Ozan ÜNER


ARTI GERÇEK - Türkiye’nin siyasi gündemine en çok damga vuran tek bir olay var denilemez. Siyasi gündem bir yılda birçok kez değişti. Ancak geride bıraktığımız 2019’da en çok konuşulan ve akılda kalanların altını çizebiliriz. 

Ülke genelinde en çok tartışılanlar ‘tanzim satışlar, ‘yerel seçimler, 'açlık grevleri', ‘Kemal Kılıçdaroğlu’na saldırı’, ‘İstanbul seçimleri’,’S-400’ler, ‘Kaz Dağları’, ‘Kuzey Suriye askeri harekatı’, 'Kadın cinayetleri', ‘İstanbul depremi’, ‘Kayyımlar’, ’Doğu Akdeniz ve Libya’ meseleleri oldu.

2019’da en çok konuşulanları sizler için derledik:

“VARLIK MI, YOKLUK MU?; MEYVE VE SEBZE SATIŞLARINDA TANZİM DÖNEMİ”

2019'da artan gıda fiyatlarının azaltılması için başta İstanbul ve Ankara olmak üzere çeşitli şehirlerde kentlerin belirli noktalarında tanzim satış noktaları oluşturuldu. AKP hükümeti, yükselen enflasyona karşı ‘tanzim satış’ önlemi aldıklarını belirterek sebze ve meyve satışlarının yanına temizlik malzemelerinin de ekleneceğini duyurdu. Tanzim satış noktalarının uygulamaya geçmesiyle ilk günden hem büyük ilgi gördü hem de tartışmaları beraberinde getirdi. 

Tanzim satışlarında yoğun talep olması sonucu kuyrukların oluşmasına muhalefet tepki gösterirken Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "AK Parti kuyruk getirdi’ diyorlar. İki kuyruk var. Bir, yokluklar kuyruğu. Şimdiki kuyruk yokluk değil bereket, varlık kuyruğu, fırsatçılara ders verme kuyruğu." sözleriyle savundu. 

Tanzim satış noktaları, 31 Mart 2019 Mahalli İdareler Seçimleri'nden sonra birçok yerden uygulamadan kaldırıldı.

AÇLIK GREVLERİ VE KAYYIM

İmralı Cezaevi’nde tutulan PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in başlattığı ve cezaevlerinin geneline yayılan açlık grevi ülke gündeminde en çok konuşulan olaylardan biri oldu. 

HDP milletvekilleri Dersim Dağ, Tayip Temel ve Murat Sarısaç partilerinin Diyarbakır il binasında açlık grevi eylemine başladı. Açlık grevleri bazı yerlerde ölüm orucuna dönüştü.

Açlık grevi ve ölüm orucunda süresince yedi tutuklu farklı cezaevlerinde tecritleri protesto etmek amacıyla hayatına son verdi.

PKK lideri Öcalan’ın avukatlar aracılığıyla gönderdiği “Cezaevleri içindeki ve dışındaki arkadaşların direnişlerine saygı duymakla birlikte, sağlıklarını tehlikeye atacak ve ölümle sonuçlandıracak konumlara taşıracak noktaya taşımamalarını önemle belirtmek isteriz.” mesajının ardından açlık grevleri ve ölüm oruçları sona erdi.

Cezaevlerinde sayısı binlerle ifade edilen tutukluların başlattığı grev ise 162. günde. Dilek Öcalan'ın da aralarında bulunduğu onlarca kişi Strasburg kentinde 162 gün sürdü. Leyla Güven ise cezaevinde başlattığı açlık grevini dışarıda 200. gününde sonlandırdı.

 

31 Mart seçimlerinin ardından yurttaşların seçme ve seçilme haklarına darbe vuruldu. 2019’da 32’si HDP’li, 1’i CHP’li 33 belediyeye kayyım atandı. 23 belediye başkanı tutuklandı.

31 MART MAHALLİ İDARELER SEÇİMİ

2019 yılına girilmesiyle beraber Yüksek Seçim Kurulu’nun 31 Mart Mahalli İdareler Seçimi için hazırladığı seçim takvimi başladı. 

Seçim sürecinde liderlerin düzenlediği mitingler Türkiye’nin önemli gündem maddelerinden biri oldu. Liderler arasında sert geçen polemikler ise kayıtlara geçti.

Yerel seçimlerde partilerin ittifak içerisinde olması siyasi arenayı daha fazla rekabet içine soktu. AKP ile MHP’nin dağılan ‘Cumhur İttifakı’nı yeniden sağlamasının ardından gözler CHP ile İYİ Parti’nin ittifak arayışına yöneldi. 

İki parti arasında süren görüşmeler ‘Cumhur İttifakı’ açısından hedef olarak gösterilse de ‘Millet İttifakı’ gerçekleştirildi. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ittifakın duyurusunu “Yerel seçime gidiyoruz, sanırsınız savaşa gidiyoruz.” Sözleriyle yaparken Cumhur İittiifakı’nda yer alan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçelii ise “Zillet ittifakına Türkiye'yi bırakamayız.” açıklamasında bulundu.

Yerel seçimlerde CHP’nin Ankara için adayı Mansur Yavaş, İstanbul ise Ekrem İmamoğlu’nu seçmesi ise dikkat çekti. İmamoğlu’nun “Her şey güzel olacak” sloganı ise kampanya boyunca damga vuran noktalardan biririsiydi.

Millet İttifakı içerisinde yer almayan HDP’nin ise tavrı 31 Mart yerel seçimlerinde kilit bir rol oynadı. Güçlü olduğu bölgelerde kendi adaylarını çıkartma kararı alan HDP, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere önemli merkezlerde aday çıkartmayarak ‘Cumhur İttiifakı’nın karşısındaki adayları destekleyeceğini duyurdu. HDP’nin bu tavrı seçim sonuçlarındaki teraziyi önemli bir şekilde etkiledi.

HDP’nin seçim tavrı AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan tarafından sert tepkiyle karşılandı. Erdoğan, miting meydanlarında HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli için “Bu adam var ya Kürt değil ha. Ne idüğü belirsiz birisi. Kürdistan da mı yaşamak istiyorsun? Irak’ın kuzeyinde Kürdistan var, defol git orada yaşa” dediği skandal sözleri ise siyaset tarihine kara harflerle yazıldı. 

5 yıl süresince görev yapacak yerel yöneticileri seçmek için Türkiye sandığa gitti. Seçimlerde 57 milyon 93 bin 410 seçmenden 43 milyon 651 bin 815 kişi oy kullandı. Seçime katılım oranı ise yüzde 83,99’da kaldı. Toplam oyların 1 milyon 395 bin 233’ü geçersiz sayılırken bu geçersiz oyların oranı ise yüzde 3,2 oldu.

AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı yüzde 51,74 oy oranı alırken CHP ve İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı’nın oy oranı 37,64 oldu. Seçim sonuçlarına göre belediyelerin yüzde 44,95’ini AKP, yüzde 30,25’ini CHP, yüzde 7,39’unu İYİ Parti, yüzde 6,60’ını MHP ve 4,01’ini de HDP aldı. 

31 Mart, Türkiye siyaset tarihinin önemli bir dönüm noktalarından birisi oldu. İktidar bloğu 25 yıl sonra ilk kez İstanbul ve Ankara’da belediye kaybetti. Millet İttifakı seçimlerde güç kazanırken Cumhur İttifakı ise güç kaybetmeye başladı. 

31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri'nin resmi olmayan sonuçlarına göre, İstanbul'da Ekrem İmamoğlu, Ankara'da Mansur Yavaş, İzmir'de Tunç Soyer seçimleri kazandı.

İSTANBUL SEÇİMLERİ: KESİNLİKLE BİR ŞEY OLDU, HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK

31 Mart yerel seçimlerinde kuşkusuz en önemli olay istanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yarışıydı. 

İstanbul seçimlerinde 32 isim birbirileriyle yarıştı. Ancak Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu ile Cumhur İttiifakı’nın adayı Binali Yıldırım isimleri ön plana çıktı.

İstanbul seçimlerine TBMM Başkanı sıfatı olarak aday olan Binali Yıldırım, yapılan anketlerin aleyhinde çıkması sonucu görevinden istifa ederek yarışa ‘ünvansız’ olarak devam etti. Oy sayısı olarak ise CHP adayı 4 milyon 169 bin 765, AK Parti adayı ise 4 milyon 156 bin 036 oy almıştı.

31 Mart’ta yapılan İstanbul seçimlerinde Millet İttifakı adayı İmamoğlu, yüzde 48,79 oy alırken, Yıldırım yüzde 48,63’te kaldı. Oy sayısı olarak ise CHP adayı 4 milyon 169 bin 765, AKP adayı ise 4 milyon 156 bin 36 oy aldı. İmamoğlu resmi olmayan sonuçlara göre seçimi 13 bin 729 oy farkıyla kazandı. 

31 Mart’tan AKP’nin seçim sandık kurullarına yaptığı itirazlar gündeme geldi ve YSK tarafından İmamoğlu’na mazbata verilmesi için ülke genelinde kampanyalar yapılmaya başlandı. 

İmamoğlu, mazbatasını 17 Nisan’da büyük bir kalabalık eşliğinde aldı. Lakin oy sayım işlemlerine ilişkin tartışmalar ay boyunca devam etti.

Seçim sonuçlarına yapılan itirazlar ve görev değişikleri nisan ayında damgasını vurdu. YSK, İstanbul seçimlerini iptal etti. 

YSK Başkanı Sadi Güven’in “Seçimin iptaliyle yenilenmesi kararına katılmıyorum” görüşüne karşı YSK, usülsüzlük olduğu iddiasıyla İstanbul seçiminin yenilenmesi kararını verdi. YSK’nin bu kararına Türkiye’nin geniş bir kesimi tepki gösterdi.

İstanbul seçimi boyunca Binali Yıldırım’ın “Çok basit. Çünkü çaldılar”, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz’un “Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler oldu.” Ve Ekrem İmamoğlu’nun “Her şey çok güzel olacak” sözleri tarihe damga vurdu.

Yenilenen İstanbul seçiminde Binali Yıldırım, Ekrem İmamoğlu karşısında iki kez kaybetmiş oldu. 31 Mart’ta aradaki 13 bin fark iken 24 Haziran’da fark katlanarak 800 bine çıktı. Ekrem İmamoğlu oyların yüzde 54,21'ini, Binali Yıldırım ise yüzde 44,99'unu aldı.

İmamoğlu yaşananlara ilişkin “Vatandaş yaşanan büyük haksızlığın hesabını kesmiştir” dedi.

“KEMAL KILIÇDAROĞLU’NA LİNÇ GİRİŞİMİ: CANIMI VERMEYE HAZIRIM”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bütün valilere “CHP il başkanlarını şehit cenazelerinde protokole kabul etmeyin” talimatının ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara'nın Çubuk ilçesine bağlı Akkuzulu Mahallesi'nde düzenlenen bir asker cenazesinin töreni sırasında kalabalık bir grup tarafından linç girişimine uğradı. CHP liderine yönelik gerçekleştirilmek istenen linç girişimi muhalefet partileri tarafından sert bir şekilde kınanırken iktidar bloğu ise yaşanan olayı Kılıçdaroğlu’nun provoke ettiğini iddia etti. 

Olayın ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk sözleri "Bana yapılan saldırı Türkiye'nin birliğine ve bütünlüğüne yapılmış demektir. Canımı vermeye hazırım, bir milim geri adım atmayacağım” olurken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP liderini hedef göstererek "Bir siyasi partinin lideri nereye, nasıl gideceğini  araştırmalı; o adama yumruk attıracak kadar ne yaptın sen Kemal Kılıçdaroğlu?” Sözlerini saf etti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise Kılıçdaroğlu’na geçmiş olsun demeyerek olayın araştırlacağını söylemekle yetindi. 

Aylar sonra Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olayla ilgili olduğu düşünülen 36 kişiye dava açıldı. Savcılık tarafından oluşturulan iddianamede linç girişiminin ‘protesto’ olarak nitelendirmesi ise dikkat çekti.

IRAK KÜRDİSTANI'NA OPERASYON

Milli Savunma Bakanlığı 27 Mayıs’ta Irak Kürdistanı bölgesinde yer alan Hakurk bölgesinde ‘Pençe Harekatı’ başlatıldığını duyurdu. Hükümete yakınlığıyla bilinen medya grupları tarafından sınır ötesi operasyon, büyük bir propaganda şeklinde servis edildi. Kara ve hava birliklerinin yanı sıra İHA ve SİHA’lar tarafından da desteklenen operasyonu Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve TSK komuta kademesi aynı merkezden birlikte yönetti. Başta Irak ve İran’ın da sınır ötesi askeri operasyonu destek verileceği iddia edilirken operasyonun üçüncü aşaması olan Pençe-3’te her hangi bir gelişme kaydedilemedi. Türkiye’nin 7 ayı aşkın yürüttüğü operasyonda ise resmi askeri zaiyat açıklanmadı.

KUZEY VE DOĞU SURİYE'YE ASKERİ HAREKAT: APTAL OLMA

2011 yılında başlayan Suriye iç savaşının ardından Türkiye’nin uzun bir süredir planladığı Kuze ve Doğu Suriye'ye askeri harekat 9 Ekim’de başlatıldı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, operasyonun adını sosyal medya platformu Twitter’dan “Barış Pınarı Harekatı” olarak dünyaya duyurdu. 

Türkiye’nin askeri harekatı başlatmasının ardından BM, AB, NATO ve bir çok yabancı ülke tepki gösterdi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyine düzenlediği askeri harekât gündemiyle bir toplantı gerçekleştirdi. 

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres askeri harekata ilişkin “Ordunun Suriye'de veya dünyanın hiçbir yerinde çözüm olduğuna inanmıyorum” ifadelerini kullandı.

AB'nin 28 üyesi ortak açıklama yaparak, operasyona son verilmesini istedi.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Türkiye’nin bölgede gerginliği arttırma riski bulunduğunu söyledi.

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye'ye yönelik başlattığı operasyona son vermesini istedi. Birliğin 28 üyesinin ortak açıklamasında, "AB Türkiye’yi, Suriye’deki tek taraflı askeri harekatına son vermeye çağırmaktadır" denildi.

Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence'in 17 Ekim’deki görüşmelerinin ardından, 13 maddelik "Kuzeydoğu Suriye'ye İlişkin Türkiye-ABD Ortak Açıklaması" kamuoyuyla paylaşıldı. Türkiye, Suriye Demokratik Güçleri (QSD) ile ateşkes yaptı. 

ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a gönderdiği mektupta “Aptal olma” ifadesinin geçmesi dünya genelinde gündem oldu.  

Suriye konusunda Türkiye ile Rusya arasında 22 Ekim'de imzalanan Soçi mutabakatı çerçevesinde yeni bir harekat düzenlenmedi.

Erdoğan, sınırötesi askeri harekat hakkında bilançoya dair bilgiler paylaştı. Operasyondaki resmi verilere göre TSK’den 7 asker hayatını kaybederken, 95 askerinde yaralandı Suriye Milli Ordusu’ndan 96 kişi ölürken ve 374 kişi de yaralandı. Çatışmalar boyunca sınır bölgelerinde yaşayan yurttaşlardan 20’si hayatını kaybederken 187’si de yaralandı.

S-400’LER TÜRKİYE’DE ABD’DEN YAPTIRIM 

‘Stratejik ortağı’ olan ABD’den gerekli desteği bulamayan ve Çin ile yaklaşık 2 yıldan beri devam eden görüşmelerin de iptal edilmesinin ardından Türkiye, uzun menzilli hava savunma sistemi arayışına girdi. ABD ve Çin’den istediğini bulamayan Türkiye, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) tarafından üretilen ve Rusya tarafından geliştirilen S-400 uzun menzilli hava savunma sistemini satın aldı.

ABD ise bu satış işleminin gerçekleşmesinden önce Türkiye’ye karşı uyarılarda bulundu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın iki ülke arasında yaşanan tartışmalara “S-400 konusunda işi bitirdik, geri dönüşümüz asla olamaz.” Sözüyle noktalamasının sonrasında ABD’den ilk yaptırım olarak Türkiye’nin F-35 savaş uçakları projesinden çıkardıklarını duyurdu. 

 

Satın alınan S-400’lerin ilk parçaları 12 Temmuz'da Mürted Hava Meydanı'na intikali tamamlandı.

S-400 hava savunma sisteminin ikinci batarya malzemeleri de Türkiye'ye Eylül ayında ulaştı. 

Milli Savunma Bakanlığı, S-400’lerin 2020’de etkin hale gelmesinin planladığını duyurdu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, mevkidaşı Mike Pompeo’nun S-400 hava savunma sistemlerinin tam olarak operasyonel hale getirilmemesi talebine yanıt olarak “Bir ürün kutuda tutulmak için alınmaz. Hava savunma sisteminin ciddi bir maliyeti var ama maliyetten daha çok bizim ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tamamen kontrolünde olacak olan savunma sisteminin toplam maliyetinin 2,5 milyar dolar olduğu hesaplanıyor.

KAZ DAĞLARI’NDA SİYANÜRLÜ ALTIN ARANMASI VE NÖBET

Çanakkale’nin Kazdağları bölgesinde Kanada merkezli Alamos Gold ve yerli ortağı Doğu Biga Madencilik tarafından yapılmak istenen altın madeni projesinde 195 bin ağacın kesildiği ortaya çıktı. 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ise bu sayının 13 bin 400 olduğunu iddia etti.

Bölgede on binlerce ağacın kesilmesine tepki gösteren binlerce insan 26 Temmuz’da  “Su ve Vicdan Nöbeti’ne başladı.

Enerji ve Tabi Kaynakları Bakanlığı, 13 Ekim’de projenin inşaat ruhsatını yenilemedi. Kanadalı şirket Alamos Gold da çalışmaları askıya aldığını duyurdu.

    

İSTANBUL DEPREMİ: SONA YAKLAŞIYORUZ

İstanbul’un Silivri ilçesinin açıklarında Marmara Denizi’nde Kandilli Rasathanesi verilerine göre 26 Eylül saat 13:59’da 5.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Deprem sırasında kalp krizi geçiren biri öğretmen iki kişi hayatını kaybetti; 43 kişi de yaralandı. Deprem sonrası yüzlerce bina hasarlı hale geldi. Okullarda geçici olarak tatil ilan edilerek eğitime ara verildi. 

İstanbul genelinde hissedilen deprem sonrası GSM operatörlerinin hizmet dışı kalması kamuoyunda büyük tepkiyle karşılandı.

Deprem hava trafiğini de olumsuz etkiledi, uçaklara “Pas geçin” denildi.

ABD’den dönen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan depreme ilişkin ilk olarak “Sosyal medyada densizlik yapanlar var, itibar etmeyin” uyarısında bulundu. 

İstanbul depremi yaşanırken siyasiler arasında ‘toplantı’ krizi’ çıktı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay başkanlığında düzenlenen Türkiye Afet Müdahale Planı Toplantısı’na İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun olmamasıyla ilgili tartışma büyüdü.

İstanbul'da Perşembe günü meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki depremin ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay başkanlığında Cuma günü düzenlenen Türkiye Afet Müdahale Planı Toplantısı'nda İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun olmamasıyla ilgili bir ‘davet’ krizi tartışması yaşandı. “Ben devletimin beni çağırdığı her toplantıya koşa koşa giderim” diyen İmamoğlu, İstanbul Valiliği’nde yapılan toplantıya davet edilmediğini söyledi. Hükümet yetkilileri de belediye başkanının toplantıya aksine davet edildiği iddiasında bulunarak Cumhurbaşkanı yardımcısı da tartışmalara “Afetin yönetimi davet beklemez” diyerek dahil oldu.

Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr.  Haluk Özener, beklenen büyük İstanbul depremine ilişkin olarak “Büyük İstanbul depreminin ne zaman olacağını bilemiyoruz ama sona yaklaştığımızı söyleyebilirim” uyarısında bulundu.

Türkiye'den resmi olarak askeri destek talebinde bulunduklarını açıkladı

    

DOĞU AKDENİZ VE LİBYA

2000’li yılların başlarında başlayan gerilim bugün Libya’da sıcak çatışmaya evrilmek üzere.

Türkiye, sondaj gemilerini Kıbrıs açıklarına göndererek doğalgaz arama çalışmalarına başlaması ve Libya ile yapılan kıyı anlaşması Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yanı sıra Yunanistan, Avrupa Birliği, Mısır, İsrail ve ABD’nin tepkisiyle karşılaşmış durumda.

Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında yapılan anlaşmayı MHP Genel Başkanı Bahçeli ‘Beka sorunu’ olarak görürken AKP Genel Başkanı Erdoğan da askeri bir yardım talebinde bulunulması koşuluyla destek kuvvetler göndereceklerini söyledi. 

Libya’daki hükümetin Türkiye’den yardım istemesinin ardından Meclis’e 2 Ocak’ta 2020’de görüşülmesi için ‘Libya Tezkeresi’ sunuldu. Cumhur İttifakı tezkereyi savunurken muhalefet partileri ise ‘veto’ edeceklerini duyurdu.