Derya OKATAN


ARTI GERÇEK- Bağımsız İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Van'da Servet Turgut’un yaşamını yitirdiği, Osman Şiban’ın yaralandığı işkence vakasıyla ilgili hazırladığı raporu Meclis’te düzenlediği basın toplantısında açıkladı. İki köylünün helikopterden atıldığı iddia edilmişti.

Şık'ın çalışma arkadaşı Yılmaz Ruhi Demir ile yaptığı çalışmalar sonucu hazırladığı "Faillerin Yalanı Devletin Lincini Örtmek İçin Nasıl 'Gerçeğe' Dönüştü" başlıklı rapor, olayı tüm yönleriyle ortaya koyuyor.

Gözaltı işleminin gerçekleştiği Van Çatak ve Şırnak Beytüşşebap sınırları arasında kalan kırsal alanda bulunan Çığlıca Köyü’ne bağlı Sürik (Yoğurtlu) Mezrası’nda keşif ve incelemelerde bulunan Ahmet Şık, aynı zamanda Van ve Mersin’de tanıklar, mağdur Osman Şiban ve avukatlarla görüşmeler gerçekleştirdi. Rapora göre, Van Valisi, İl Jandarma Alay Komutanı, Van Cumhuriyet Başsavcısı ve soruşturmayı yürüten Savcı ise randevu vermedi. 

Rapora göre, olayın yaşandığı Sürik (Yoğurtlu) mezrası 1989 yılında zorla boşaltıldı. Servet Turgut ile bazı köylüler, 2016 yılında mezraya dönmek için Beytüşşebap Kaymakamlığı'na başvuru yaptı. Kaymakamlık, köylülerin her yıl Mayıs ayı sonundan Ekim sonuna kadar tarlalarını ekip biçmelerine izin verdi. 

Mezrada yaşayan 50 yaşındaki Osman Şiban, 8 çocuk babası. Köylerinin boşaltılmasının ardından ailesiyle birlikte göçtüğü Mersin’de esnaflık yapıyor.

Nüfus kaydında 55 görülen, ancak gerçek yaşı 64 olan Servet Turgut ise 7 çocuk ve 3 torun sahibi. Köylerinin boşaltılmasından sonra ailesiyle birlikte önce Van merkeze, daha sonra Mersin’e, birkaç yıl sonra da Van Edremit’e göçmüş.

Raporda, olaylar kronolojik sırayla anlatılıyor. Buna göre, 8 Eylül 2020 tarihinde İçişleri Bakanlığı Van kırsalında operasyon başlatıldığını açıkladı. İlerleyen günlerde çatışmalarda 3 örgüt üyesi ile üç askerin yaşamını yitirdiği açıklandı.

Servet Turgut ve Osman Şiban, bu çatışmadan sonra, askerler tarafından bölgede yapılan arama tarama faaliyetleri sırasında gözaltına alındılar. Rapora göre, olay günü köyde çocuklar dahil 13 kişi bulunuyordu.

TANIKLAR ANLATIYOR: ASKERLER HINÇLA DAVRANIYORDU

Olay gününü anlatan tanıklar, 11 Eylül günü saat 05.00 sıralarında kuvvetli bir patlama sesi duyduklarını, yarım saat sonra da yaklaşık 1.3 kilometre ötedeki dağlık alanın olduğu yerde uçuş halinde ve iniş yapan çok sayıda helikopter gördüklerini belirtti. Raporda yer alan anlatımlara göre, köylüler gündelik işlerini görmeye başlarken, öğlene doğru Osman Şiban'ın evinin arka kısmına bir helikopter indi. İçinden çıkan silahlı 20 kadar asker, köylüleri açık bir alana topladı. Köylüler, sonrasında yaşananları şöyle anlattı:

“Herkesi köyün açıklık alanında toplayıp diz çöktürdüler. Kimlik kontrolü yaparlarken bize, ‘Buraya teröristler geliyor mu?’ ‘Kimler gelip gidiyor?’, ‘Siz teröristlere yardım ediyor musunuz?’ diye sordular. ‘Öfkeliyiz. Acımız var. Yüzbaşımızı şehit verdik. Acısını sizden çıkartırız’ diyerek birkaç kişiyi tokatladılar. Kendilerine başsağlığı diledik, 'Siz asker biz de vatandaşız ama yüzbaşı bizim de komutanımızdır. Sizin şehidiniz bizim de şehidimizdir. Buraya gelip giden olmaz. Biz de kendi işimizde gücümüzde insanlarız' dedik. Ama hınçla davranıyorladı."

Askerlerin daha sonra tehditler savurarak yaya halde köyden ayrılıp araziye dağıldığını anlatan köylüler, kendilerinin de işlerini görmeye devam ettiklerini belirtti. Servet Turgut ise diğer köylülerden ayrılarak saman çuvallamak için 700 metre mesafedeki tarlasına gitti. Askerler aynı gün saat 16.00-17.00 sıralarında yeniden köye geldi. 

OSMAN ŞİBAN YAŞANANLARI ANLATTI

Ahmet Şık'ın Mersin'de görüştüğü Osman Şiban yaşananları şöyle anlattı:

"Ben zaten evin önünde, çoluk çocuğun yanındaydım. Çay içiyordum. Tam hatırlamıyorum ama akşamdı saat 4-5 gibi vardı. Baktım Servet Turgut'u getiriyorlar. İki kolunda iki asker, arkasında da silahını beline dayamış bir başka asker olduğu halde kalabalık bir grup asker geliyorlardı. Servet’in başına çuval gibi bir şey geçirmişlerdi. İçimden, ‘Vallahi bunlar gelmiş ama çok tehlikeli askerlerdir. Acaba neden böyle yaptılar?’ diye geçirdim. Korkmuştum. Bana doğru geliyorlardı. 100-150 metre benden uzaktalarken, ‘Osman Şiban kim?’ diye bağırıyorlardı. Ben de çay içiyordum dışarda. Servet’i öyle görüp de benim adımı bağırınca bardağım elimden düştü. Elimi kaldırdım ‘Osman Şiban benim’ dedim. ‘Gel lan buraya!’ dediler. Ayağa kalktım o sırada yanıma gelmişlerdi. Servet’in kafasındaki çuval benzeri şeyi de çıkarmışlardı. ‘Servet Turgut, Osman Şiban bu mu?’ diye sordular. ‘Evet, budur’ dedi. ‘Osman Şiban bu mu, doğruyu söyle’ diye bağırıyorlardı. Tam 3 sefer sordular üçünde de öyle söyledi. Sonra benden kimlik istedi verdim. Kimliğe baktı Servet Turgut’u göstererek bana ‘Sen bu adamı tanıyor musun?’ diye sordu. ‘Tanıyorum, Servet Turgut’tur. Zaten benim yeğenimdir nasıl tanımam’ dedim. ‘Bizimle gel’ dediler ve 4-5 asker beni yakalayıp kollarıma girdiler. Ben çoluk çocuğa ‘Korkmayın. Beni geri gönderecekler, ben geleceğim’ dedim. Bizi sardıktan sonra alıp otun (samanların) olduğu yere götürdüler.”

Osman Şiban, Ahmet Şık'ın askerlerin neden adını sorarak kendisini gözaltına aldıklarına dair soruya da şu yanıtı veriyor:

“Çatışmaların yaşandığı yerlerin yakınında koçerler vardı. Koçerlere sormuşlar ‘Siz nereden geldiniz, kim sizi getirmiş buraya?’ diye. Koçer de ‘Bu yaylayı Osman bana verdi’ demiş. Adımı oradan öğrenmişler. Ben köy sahibiyim, ev sahibiyim. Asker de ‘Osman nerede?’, deyince bizim köyü söylüyorlar. Asker iki parça oluyor. Biri, bir dere var, derin bir dere, o dereden geçiyor, biri de ta bizim köye geliyor. Bizim köyün yukarda o tepeye geliyor Servet’i görüyor. Servet saman doldurmuş çuval dikiyor, elinde sujin var. Onun yanına geliyor, ne yapıyor, ne ediyor bilmiyorum, dövüyor ne yapıyor, ondan sonra diyor ki ‘Gel Osman’ı bana göster.’ Servet’i alıyor köye getiriyor.”

Rapora göre, Şiban’ın yakınları askerlerin arkasından Turgut ve Şiban’ı takip ediyor ancak askerlerin tehditleri üzerine takipten vazgeçip olan biteni izlemek için bir tepelik alana çıkıyor. Köylüler, saman çuvallanan alanda tahliye için helikopter çağırmak amacıyla bir işaret fişeği çakan askerlerin helikopteri beklerken Servet Turgut ve Osman Şiban'ı darp ettiklerini anlatıyor.

Osman Şiban'ın kardeşi Cengiz Şiban, orada yaşananları şöyle anlatıyor:

"Dört kişiydik, Osman abimin eşi, ben ve iki çocukları. Biz o tepeye vardığımızda onlar samanların oraya vardı. Biz o tepeden izliyoruz. Oradan bir tane ateş yaktı, işaret verdi. 10 dakika sürmedi helikopter indi onların etrafına. Asker böyle, bir çembere almışlardı Servet ve Osman’ı. 15-20 asker vardı. Bir grup asker bindi, Servet ve Osman’ı attılar içine, dışarda çok asker kaldı. Bunları aldılar sonra helikopter havalandı."

Cengiz Şiban, 3 gün sonra telefon çeken bir yere gittiğinde kardeşleriyle konuştuğunu ve Turgut ve Şiban’ın hastanede, yoğun bakımda olduklarını öğrendiğini anlattı.

KÖYLÜLER HELİKOPTERLE ALAY KOMUTANLIĞINA GÖTÜRÜLDÜ

Raporunda, Servet Turgut ve Osman Şiban'ı alarak havalanan helikopterin, Google Earth programına göre köye kuş uçuşu yaklaşık 90 km mesafede olan Van İl Jandarma Alay Komutanlığı’na doğru uçuşa geçtiğini düşündüklerini belirten Ahmet Şık, ayrıca Osman Şiban'a ait kişisel eşyaların, Alay Komutanlığı tarafından 2 Ekim 2020 tarihinde avukatı Jında Rugeş Koçak'a tutanak ile teslim edildiğini belirtti. Bu tutanağın, köylülerin Alay Komutanlığı’na götürüldüğünün kanıtı olduğuna dikkat çekildi. 

OSMAN ŞİBAN: HELİKOPTERDE BİZİ ÇOK DÖVDÜLER

Osman Şiban, Ahmet Şık'a helikopterin içinde neler yaşandığını ise şöyle anlattı:

“Bizi otun oraya götürdüler. Sonra baktım bir helikopter geldi oraya indi. Bizi döverek helikoptere bindirdiler. Birkaç asker de bizimle bindi ama çoğu aşağıda otun orada kaldı. Helikopterde, tam hatırlamıyorum ama 20 kadar asker vardı. Ne köyden alırken ne de helikopterin içinde bizi suçlayan hiçbir şey söylemediler. Ben öyle bakıyordum askere benim yüzüme yumruğu yapıştırdı. ‘Bakmak yasak, konuşmak yasak, sağa sola bakmak yasak’ diyerek bana vuruyordu. Yüzüme vuruyordu hep. Servet’e de vuruyorlardı.

Helikopterin içinde kaç tane yumruk ağzıma vurdular. Helikopterin içinde iki tane cenaze vardı, örgüt mensuplarıymış. Böyle poşet gibi bir çuvalın (Ceset torbası) içine torbalamışlardı. Birini açıp başını çıkarttılar, yüzünü gösterdiler ölenin. Bana ‘Sen bunu tanıyorsun’ dediler. Ben tanımıyorum, ne bileyim kimdir dedim. Beni yine dövmeye başladılar. Hatta öyle dövdü ki, başımı o poşetin üstüne düşürdü. Telsizden mi ne konuşmalar yapıyorlardı. Birbirleriyle konuşuyorlardı. ‘Van’ın kışlasına getirin’ gibi şeyler söylediklerini duydum. Kışla mı diyordu, öyle bir şey. Telsizin sesi vardı ‘Kışlaya getirin’ diye. Helikopterin içinde Servet’le konuşma monuşma hiçbir şey yok. Olmadı. Servet’e de bir kez yumruk attıklarını görebildim. Sonra başımız eğik göremedim ama helikopter içinde bizi çok dövdüler. Bir askerin, komutan mı bilmiyorum Servet’i kastederek ‘Bu ihtiyarı dövmeyin, bu ihtiyar ölecek’ dediğini duydum.” 

Osman Şiban'ın anlatımına göre, helikopterin indiği Van İl Jandarma Alay Komutanlığı içindeki piste Şiban ve Turgut'u kalabalık bir asker grubu karşıladı.

                                                      Osman Şiban yaşananları Ahmet Şık'a anlattı

‘100-150 ASKER ÜZERİMİZE ÇULLANDI’

Osman Şiban, sonrasını şöyle anlattı:

“Helikopter indi. İçindeki askerlerin de hepsi inmiş. Ben de böyle sağa sola baktım. Bizi daha indirmemişlerdi. Helikopterin içinden görünüyor. Baktım dışarıya çok asker var. Belki 100-150 tane asker var. Kuşatmış asker, hazır durumda bekliyordu. Silahı da var üstlerinde. Birisi, ‘O teröristleri indirin aşağıya’ dedi. Baktım, iki asker yukarı geldi. Önce cenazeleri attılar. Sonra bizi de attılar. Helikopterin kapısının ağzından arkamızdan aşağıya itildik. Servet’le betonun üzerine düştük. Servet’i de attılar, o da benim yanımda. Attılar. Hani yere attılar, biz de yere düştük. Biz öylece yerdeydik. Birini duydum, dedi ki ‘Ya bu terörist sağdır’, öyle duydum. Sonra o gördüğüm 100-150 asker üzerimize çullandılar. Tekmeler, yumruklar… Vallahi bizi yere sürdüler. Her birimizin başında 10 kişi, 20 kişi. 10 kişi bir kişinin üstüne geçiyordu, hepsi bize yetişip dövüyordu bizi. Bize ne yaptılar bilmiyorum. Bana ne yaptılar bilmiyorum.

Yere attılar, oradan sonra başıma geçtiler. Ezdiler başımdan. Helikopterin içinde de orada da dövdüler bizi. Dayak atarlarken ‘Teröristler’ diyorlardı bize. Biz köylüyüzdür, vatandaşız. Bize de terörist diyorlar. Artık ne kadar geçti bilmiyorum. Yerdeyken başımın üstünden geçti, ne yaptılar ne ettiler ben hatırlamıyorum. Orada ben bayılmışım. Nasıl hastaneye getirdi hiç hatırlamıyorum. Gözümü açtım baktım yanımda biri var, avukat. Ben çok korkuyordum. Ağlamaya başladım. Polisler de vardı çok. ‘Beni askere teslim etme, beni öldürecekler’ dedim. Dedi ki bana ‘Korkma. Ben buradayım. Akrabaların burada. Seni dövemezler artık.’ Ben öyle hatırlıyorum başka hiçbir şey yok. Bana bunları yaptılar.”

Rapora göre, Osman Şiban'ın aynı zamanda akrabası olan avukatı Jinda Koçak, polislerin olduğu odada Şiban'ın ağlayarak kendisine sürekli “Başıma gelmeyen kalmadı. Beni aldılar. Onlarca jandarma, asker bana vurdular. Dövdüler. Çok vurdular, çok vurdular, çok vurdular...” dediğini anlattı. Gözaltı kararı olmamasına rağmen polislerin odadan çıkmadığını ancak polis amirinin savcı ile görüşmesinin ardından odadan çıktıklarını anlatan Koçak, "Dayı sizi helikopterden mi attılar?" sorusuna Şiban'ın "Ben evet dersem daha başka şeyler çıkacak. Yine kötü şeyleri yaşatacaklar" dediğini ve polisler odadan çıktıktan sonra bile sadece "Bizi dövdüler. Çok dövdüler. Onlarca jandarma hepsi bizi dövdü" dediğini ifade etti.

HDP’DEN ÖNCE POLİSLER GELDİ

Rapora göre, Osman Şiban 20 Eylül'de tedavi gördüğü hastaneden taburcu edilerek bir akrabasının evine götürüldü. Ertesi gün HDP yöneticilerinden oluşan bir heyetin 22 Eylül’de Şiban'ı ziyaret edeceği kendilerine iletildi. Ancak HDP heyetinden önce sabah saat 05.00 sıralarında polisler gelerek Şiban'ı askeri hastaneye götürdü. Gerekçe olarak da “bazı tıbbi eksiklerin giderilmesi için savcılık talimatı" açıklaması yapıldı. 

Akşam geç saatlere kadar hastanede tutulan Şiban, ambulansla yaşadığı Mersin’e götürülmesi şartıyla bir kez daha taburcu edildi. Bir ambulans ile Mersin’e götürülen Şiban'ın tedavisi halen evinde sürüyor.

SERVET TURGUT’UN OTOPSİ İŞLEMLERİ SIRASINDA KOMUTANLAR DIŞARIDA BEKLEDİ

Servet Turgut, 30 Eylül 2020 tarihinde, 20 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitirdi. Otopsisi Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi yerleşkesinde bulunan Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nde yapıldı. Rapora göre, cenazeyi görenler Turgut'un tüm vücudunun ezildiğini, morluklar olduğunu, sanki tüm kemiklerinin kırılmış gibi olduğunu, el parmaklarının kırık ve öndeki dişlerinin olmadığını söyledi. Bir tanık, “Sanki üzerine bir kamyon hafriyat dökülmüş gibi ezilmişti.” diye tarif etti. Tanıklar, ayrıca otopsi işlemi boyunca, sivil kıyafetli olarak Van Asayiş Kolordu Komutanı Tümgeneral Hüseyin Kurtoğlu, Van İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Yüksel Yiğit ile bir binbaşı Adli Tıp Kurumu’nun önünde bekledi. 

Raporda, Mezopotamya Ajansı'nın haberleri ve kamuoyu tepkisi üzerine Valilik açıklaması hatırlatılırken, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun "helikopter inmeden kapısının açılmayacağı" açıklaması da yalanlanıyor. AA'nın geçtiği bir görüntüde Tunceli kırsalında operasyondan dönen ve askerlerin tahliyesinde kullanılan askeri helikopterin yüksek irtifada kapıları açık biçimde hareket ettiği belirtildi.

‘HELİKOPTERDEN ATILMA İDDİASININ KAYNAĞI ASKERLER’

Servet Turgut ve Osman Şiban'ın helikopterden atıldıkları iddialarının kaynağının bizzat askerler olduğu belirtilen raporda, gözaltına alındıkları andan itibaren askerlerin kaba dayak ve lincine maruz kalan Turgut ve Şiban'ın durumunun ağırlaşması üzerine 11 Eylül günü saat 19.00 sıralarında sivil giyimli jandarmalar tarafından iki ayrı araçla Özel Lokman Hekim Hastanelerinin Van’da bulunan iki ayrı hastanesine götürüldükleri aktarıldı.

Kayıtlara göre Osman Şiban, Van İl Jandarma Komutanlığı’nda görevli Fuat A. isimli astsubay tarafından hastane personeline teslim edildi. Tanıklar, Şiban'ı hastaneye getiren sivil jandarmaların sağlık personeline “Bunlar terörist. Çatışmada aldık ama getirirlerken helikopterden atlayarak kaçmaya çalıştılar” dediğini aktardı. 

Ahmet Şık’a göre, bu ifadeler kayıtlara “yüksekten düşme” ve bu dolayımla “helikopterden düşme” şeklinde girdi. 
Raporda, "Bu ifadelerden de ‘Helikopterden atlama/atılma/düşme’ iddialarının kaynağının bizzat failler olduğunu söylemek mümkün olacaktır. Askerlerin ağır yaralanmayla sonuçlanan bu dayak/linç işkencesine açıklama yapılamayacağını düşünmüş olma ihtimallerinden hareketle, hastane personeli ve çevrede bulunanlara sarf ettiklerinin değerlendirildiği bu sözler, yakınlarını hastanede koma halinde bulan ailelerce de duyulmuş ve aile durumu HDP Milletvekili Murat Sarısaç, avukatlar ve gazetecilere aktarmıştır" ifadeleri yer aldı.

Raporda, ayrıca "Tutuklanan gazetecilerin kamuoyuna ‘Helikopterden atılma’ olarak yansıyan ve iktidar nezdinde rahatsızlık yaratan işkence vakasıyla ilgili haberleri yapan kişiler olduğu düşünüldüğünde eski bir soruşturma devreye sokularak tutuklanmaları izaha muhtaçtır” denildi. 

‘RESMİ YALAN BİÇİM DEĞİŞTİRDİ’

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında “Yaptığımız tespitlere göre Servet Turgut ve Osman Şiban kalabalık bir asker grubu tarafından linç edilmişilerdir” diyen Ahmet Şık, şöyle devam etti:

“Osman Şiban’ın ifadesine göre köylüler, gözaltına alındıktan sonra helikopterle getirildikleri Van İl Jandarma Komutanlığında 100-150 askerin toplu linçine maruz kalmışlardır. Bu ağır linç sonucu komaya giren iki yurttaşımız faillerin kendisi olan askerler tarafından hastaneye götürülmüşlerdir. Olayın kamuoyuna ‘helikopterden atılma’ olarak yansımasının nedeni de faillerin suçlarını gizlemek için ortaya attıkları bir ‘resmi yalanın’ biçim değiştirmesinden ibarettir. Ölüme ve ağır yaralanmaya neden olan askerin toplu linçi olmakla birlikte ‘helikopterden atılma’ fiilinin de gerçekleştiği ancak sanılanın aksine yüksek bir irtifadan değil helikopter iniş yaptıktan sonra arkalarından itilerek beton zemine düşürme şeklinde olmuştur.” 

Şık, “Helikopterin tüm hareketliliğini belirleyen uçuş kayıtları, Van İl Jandarma Komutanlığı’nda başta linçin gerçekleştiği helikopter pistini görenler olmak üzere tüm güvenlik kameralarının olay gününe ait görüntüleri ile helikopter içinde bulunan kamera kayıtları, operasyonda görev alan asker, polis, korucu tüm güvenlik personelinin kimlikleri, işkence ve linçin gerçekleştiği olay günü Van İl Jandarma Komutanlığı’nda bulunan tüm personelin kimlikleri, sahip oldukları cep telefonlarının incelenmesi, gözaltının gerçekleştiği Sürik Mezrası ile linçin yaşandığı Van İl Jandarma Alay Komutanlığı’nda keşif ve incelemenin soruşturma makamları ile birlikte bağımsız bir heyet tarafından yapılması” gerektiğini belirtti.