2017 yılında başlayan ve özellikle Hollywood'daki erkek tacizleri karşısında başlayan "#metoo" hareketinden beri gündemde olan kadın sinemacılara fırsat eşitliği tartışması, festivallerin kadın sinemacılara programlarında daha fazla yer açmasının da etkisiyle meyvelerini vermeye başlamış gibi gözüküyor.

Dün gece ödüllerin sahiplerini bulduğu 72. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’yı İspanyol Yönetmen Carla Simón’un imzasını taşıyan “Alcarràs”ın kazanması kadın sinemacıların fırsat eşitliği bulamadığı sinema endüstrisinde büyük resmi değişmeye başladığının işareti: “Alcarràs”ın Altın Ayı almasıyla Avrupa’nın üç büyük festivali Cannes, Venedik ve Berlin’de kadın sinemacılar üst üste En İyi Film Ödülü’ne uzandı.

Julia Ducournau’nun “Titane” ile Cannes’da Altın Palmiye kazanmasının ardından Audrey Diwan “Happening” ile Venedik’ten Altın Aslan Ödülü ile döndü. Carla Simón’un “Alcarràs”ının Berlinale’den Altın Ayı kazanmasıyla birlikte üç büyük Avrupa festivalini kadın sinemacıların kazandığı resim tarihte ilk kez oluştu.

Evrensel'den Nil Kural'ın kadın sinemacıların başarılarını kaleme aldığı yazısı şöyle:

"2017 tarihli ’93 Yazı ile otobiyografik ögeler taşıyan çok beğenilen bir ilk filme imza atan Carla Simón, kendisine Altın Ayı kazandıran Alcarràs'ta bir kez daha çocukluk anılarından yola çıkıyor ve filme ismini veren Katalonya’da küçük köyde tarım yapan Solé ailesini merkeze alıyor. Uzun yıllardır toprak sahibi için çalışan ve tarımla geçinen Solé ailesi, endüstriyel tarım ve yeni enerji planlarıyla işledikleri toprağı kaybetme tehlikesiyle yüz yüze geliyorlar. Düzenleri altüst oluyor ve aile içinde çatışmalar ve gerginlikler başlıyor.

Simón, çok iyi bildiği bir dünyayı, mükemmel oyuncu performansları ve zarif bir anlatımla filme aktarırken kapitalizmin sert politikalarının yıllardır insani ilişkiler üzerinden ilerleyen küçük köydeki yaşamı kökünden değiştirdiğinin de altını çiziyor. Ailenin üç nesli arasındaki farklıları gösteren İspanya’nın İç Savaş tarihinden çiftçilerin isyanına uzanan film, bu yıl zayıf bulunan yarışmada Altın Ayı Ödülü’nü kazandığı açıklanmadan önce Berlinale takipçilerinin birkaç gözdesinden biriydi. Yönetmen, törende ödülünü kendi ailesi gibi 'toprağı işleyenlere' adadı.

Fransız Usta Sinemacı Claire Denis, 'Both Sides of the Blade' adlı yeni filmiyle Berlinale’den En İyi Yönetmen Ödülü’ne uzandı. Aralarında 'Beau Travail', 'White Material', 'Trouble Every Day' ve '35 Shots of Rum'ın da olduğu filmleriyle yaşayan en önemli sinemacılardan biri olarak kabul edilen Denis, 72. Berlin Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazarak üç büyük Avrupa festivalinden (Berlin, Cannes, Venedik) birinde ilk kez ödüllendirildi. Denis, başrolünde Juliette Binoche’un yer aldığı “Both Sides of the Blade”de bir aşk üçgenini ve romantik ilişkilerin getirdiği karmaşık duyguları merkeze alıyor.

Berlinale’nin ikincilik anlamına gelen Jüri Büyük Ödülü’nü üretken Güney Koreli Sinemacı Hong Sang-soo “The Novelist’s Film” ile kazandı. İnsanlar arasındaki gündelik ilişkileri işleyen ve gündelik hayatın sihrini basit ancak etkileyici bir sinema diline dönüştüren Sang-soo, yeni filminde bir yazar ve bir yönetmenin karşılaşması üzerinden şansa bağlı karşılaşmalardaki sürprizleri işliyor. Siyah beyaz filmiyle bir kez daha ödüle kazanan Sang-soo, Berlin Film Festivali’nden sıklıkla ödülle dönen sinemacılardan biri.

Festivalde Jüri Özel Ödülü ise Meksikalı Natalia Lopez Gallardo’nun yönettiği ve yarışmanın gözdelerinden “Robe of Gems”e verildi. Meksika’da uyuşturucu kartellerinin getirdiği şiddeti oldukça kapalı ve kontrollü bir anlatımla ve çok karakterli bir yapıyla işleyen Gallardo, başarılı ilk filmi “Robe of Gems” ile M. Night Shyamalan başkanlığındaki jürinin öne çıkardığı isimler arasında yerini aldı.

Alman Yönetmen Andreas Dresen’nin gerçek bir hikayeden yola çıktığı film “Rabiye Kurnaz vs. George W. Bush”, jüriden iki ödülle döndü: Meltem Kaplan’ın kazandığı En İyi Oyuncu ve Laila Stieler’ın aldığı En İyi Senaryo ödülleri. Meltem Kurnaz’ın canlandırdığı Rabiye’nin Guantanamo’da tutulan oğlu Murat Kurnaz’ı buradan çıkarmak için Almanya ve ABD ile girdiği hukuk savaşını konu alan film, izleyiciyle rahat bağ kuran mizahi bir dil kullanıyor."