oldu. Halkların kardeşliğini ileriye götürmemiz gerektiğini söyledik. AB ile Türkiye arasında mülteci konusunda, silah satışı konusunda işbirliklerinin ne Türkiye'deki ne de AB'deki halkların ihtiyaçlarını karşıladığını gösteriyor. Kaldı ki Türkiye ile birlikte yeni enerji kaynaklarına ulaşma girişimleri var. Bunları eleştirmemiz ve bunun karşısına halkların kardeşliğini, sosyal mücadeleyi koymamız lazım."