Hataylıların endişesi: Kent dokusu korunarak yeniden inşa edilecek mi?

Hataylıların endişesi: Kent dokusu korunarak yeniden inşa edilecek mi?
Depremin vurduğu Hatay’ın yeniden inşasında, kentin çok kültürlü yapısının korunması halkın en görünür isteklerinden. Yeni yapıların dağ eteklerine kurulması çalışmaları da Hataylıların ‘ruhumuz ve dokumuza ne olacak?’ kaygılarını artırıyor.

Ezgi YILDIZ


Artı Gerçek - Farklı kimlik ve inançların bir arada yaşadığı kadim kent Hatay, depremden en çok zarar gören yerlerden biri. Hatay’ın yeniden inşasına dair en büyük endişelerden biri de kent dokusunun değiştirilmesi.

Mimarlar Odası kentin yeniden inşasında bilimsel verilere ve şehir planlama ilkelerine bağlı kalınması çağrısı yaptı. Depremden sonra Hatay’da örülen dayanışmada görev alan aktivistler imar planlarına dikkat çekerek bölgede atılacak adımların yerel halka sorulması gerektiğini ifade etti. Samandağlı HDP Milletvekili Tülay Hatimoğulları da, “Eğer AKP iktidarda kalırsa bu depremi bir lütuf olarak görecek ve kent kültürünü asimile etmeye çalışacak. Kenti yeniden inşa ederken, kenti dağ eteklerine inşa etme istekleri de kentin dokusunu değiştirmeye çalışacaklarına dair kuvvetli kanı oluşturuyor” dedi.

‘KENTİN DOKUSUNUN DEĞİŞTİRİLECEĞİNE DAİR KUVVETLİ KANI VAR’

HDP milletvekili Tülay Hatimoğulları, AKP’nin Hatay milletvekili adaylarının tanıtım töreninde emekli bir din öğretmeni olan Ergüder Aksoy’un depremler için sarf ettiği “Felaket değil, rahmet” sözlerinden örnek verdi.

“Bu niyetlerinin apaçık bir göstergesidir” diyen Hatimoğulları, “Depremin yaşandığı ilk günlerde devlet desteği yoktu, bütün bunlar halkta ‘bunlar bizden kurtulmak istiyor’ algısına sebep oldu. Aradan geçen üç aya rağmen herhangi bir çalışmanın yapılmamış olması bu kaygıları güçlendiriyor” diye devam etti.

Tülay Hatimoğulları

Bölgede bilinçli bir asimilasyon politikası olduğunu söyleyen Hatimoğulları, “Eğer AKP iktidarda kalırsa bu depremi bir lütuf olarak görecek ve kent kültürünü asimile etmeye çalışacak. Kenti yeniden inşa ederken, kenti dağ eteklerine inşa etme istekleri de kentin dokusunu değiştirmeye çalışacaklarına dair kuvvetli kanı oluşturuyor” dedi.

Kentin yeniden inşasında, kültürel dokunun korunması için bilimsel verilere bağlı kalmak gerektiğine dikkat çeken Hatimoğulları, bunun için de yerel yönetim ve kamu gücünün devreye girmesi gerektiğini söyledi. HDP’li vekil “Elbette tarihi geri getiremeyiz ama en azından simgeleşen yerleri buranın mimarları, ruhunu ve dokusunu koruyarak yapabilecektir. Yerleşimi dağın eteklerine taşıyıp kentin içini boşaltarak ve orayı farklı değerlendirmek isteyecektir buna izin vermeyeceğiz. Kenti halkını kentte bırakmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Defne dallarıyla yürüyen Samandağlı kadınlar, Arapça “Ma rıhna nehna hon!” (Gitmiyoruz, buradayız!)” sloganı atmıştı.

‘BU YAPIYI DEĞİŞTİRECEK OLAN ŞEY, İMAR PLANLARI’

Depremin meydana geldiği ilk günlerden bu yana Hatay’da dayanışma çalışmalarında olan Afet Gönüllüleri’nden Ezgi Ertürk de Tülay Hatimoğulları’nın dikkat çektiği imar planlarına yönelik şunları söyledi:

“Doğrudan bu yapıyı değiştirecek olan şey, iktidarın buraya yönelik imar planları olacak. Sınır şehri olması sebebiyle stratejik bir önemi var. İskenderun limanı, uzun sahili, turizm ve rüzgar enerjisi potansiyeli ile AKP’nin ve patronların elini kaşındırıyor. Bu önceden de böyleydi, deprem ile ellerine tarihi bir fırsat geçti. Dolasıyla, asıl asimilasyon burayı imar planları ile dağıtarak olacak. Şimdiden başlamış durumda, ilk geçici el koyma, acele kamulaştırma, riskli alan ilanı kararları, fay yasaları, Yatırımcılara yönelik açıklanan TOKİ planları… Buranın halkı kendi toprağında kalmalı, kendi hikayesini sürdürmeli. Zaten tarihsel olarak direngen, kültürüne ve toprağına bağlı bir halk.”

Ezgi Ertürk

‘ATILAN HER ADIMDA HALKIN SÖZ HAKKI OLMALI’

Samandağ Dayanışma Evleri’nden Çağla Cemali de imar planlarına yönelik atılan her adımda kent halkının söz hakkının olması gerektiğini söyledi. Cemali, “Açıktan bir asimilasyon politikası olmasa da, planlanan TOKİ’lerin buranın yaşam koşullarına uygun olmaması düşündürücü. Kurulan konteyner kentler de öyle. Oraya kimler yerleştirilecek? Kimse alanını terk etmek istemiyor herkes kendi evinin olduğu yerde konteynerlerin kurulmasını istiyor. Yönetmelikleri takip ediyoruz buraya yapılacak olan projeleri öğrenmeye çalışıyoruz fakat burada da belirsizlik sürüyor” dedi.

‘TURİZM AMAÇLI KULLANILABİLİR’

Kentteki yeniden inşaya yönelik çalışmaları sorduğumuz Mimarlar Odası Hatay Şube Başkanı Mustafa Özçelik ise yerleşimin dağ eteklerine doğru kaydırılacağı konusunda bakanlık tarafından resmi açıklamaların yapıldığını fakat bunun somut karşılığının kent merkezinin boşaltılıp nüfusu taşımak olmadığı görüşünde. Bilimsel verilere ve şehir planlama ilkelerine bağlı kalarak kentin yeniden inşa edilmesi gerektiğini ifade eden Mimarlar Odası Hatay Şube Başkanı, kentte gelişebilecek farklı bir soruna dikkat çekerek şunları söyledi:

“Mevcut tescilli yapılarla beraber geleneksel yapı dediğimiz oranın tipolojisini oluşturan belli tarihi yapılar var. Bakanlığın bu alanları da korumaya çalışacakları yönünde bir açıklaması var. Fakat boşaltılan yerlerin riskli alan olarak ilan edilmesinin ardından bu tarihi alan Kültür Bakanlığı’ndan, Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı’na geçti. Bakanlık, burayı istediği şekilde kamulaştırarak ve onun üzerinden farklı işlevlerle farklı bir duruma getirebilir bu alanları. Muhtemelen tescilli yapılar üzerinden değil de diğer hasar görmüş, yıkılan ve enkazı toparlanan alanları turizm amaçlı farklı bir şekilde kamulaştırılması, butik bir müze haline getirme riski var” dedi.

Öne Çıkanlar