İktidar Marmaris’i adım adım yağmalıyor

2012’den beri koruma statüsü adım adım kemirilen Marmaris, adına ‘koruma denilen planlarla’ yağmaya hazır hale getiriliyor.

İktidar Marmaris’i adım adım yağmalıyor

Gazeteci Bahadır Özgür, Birgün’deki yazısında Marmaris’teki talanı yazdı. Özgür, "20 yılın en büyük ganimet paylaşımı" başlıklı yazısında Marmaris’i, Bodrum’dan, Kemer’den daha kötü bir geleceğin beklediğinin altını çizdi.

Planlı, programlı, hukuki altyapısı hazırlanmış; siyaset eliyle yürütülen kapsamlı bir ‘çitleme harekâtı’ bu diyen Özgür, "Turizm, inşaatla beraber servet biriktirmenin en kolay yolu. Arazi mülkiyetinin büyük kısmının devletin elinde olması, iki sektörü, siyaset-sermaye ilişkilerinde özel kılıyor. Haliyle hızlı zenginleşme çoğunlukla devlet mülkiyetinin, siyaset eliyle, özel mülkiyete transferiyle gerçekleşiyor" diyor.

Kamu arazilerine hücumun Turgut Özal’ın 1983’te çıkardığı Turizm Teşvik Yasası ile başladığını belirten Özgür, bu yıllarda özel statüsü nedeniyle kendisini yağmadan koruyan Marmaris için tehlike çanlarının çaldığını belirtiyor.

Bahadır Özgür’ün yazısının bir kısmı şöyle:

MARMARİS’İN ÖZEL STATÜSÜ

"Turizm-inşaat haritasının kaba bir dökümünü yaptığımızda, Marmaris’in neden önemli olduğunu daha iyi anlıyoruz. 1995-2005 arasında patlama yapmış betonlaşma yüzünden Bodrum kıyı, tepe, orman demeden her yöne yayılıyor. Orası çığırından çıkmış vaziyette. Antalya’da Özal’ın öldürdüğü Kemer dışında Kaş’ta betonlaşma 2000’lerin başında, Kalkan’da 2005’ten sonra yaygınlaşmış. Lakin merkezler betona boğulsa da yayılma yavaşladı. Zira doğal sınırlar ve arazi genişliği artık el vermiyor. Göcek ilk olarak 1995’te, sonra 2000-2005 arası betonlaşma atağına kalkmış. Fethiye ise yayılmaya müsait geniş bir ovaya ve tarım arazilerine sahip olmanın çilesini çekiyor. Liman bölgesindeki minicik bir yerleşimden nerelere geldi.

Marmaris ise yaygın kanının aksine pek çok yere kıyasla kendisini koruyabildi. Merkezin betonlaşarak büyümesi 2009’da hız kesmişti. Sırttaki dağ, yerleşim yerlerinin büyümesinde doğal set görevi gördü. Gökova, Datça yarımadası, Hisarönü, Yeşilova, Bozburun, Ekincik hala yemyeşil. Buraların müstesna koylara sahip olduğunu söylemeye lüzum yok herhalde.

Nispeten bu ‘korunaklı’ halin sebebi özel bir hukuki statüden geliyordu. AKP o statüye saldırıyor işte. 2013’ten başlayarak bölge, adım adım özel mülkiyeti önceleyen başka bir statüye tabi kılınıyor. Peki nedir o statü ve yerine nasıl bir şey getiriliyor?

1989’da AB hedefi yüzünden çıkarılan, her halükarda yetersiz olsa da bugün değeri anlaşılan özel bir hukuki statü oluşturulmuştu. Akdeniz’in kirliliğe karşı korumasını öngören Barcelona Sözleşmesi’ne taraf olan Türkiye, belli yerleri Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB) ilan etti. Bugün sayısı 16’yı bulan ÖÇKB, Türkiye’ye özgü bir çatı koruma sistemiydi. Denizi, kıyıyı, arkeolojik ve tarihi miras ile ekolojik yaşamı birlikte düşünen bu çatının altında, her unsur için ayrı ayrı düzenlemeler yapıldı: Doğal Sitler, Arkeolojik Sitler, Tabiat Varlıkları, Tabiat Anıtları, Ramsar ve Sulak Alanlar, Orman Koruma Bölgeleri, Deniz Hassas Koruma bölgeleri, Doğal Hayatı Koruma Bölgeleri, Avlanma Yasağı olan bölgeler vs…

Marmaris en büyük özel koruma bölgesiydi. Üstelik dünyanın önde gelen Milli Park alanına sahipti. Yani mülk sahibi olmanızın önemi yoktu; kamu ve doğal yarar öncelikli olmak mecburiyetindeydi.

ADINA ‘KORUMA’ DENİLEN PLANLAR

2012’de AKP ilk olarak milli parkların statüsüne el attı. "Daha iyi koruyacağız" denilerek yeni planlar hazırlanmaya başladı. Aynı dönem, ‘Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik’ çıkarıldı. Milli parklar 4 bölgeye ayrıldı: Mutlak koruma, hassas koruma, sürdürülebilir kullanım ve kontrollü kullanım. Yani parklar bir şekilde tesis kurulmasına müsait hale getirilmiş oldu.

Ancak Marmaris’te yeni yağma döneminin hukuki zeminini hazırlayan gelişme, 2014’te kimsenin haberi olmadan yapılan bir ihaleydi. Çevre Bakanlığı, 22 bölge için ‘Ekolojik Temelli Bilimsel Rapor’ hazırlanması için ihale açıyordu. İşin tuhafı ne ihaleyi alana, ne nasıl bir rapor hazırlandığına dair kısa zaman öncesine kadar tek satır bilgi bulunamıyordu. Raporlarla ilgili bilgi almak isteyen Muğla’daki çevre platformunun üyelerine, ‘devlet sırrı’ yanıtı veriliyordu. Burada ayrıntılarıyla aktaramayacağımız olay sanki bir casusluk hikâyesiydi.

2020’de bir davada tesadüfen ortaya çıkan Marmaris ile alakalı rapor niyetleri ifşa etti. İhaleleri alanların içinde gayrimenkul şirketleri, temizlik firmaları bulunuyordu. Raporların özeti, koruma altındaki alanların statülerinin düşürülmesiydi. Hani biraz zorlasalar, "ortada korunacak bir şey kalmadı" bile diyebilirlerdi.

O kadar fazla benzer plan, düzenleme çıkarıldı ki, aktarmak imkânsız. Sadece hepsinin tek bir amacı olduğunu söyleyelim: Marmaris’in koruma kalkanını, orasından burasından kemirerek zayıflatmak. Zaten başkanlık rejimine geçilip neresinin korunacak alan, neresinin orman, milli park olduğuna karar verecek yegâne makamın Saray olarak tespit edilmesi, başlı başına yapılmak isteneni göstermiyor mu?

Bugün karşılaştığımız ve hepimizin tepesini attıran projeler, inşaatlar, imar planı düzenlemeleri vs. yıllarca süren bu hazırlıkların sayesinde gerçekleşiyor. Anarşik, karmaşık bir yağma yok. Okluk’a kondurulan ‘Yazlık Saray’dan başlayıp Sinpaş’ın yeni şehrine; Kiler’in, Milli Park içinde koca koyu kapatan arazisinden Hisarönü’ndeki yat limanı projesine; AKP’li bir madenci ve Kayserili bir oto bayisine verilen koylardaki mapa ve şamandıra ihalelerinden şimdilik hazırlık aşamasındaki onlarca başka projeye kadar her şey, harita üzerinde muntazam görünüyor.

Önlenmezse eğer, Bodrum’dan da Kemer’den de feci bir gelecek bekliyor Marmaris’i. Mesele sadece betonlaşmayla yerleşim yerlerinin büyümesi değil. Parkıyla, koyuyla, ormanıyla, kıyısıyla Marmaris, bir özel mülk gibi çitlenip kapatılıyor."

İktidar marmaris yağma