Alp'e mektup... / Güney IŞIKARA

Alp'e mektup... / Güney IŞIKARA
Yayınlanma:
Güncelleme: 23 Ekim 2020 15:59
A+ A-
Biliyorum, senin yüreğin ve zihnin hücre duvarlarına meydan okuyor, onları parçalıyor.

Güney IŞIKARA


Sevgili dostum, yoldaşım Alp,

HDP’ye diz çöktürme, onu yok etme operasyonlarının son dalgasında rehin alınmanın üzerinden üç hafta geçti.

Masamda geçtiğimiz yıl yayımlanan kitabın İmkânsız Sermaye duruyor. 2013’te yazmaya başlayıp, altı yıl boyunca ince ince işlediğin kitap...

2008 krizinden bu yana kangren haline gelen (senin deyişinle) kapitalizmin varoluşsal bunalımı önce merkez, sonra çevre ülkelerde halk hareketlerine, isyanlara yol açmış; bunun Türkiye’deki yansıması ise Gezi olmuştu. Gezi’ye ödetilmek istenen bedelden senin payına Tekirdağ F Tipi düşmüş, İmkânsız Sermaye’nin serüveni de orada başlamıştı.

Kitabın mayalanma koşulları bir tesadüf değildi. Sosyalizm, barış ve eşitlik mücadelesinin birçok cephesinde yirmi yılı aşan mücadele deneyiminin ışığında, o mücadelenin seni taşıdığı koşullarda yazıyordun.

Gezi’nin oturduğu bağlamı anlamak için 2008 finans krizini; onu çözmek için de kapitalist üretimin yapısal eğilimlerini, dur durak tanımayan metalaşma sürecini, bunların somut ve güncel biçimlerini, halk yığınlarının ‘çöp nüfus’a dönüşmesini, özne sorununu, faşizmin yükselen ayak seslerini çalışmak, tartışmak gerektiğini biliyordun. Bunu yaparken Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, Rusya’dan Çin’e kadar halkların tarihine duyduğun derin merakı, bilgi birikimini kaleme almak için bir molaya ihtiyacın vardı.

Aydın Doruk İmkânsız Sermaye’ye dair yazdığı tanıtımda haklı olarak şöyle diyordu: "İmkânsız Sermaye, sadece ‘soyut’ tartışmalara ‘soyut’ cevaplar üreten, başlıkları toplumsal yaşamdan arındırarak inceleyen bir kitap değil. Aksine doğrudan toplumsal mücadelenin bir ürünü olarak ortaya çıkmış bir kitap."

2016’da HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı iken bir kez daha rehin alınıp, Tokat T Tipi’ne gönderilmen de bunu doğruluyor. Kitapta sınıfın politik alandaki cılız varlığından hareketle onun nesnel olarak da yok olduğunu savunanlara karşı yitenin sınıfın kendisinin değil, onun politik birliği olduğunu savunuyorsun.

Meseleyi böyle kavrayınca ezilenlerin, sınıfa karşıt ya da ona alternatif bir kategori değil, kaybolan politik birliğin kurulması, ekonomik olanın politik olanla buluşmasının zemini olarak belirdiğini yazıyorsun. Kitabın yazılma serüveninin Tokat T Tipi’nde devam etmesinin sebebi de bu teorik tespitlere denk düşen onurlu mücadelen, yaşam pratiğindi.

İmkânsız Sermaye’de yalnızca geçmişi ve kapitalizmin varoluşsal bunalımını tartışmıyorsun. Günümüz bilişim teknolojileri ve robotlu üretim olanakları bağlamında yüzünü geleceğin sosyalist toplumuna dönüyor, olanakları ortaya koyuyorsun.

Keskinleşen rekabet ve azalan kâr oranları neticesinde giderek agresifleşen kapitalist üretim, attığı her adımda yeni bir toplumsal ve ekolojik yıkıma yol açıyor. Oysa onun geliştirdiği olanaklarla kâr üretimini değil, toplumsal refahı merkez alan, tüm yurttaşların temel ihtiyaçlarını koşulsuz olarak karşılayan ve özgürlüğe kapı aralayan sosyalist planlama da bir o kadar mümkün – senin İmkânsız Sermaye’de kısa ve özlü bir biçimde anlattığın gibi…

Bunca derin konuyu bir bütünün birbiriyle ilişkili parçaları olarak yalnızca 256 sayfada anlatırken aşırı basitleştirmeye kaçmaman, kopukluklar oluşmasına izin vermemen büyük bir maharet. Cüneyt Akman kitaba dair değerlendirmesinde bunu açıklıkla teslim etmişti: "Doğrusu bu, benzer konularda yıllardır çalışan, konunun uzmanı çoğu akademisyenin dahi her zaman elde edemedikleri bir başarıydı."  

Kitabın yayımlanmasının ardından ben de kısa bir tanıtım metni yazmış, en çok etkilendiğim yönünü şöyle ifade etmiştim: İmkânsız Sermaye, "büyük anlatıların bir kenara bırakılmasının salık verildiği, birçok radikal muhalifin yenilgi ruh halini özümsediği, sistem için çatlaklara sığındığı bir zamanın ruhuna meydan okuyarak, sosyalizme tam da bugün, burada sıkı sıkı sarılmamız gerektiğini" hatırlatıyor ve okuyucuya cesaret veriyor.

Tevazuyla emekçisi olduğun mücadelelerden seni tanıyanlar vakur tavrından, dik duruşundan daima güç alıyor. Sen ‘içeride’ de olsan, ‘dışarıda’ da olsan bu değişmiyor. İmkânsız Sermaye üzerine verdiğin bir söyleşide ne de güzel anlatmışsın: "Hapishanelerde politik tutsak olmak, bir umut nöbeti tutmaktır. Özgürlüğü arayanların yolu mutlaka hapislerden geçer bu ülkede. Mutlaka bir gün dört duvar arasından çıkacaksınızdır ama aradaki sürede de zihnen ve yürek bakımından özgür olmaktır esas mesele. Eğer böyle yaşayabilirseniz, hapishaneler sizden bir şey alamaz, tersine size pek çok şey kazandırır."

Biliyorum, senin yüreğin ve zihnin hücre duvarlarına meydan okuyor, onları parçalıyor.

Biliyorum, sen oradan daha güçlü ve özgür çıkacaksın, hem de yazmak için yeni biriktirdiklerinle beraber.

Şimdi senin güneşli, ümitvar sesini duymak için dönüyorum kitabın sayfalarına.

Hasret ve sevgiyle,

Güney

Öne Çıkanlar