Döviz kurları neden yükseliyor? Türk Lirası'ndaki erime nelere yol açıyor?

Döviz kurları neden yükseliyor? Türk Lirası'ndaki erime nelere yol açıyor?
Yayınlanma:
Güncelleme: 27 Ekim 2020 15:11
A+ A-
Merkez Bankası'nın faiz artırmaması sonrası yükselişe geçen kur, sürekli rekor tazeliyor. TL yılbaşından bu yana dolara karşı yüzde 26, euroya karşı yüzde 30 değer kaybetti.

ARTI GERÇEK - Geçen hafta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı sonrası sürpriz bir kararla piyasaların beklentisinin aksine faiz artırmaması sonrası hızla yükselişe geçen kurlar, art arda rekor kırmaya devam ediyor. 

Dolar/TL kuru 8 seviyesini bu hafta başında aştıktan sonra hızla 8,16'lar seviyesine ulaşarak yeni bir rekor kırdı. Aynı şekilde euro/TL kuru da 9,64 seviyesine çıkarak rekor tazeledi.

TCMB'nin likidite adımları sonucunda gecelik faizler yüzde 14,5'e yaklaşmış durumda. Ancak, kurda önemli bir psikolojik seviye olan 8'in aşılması ardından hem lokal hem de yabancı yatırımcıların henüz TL'de iyimser bir seyir öngörmemesi endişeleri daha da artırıyor.

Türk Lirası, yılbaşından bu yana ABD Doları karşısında yüzde 26'dan fazla, euro karşısında ise yaklaşık yüzde 30 değer kaybetti. TL, bu yıl dolara karşı en çok değer kaybeden para birimleri arasında.

Türk Lirası, Bloomberg tarafından takip edilen 24 gelişen piyasa parası arasında negatif ayrışmıştı. Bugün erken işlemlerde dolar karşısında düşen iki gelişen piyasa parasından biri oldu.

Türkiye'nin iki yıl vadeli Hazine tahvillerinin bileşik faizi yüzde 14,18'den yüzde 14,28'e yükseldi. 10 yıllıkların faizi yüzde 13,21 oldu. 10 yıllık eurobond faizi yüzde 6,85'ten yüzde 7,01'e tırmandı.

Türkiye'nin beş yıl vadeli kredi temerrüt takası (CDS) primi 535 baz puan civarında bulunuyor.

Gram altın ise 497,98 TL civarından alıcı buluyor.

GEÇEN HAFTA FAİZLERİN SABİT BIRAKILMASI SONRASI NE OLMUŞTU?

Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu 22 Ekim'de politika faizi olan bir haftalık repo faizini yüzde 10,25'te sabit tutmuş, geç likidite penceresi faizini ise yüzde 13,25'ten 14,75'e yükseltmişti.

Tüm anketler ve beklentiler faizin artırılacağı yönündeydi. JPMorgan, TCMB'nin bu toplantıda politika faizini 200 baz puan artıracağını, Goldman Sachs ise 300 baz puan faiz artırımı bekliyordu.

Analistler ve ekonomistler, TCMB'nin kararını sürpriz olarak değerlendirmiş, piyasa faizinin, geç likidite penceresi faizi üzerinden yükseltilmesini eleştirmişti.

Ekonomist Mahfi Eğilmez, TCMB'nin "aslında faizi yine sabit tutuyor gibi yaparak artırdığını" söyleyerek bu durumun riskleri azaltmadığını vurgulamıştı.

Merkezi Londra'da bulunan BlueBay portföy yönetimi şirketinin gelişmekte olan piyasalar masasından stratejist Timothy Ash ise Twitter'dan yaptığı açıklamada, "TCMB'nin başka bir evrende yaşadığını ve 2018'deki kur krizinden hiçbir ders çıkarmadığını" söylemişti.

Merkez Bankası'nın, 24 Eylül'de Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini yüzde 8,25'ten yüzde 10,25'e çıkarması Türk Lirası'nı desteklemiş ve dolar/TL kuru 7,70'li seviyelerden 7,50'lere kadar geri çekilmişti.

Faiz artırımlarının ekim ayında da devam edeceği beklentisi hakimdi. Ancak, Merkez Bankası son toplantısında politika faizini sabit tutup, sadece faiz koridorunda düzenlemeye gidince TL'deki değer kazancı terse döndü.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan çatışmalar ve Türkiye'nin Dağlık Karabağ sorununa müdahil olması da piyasalara yansımış durumda.

Kur üzerinde etkisi olan diğer siyasi gelişmeler arasında ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın cuma günü Türkiye'nin S-400 füzelerini denediğini doğrulaması ve cumartesi günü de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u, "Zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı var" diyerek eleştirmesi, ardından Fransız mallarının boykot edilmesi yönündeki çağrısı var.

Tüm bu gelişmelerin yanı sıra Merkez Bankası'nın yüzde 10,25'lik politika faizi, hâlâ yüzde 11'in üzerindeki enflasyonun altında kalıyor.

MERKEZ BANKASI'NIN GİDEREK ERİYEN REZERVLERİ

Kurun yükselmesinin bir diğer gerekçesi ise Merkez Bankası'nın azalan döviz rezervlerinin Türkiye'nin TL'yi destekleme kapasitesine olan güveni azaltması olarak dile getiriliyor.

TL'nin baskı altında olmasına yol açan bir diğer neden ise Coronavirus salgını nedeniyle ülkeye döviz girişinde yaşanan düşüş olarak öne çıkıyor.

Reuters haber ajansı, para piyasası traderlarının yaptığı hesaplamalara göre Merkez Bankası ve kamu bankalarının 2019'un başından bu yana TL'yi desteklemek için piyasaya yaklaşık 110 milyar dolar sattığını aktarmıştı.

YAKLAŞAN ABD SEÇİMLERİ YAKINDAN İZLENİYOR

Türkiye'deki gelişmelerden bağımsız olarak yatırımcıların genel olarak gelişen piyasalara olan ilgisini azaltan ve risk iştahını düşüren bir diğer konu da 3 Kasım'da yapılacak ABD Başkanlık Seçimleri.

Yaklaşan seçimler öncesi riskli pozisyonlarını kapatmayı tercih eden uluslararası yatırım bankaları, portföylerindeki gelişen piyasa varlıklarının ağırlığını azaltıyor.

Bu trend de genel olarak gelişen ülkelerin para birimlerinin ve varlıklarının zayıf performans sergilenmesine neden oluyor.

TL'DEKİ DEĞER KAYBI NELERE YOL AÇIYOR?

Dış ticaret açığı veren ve enerjide dışa bağımlı olan bir ülke olan Türkiye için TL'nin değer kaybetmesi, ithalat maliyetlerini artırıyor. Özellikle enerji ithalatı maliyetlerinin yükselmesi sonucu doğalgaz ve petrol fiyatlarındaki yükseliş, genel üretim maliyetlerini artırıyor.

Üretim maliyetlerindeki artış işe TL'deki değer kaybının enflasyonu yükseltmesine yol açıyor.

TL'deki değer kaybının bir diğer etkisi ise TL geliri olan ancak dövizle borçlanan özel sektörde hissediliyor.

Türk Lirası'nın değer kaybetmesi, hem şirketlerin döviz borçlarını geri ödemesini hem de borçların çevrilmesini zorlaştırıyor.

Merkez Bankası verilerine göre özel sektörün 12 ay içerisinde geri ödemesi gereken döviz borcu 162 milyar dolar seviyesinde.

Ekonomi yönetimi bir süredir benimsediği rekabetçi TL söylemi ile birlikte sıcak para olarak nitelendirilen ve Türkiye'nin cari açığını uzun yıllar finanse eden fonlama tipi bilinçi olarak azaltılırken doğrudan yatırımların ise payının artması isteniyor.

DÖVİZ REZERVLERİ ERİDİĞİ İÇİN KURLARA MÜDAHALE İMKANI AZALDI

Cumhuriyet gazetesi yazarı Erdal Sağlam, dolar kurunun bir süredir zorladığı 8 TL sınırını aştığını ve daha nereye kadar yükseleceğinin belli olmadığını belirterek, "Geçen hafta beklenen faiz kararı çıkmayınca, yabancıların rasyonel politikalara dönüş konusunda tedirginliklerinin haklı olduğu da ortaya çıktı. Sadece yabancılar değil, yerli yatırımcılar da döviz mevduatlarını çözmeyerek, ekonomi yönetiminin rasyonel politikalara dönüşünü test ettiler ve sonunda bu konudaki umutlarının suya düştüğünü gördük" diye yazdı.

Ekonomi yönetiminin dolar kurunun 8 TL'yi geçmesine karşın önceliğinin büyüme olduğunu, kur ve enflasyonla ilgili olumsuz gidişatı ikinci plana attığına işaret eden Erdal Sağlam, "Geçen ay sarf edilen "Ben artık dolara bakmıyorum" sözlerinin arkasında da bu vardı. Döviz rezervleri eridiği için zaten kurlara müdahale imkânı azaldı ve asıl para politikası aracı olan faizlerin kullanılması konusunda ekonomi yönetimi hiç niyetli değil. Tahvil ihraçları yarım yamalak, çok yüksek faizle de olsa, yapıldı ve yeniden "asıl hedef büyüme" moduna dönüldü" ifadelerini kullandı.

DOLAR 1 GÜNDE 10 KURUŞ YÜKSELDİ

Dünyayı sarsan Covid-19 salgınının yol açtığı ekonomik krize Türkiye'nin ekonomideki mevcut krizlerle yakalandığına dikkat çeken ekonomist Uğur Gürses, Deutsche Welle Türkçe'ye verdiği demeçte, Türk ekonomisinin içinde bulunduğu durumu, "Kredi büyümesiyle krizlerin çözüleceğini zanneden hükümet, işsizliğe ve iş kaybına karşı hane halkına geniş çaplı finansal destek sağlayamadı. Faizler düşük tutuldu hep, döviz kuru patladı" sözleriyle değerlendirdi. 

Turizm ve ihracattaki kayıplarla birlikte Türkiye'nin ödemeler dengesinin bozulduğunu, ekonomideki ciddi zorlukların da halkın gündelik yaşamını doğrudan etkilediğini anlatan Gürses'e göre Türkiye'de iktidarın oy kaybı da böylelikle hızlandı.

Gürses, "Tüm anketler iktidar bloğundaki oy kaybını ortaya koyuyor. Erdoğan da seçmen konsolidasyonunu korumak için dış politikayı kullanmaya başladı. Batı ve Rusya’yla olan gerilimi artırdı. Türkiye'de doların fırlayacağı bir güne uyanacağımızı Macron'a söylenen sözlerin ardından hemen biliyorduk, bekliyorduk" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan hafta sonu ABD'nin Türkiye'nin Dağlık Karabağ krizinde Azerbaycan'a verdiği desteği eleştirdiğini gündeme taşırken de Türkiye'ye "yaptırım tehdidi" olduğundan yakınmış ve ABD’ye "Sen kiminle dans ettiğinin farkında değilsin. Yaptırımın neyse, geç kalma, yap" çıkışında bulunmuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türk halkına "Fransız mallarını boykot edin" çağrısı da Macron'a çıkışlarının hemen arkasından geldi.

Gürses, dış politikada böylesi gerilimler sürdükçe kur üzerinde baskının daha da artacağını söylüyor. Gürses, "Erdoğan'ın ABD'ye yaptırım çağrısı ve Türk halkından Fransız mallarını boykot etmelerini istediği gün dolar 10 kuruş arttı. Türkiye siyasette ve ekonomide darboğaza sürükleniyor" dedi.

İlgili Haberler
Öne Çıkanlar